ÇAKICI’YA KIRMIZI PASAPORT MİT’TEN

Çakıcı’ya kırmızı Pasaport MİT’çiden 

PAZAR, 23 Ağustos 1998

Tüm dünyada İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan yer altı dünyasının en ünlü isimlerinden Alaattin Çakıcı, 17 Ağustos 1998 günü Fransa’nın Nice şehrindeki bir otelde, koruma görevlisi Muradi Güler ve ünlü sanatçı Selçuk Ural’ın kızı Aslı Ural’la birlikte yakalanarak tutuklandı. Çakıcı Fransa’ya kaçak girmek ve sahte pasaport bulundurmaktan tutuklu olarak yargılandı.

Çakıcı’nın son kırmızı pasaportunun Pekin Büyükelçiliği’nden çalındığı ortaya çıktı.

Çakıcı’ya kırmızı pasaportu Pekin’deki MİT temsilcisi Yavuz Ataç’ın sağladığı anlaşılıyor.

Ataç, Çakıcı’ya 1980‘li yıllarda da kırmızı pasaport sağlamıştı.

ALAATTİN Çakıcı’nın üzerinden çıkan kırmızı diplomatik pasaportun üzerindeki sır perdesi, Türkiye’nin Pekin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Halit Çevik’in geçen Çarşamba günü merkeze geçtiği bir kripto ile kalkıyor. Maslahatgüzar Halit Çevik, Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e geçtiği “kişiye özel” kriptoda şu bilgiyi veriyor: “Bakanlığınızın talimatları üzerine Büyükelçiliğimiz envanterinde bulunan diplomatik pasaportların sayımı yapılmış ve bir pasaportun eksik olduğu saptanmıştır.” Pekin Büyükelçiliği’nin merkeze bu kriptoyu gönderdiği gün, Ankara’da Yenimahalle’deki MİT Merkezi’nden Pekin’e giden bir kriptoda da, buradaki MİT Temsilcisi Yavuz Ataç’ın merkeze alındığı duyuruluyor.

Pekin Büyükelçiliği’nde bir kırmızı pasaportun çalındığı gerçeğinin ortaya çıkmasıyla buradaki MİT Temsilcisi Yavuz Ataç’ın merkeze alınması kararı doğrudan ilişkili olduğu şüphesini arttırdı. Ankara’da pasaportu alan kişinin Pekin Büyükelçiliği’nde diplomatik pasaportların saklandığı gizli bölmeye girme yetkisi bulunan MİT Temsilcisi Yavuz Ataç olduğu noktasında birleşiyor.

CEM’İN TALİMATIYLA BAŞLADI

Çakıcı olayının en esrarengiz boyutunu oluşturan kırmızı pasaportun üzerindeki muammayı ortadan kaldıran süreç, Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in geçen salı günü bakanlığın yurtdışı teşkilatına gönderdiği bir talimatla başlıyor. Diplomatik pasaportlar yalnızca Dışişleri Bakanlığı taralından veriliyor. Pazartesi
günü Fransa’da yakalanan Çakıcı’nın üzerinde çıkan diplomatik pasaportun “bir şekilde” Dışişleri’nden “çıkmış olabileceği” ihtimali, Cem’i bu yönde bir incelemeye sevk ediyor. Kırmızı pasaportlar Ankara’da Protokol Genel Müdürlüğü bünyesindeki Diplomatik İşlemler Dairesi Başkanlığı tarafından veriliyor. Aynı zamanda, yurtdışındaki büyükelçilik ve başkonsoloslukların da diplomatik pasaport verme yetkisi var. Bu çerçevede büyükelçilik ve konsoloslukların envanterinde her zaman belli sayıda boş kırmızı pasaport bulunduruluyor. Cem, Salı günü bütün büyükelçilik ve konsolosluklara gönderdiği
talimatta, envanterlerindeki kırmızı pasaportların sayımının yapılmasını istiyor. Bunun üzerine bütün büyükelçilik ve konsolosluklarda bu talimatın gereği yerine getirilerek sayım gerçekleştiriliyor.

PEKİN’DEN SÜRPRİZ KRİPTO

Bütün büyükelçilik ve konsolosluklar, merkeze sayım sonucu kayıp bir pasaporta rastlanmadığını bildiriyorlar; biri hariç… Pekin Büyükelçiliği’nden çarşamba günü Ankara’ya gelen kriptoda, yapılan sayım sonucu bir pasaportun eksik çıktığı bildiriliyor. Diplomatik pasaport tahsis etme işlemleri sıkı bir şekilde kayda geçirildiğinden, bir eksik çıkması, pasaportun çalındığı gerçeğini gün ışığına çıkartıyor. Ankara’da şok etkisi yaratan bu gerçek, ikinci bir soruyu da gündeme getiriyor. Büyükelçiliğin gizli kasasındaki diplomatik pasaportu kim çaldı? Büyükelçilik ve konsolosluklarda değerli evrakın ve yüksek düzeyde gizlilik derecesi taşıyan belgelerin bulunduğu gizli bölmeye girme yetkisi olan görevliler son derece sınırlı. Büyükelçi, maslahatgüzar ve idari memurun yanı sıra MİT temsilcilerinin de bu bölüme girme yetkisi bulunuyor. Bu durum, projektörlerin birden Pekin’deki MİT Temsilcisi Yavuz Ataç’a çevrilmesine yol açıyor. Bunun bir nedeni, Ataç’ın isminin sıkça Çakıcı ile birlikte anılması. Ataç’ın 1980’li yıllarda Çakıcı’yı bir dönem teşkilata “angaje eden” kişi olduğu, Çakıcı’nın teşkilattaki ‘irtibat noktası” olduğu, Ankara’da açık bir sır niteliği taşıyor.

NEDEN SÜRATLE HAREKET ETTİ?

MİT’in bu kararı, Ankara’da hükümet çevrelerinde MİT’in Ataç’ın sorumluluğunu kabullendiği ve süratle harekete geçtiği yorumlarına yol açıyor. Bu olasılığı güçlendiren bir başka unsur da, hükümet çevrelerinden basına yansıyan şu bilgi: Daha önce yürütülen bir soruşturmada Ataç, Çakıcı’ya ilk kırmızı pasaportu MİT’in verdiğini kabul etmiş. Bu pasaport Çakıcı’ya MİT tarafından 1980’li yılların başında Fransa’da Ermeni terör örgütü Asala ‘ya karşı eylemler için kullanıldığı sırada verilmiş. İlginçtir ki, 1980’li yıllarda Çakıcı-Ataç ekseninde bir pasaportla somutlaşan işbirliği, 1998 yılında ikinci bir kırmızı pasaport olayında yeniden tekrarlanıyor

AVCI’NIN VERDİĞİ İPUÇLARI

Susurluk skandalının patlak vermesinden sonra Emniyet’in eski istihbarat Daire Başkan Yardımcılarından Hanefi Avcı, TBMM Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadede bu ol­guyu şu sözlerle açıklamıştı: “Ben İstanbul’da görev yaptı­ğım dönemde bütün konuşmaları dinliyor ve duyuyor­dum. Zaten Alaattin Çakıcı’nın ve kendi adamlarının bü­tün işlemleri eskiden beri MİT tarafından organize edili­yor. Yani yurtdışı çıkışlarına da yardımcı olunuyor. Bu çok fazla ilerletilmiş durumda. MİT’in bunu inkâr edeceğini zannetmiyorum. Çakıcı MİT’in adamı ama her iki tarafla da görüşüyor. En sıkı adamı Yavuz Ataç’tır.” Kayıp pasaportla Ataç’ın irtibatlandırılmasında, Avcı’nın verdiği ipuçlarının yanı sıra başka bir önemli gelişme de rol oynu­yor. Pekin Büyükelçiliği’nden bir pasaportun çalındığının ortaya çıktığı gün, bu büyükelçilikte idari ateşe olarak gö­züken ancak MİT’İ temsil eden Ataç da merkeze alınıyor.

NE DEDİYSE O

EMNİYET Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı’nın, Alaattin Çakıcı hakkında 16 yıl önce TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadelerin doğruluğu tek tek ortaya çıkıyor. Avcı, mafya örgütleri ve bunların devlet içindeki uzantılarıyla ilgili olarak 2 Şubat 1997de TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu’na verdiği şok ifadesinde, “Çakıcı MİT’in adamıdır. MİT’teki en sıkı adamı Yavuz Ataç’tır” demişti. Avcı, o zamanki ifadesinde, Çakıcı’ya diplomatik pasaportların MİT tarafından verildiğini ortaya atmış ve ‘’Çakıcı’nın ile kendi adamlarının bütün işlemleri eskiden beri MİT tarafından organize ediliyor. Yani yurtdışı çıkışlarına da yardımcı olunuyor. Yurtdışından Türkiye’ye girişleri takibinde de aynı şey geçerli. Hatta bu çok fazla ilerletilmiş durumda” demişti. Avcı, bu ifadesiyle, Çakıcı’ya MİT tarafından pasaport verilmiş olabileceğini ima etmişti. Avcı, Çakıcı’nın Erol Evcil adlı işadamıyla yakınlığını da belirtmişti Avcı Ticaret Bankası’nı alabilmek İçin Evcil’in Çakıcı’ya 2 milyon dolar verdiğini söylemişti. Avcı, “MİT’teki Yavuzgil (Yavuz Ataç) hemen devreye girip, işte Erol Evcil, Adil Öngen… Başka insanlarla toplantı yapılıp ‘bu adama nasıl banka açarız’ın imkânları araştırılıyor, tartışılıyor” demişti.

ATAÇ-ÇAKICI İLİŞKİSİ

Avcı, ifadesinde. Çakıcıyı koruyup kollayan üst düzey MİT yetkililerini de deşifre ederek. “Çakıcı’nın en sıkı adamı Yavuz Ataç’tır… Onlarla görüşüyor, buluşuyor, hesaplaşıyor. Çakıcı birtakım İnsanları tehdit ederse Türkiye’de hemen devreye oradaki İnsanlar girip yardımcı oluyormuş gibi…” demişti Avcı, Susurluk Komisyonu’na ve daha sonra mahkemede kendisini savunmak İçin verdiği ifadelerinde, Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım ile ilgili olarak da “Yeşil’i MİT koruyor. MİT Yeşil’e Metin Atmaca sahte adıyla yeşil pasaport verdi” açıklamasında bulunmuştu.

HAPSE BİLE ATILDI

Avcı’nın bu sözlerinden sonra, Mehmet Eymür Ankara 5 Asliye Hukuk Mahkemesi’nde “Kişilik haklarıma saldırdı” diyerek kendisi hakkında 5OO milyon liralık tazminat davası açmıştı. Ankara DGM ise Avcı’nın devlet sırrı niteliğindeki bilgileri temin edip, bunları ifşa ettiği gerekçesiyle hakkında ceza davası açmıştı. Avcı açıklamaları yüzünden tutuklanmış ve yaklaşık bir ay cezaevinde kalmıştı          

KİMDİR?

Çakıcı’nın en sıkı adamı

YAVUZ Ataç adının Türk kamuoyunun gündemine gelmesi ilk kez Susurluk skandalıyla birlikte oldu. Emniyet örgütünün önde gelen istihbaratçılarından Hanefi Avcı, TBMM Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadede Ataç’ın yeraltı dünyasıyla ilişkili olduğunu ve Alaattin Çakıcı’nın yakın dostu olduğunu söyledi. Ardından Mesut Yılmaz’ın başbakanlığındaki koalisyon hükümetinin kurulmasından hemen sonra Ataç, Pekin’e MİT temsilcisi olarak atandı. Pekin’e gidişi, dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal’ın Ataç’ı “uzaklaştırma” girişimi olarak algılandı. Bu atamada Köksal’ın, Ataç’tan duyduğu rahatsızlığın rol oynadığı söylendi. MİT Müsteşarlığı’na Şenkal Atasagun’un getirilmesinden sonra Ataç’ın merkezde önemli bir göreve getirileceği yolunda haberlerin çıkmasına karşılık, bu beklenti gerçekleşmedi. İHD Genel Başkanı Akın Birdal’a yapılan suikast girişiminin soruşturması sırasında Ataç’ın adı yeniden gündeme geldi Suikast girişiminin azmettiricisi Mikail San kod adlı Nafiz Karaca’nın sevgilisi Oya Kaya, kendisini Astsubay Cengiz Ersever ile Karaca’nın tanıştırdığını, bu kişilerin patronu olarak da Ataç’ı gösterdiğini ileri sürdü. Oya Kaya ifadesinde, “Nafiz Karacan, Yavuz Ataç’ı çok sevdiğini ve onun için çocuklarını bile öldürmekten çekinmeyeceğini söyledi” demişti Oya Kaya Yavuz Ataç hakkında şu bilgileri verdi: “Ben Mikail San ile Kuşadası’nda tanıştım. Her gece otelin gazinosuna gelip yüklü paralar kaldırıyordu. İstanbul’daki evinde bazı belgeler buldum. Onları sorduğumda, fazla meraklı olmamamı ve devletten bazı kişilerle çalıştığını söyledi. Yavuz Ataç diye bir istihbarat görevlisinden bahsediyordu Ataç ile bir yemekte tanıştım, 165 boylarındı, kilolu, esmer, gözlüklü, siyah saçlı, kahverengi gözlü, yuvarlak yüzlü bir kişiydi. Çok alkol alıyordu. Sonra bu kişi Çin’e tayin oldu “

Aşık: Bilgiyi istihbarat verdi

Devlet Bakanı Eyüp Aşık, Alaattin Çakıcı’nın kendisine dönük tehditlerde bulunduğunu, istihbarattan öğrendiğini açıkladı. Çakıcı’nın kendisinden herhangi bir talepte bulunmadığını da vurgulayan Aşık, “Ellerinde bu yönde bant bulunduğunu söyleyenler çıkıp bunu bir an önce kamu oyuna açıklasın” dedi. Aşık, şunları söyledi: “2 yıl kadar önce benimle yaptığı telefon konuşmaları sadece Türk bank olayı İle İlgiliydi. Zaten bakanlık yaptığım dönemlerde hiç aramadı. Bir saati aşkın süre konuşuyor ve insanı bunaltıyordu. Hatta uzun süren bu telefon konuşmalarından kurtulmak için bir defasında telefonunun yerini tespit edip seni yakalamıyorlar mı? Diye sorduğum da oldu. Çakıcı’nın telefon konuşmaları istihbarat birimleri tarafından dinleniyormuş. Bir defasında bana istihbarattan birileri, ‘Çakıcı sizin hakkınızda tehditler savuruyor’ dedi. Daha önce Çiller ile ilgili oyununu şimdi bize karşı kullanıyor.”

CHP: Çakıcı tetikçi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi, Alaattin Çakıcı başta olmak üzere yakalanan mafya üyelerinin, ancak “Tetikçi veya tetikçi başı” olabileceklerini bildirdi. Selvi, “Asıl bahalar Türkiye’de” sözleriyle, bu yapıyı kullananların bulunmasını istedi. Selvi, CHP Genel Merkezi’nde dün düzenlediği basın toplamışında, ekonomik sıkıntılar yüzünden halkın sabrının taşmaya başladığını da vurguladı. Selvi, Hollanda’da bulunan Hüseyin Baybaşin, İspanya’da bulunan Nejat Daş gibi pek çok ismin neden hala Türkiye’ye getirilmediğinin açıklanmasını istedi

Çakıcı’nın BMV’sinden rakı ve sucuk çıktı

Hürriyet, Çakıcı’nın Fransa’da kullandığı 7 serisi BMW’yi buldu. Polisin alıkoyduğu, Çakıcı’nın fedaisi Güler adına Almanya’nın Bonn kentinde kayıtlı aracın arka koltuklarında, ya­rısı dolu bir rakı şişesi, bir kangal sucuk, Türk konserveleri ve yarı yenilmiş Kars kaşar pey­niri bulundu. Bu yiyecekler, “Çakıcı çilingir sofralarını özlemiş” yorumuna yol açtı. Otomo­bilde ayrıca New Age tarzında besteleri olan Yunanlı sanatçı Yanni’nin bir CD’si de vardı.

Onları Fransa’da da ABD’de de yakalarız

Başbakan Mesut Yılmaz dün öğlen saatlerinden helikopterle geldiği Keşan’da, partisinin düzenlediği mitingde konuştu. Yılmaz, “Alnımız ak, başımız dik. Devletin itibarına gölge etmedik Gidip Kaddafi’nin çadırında kimsenin karşısında boyun eğmedik.” dedi. Hükümetin terörle mücadelede de başarılı olduğunu söyleyen Yılmaz, “Şimdi yaptıkları eylemler intihar eylemleridir. İşte Mısır Çarşısı’nda o Kalabalığın arasına bomba koyup kaçanları gittik, 15 gün sonra bütün çetesiyle yakaladık” dedi. Yılmaz, sözü mafya babalarının yakalanmasına getirirken de, “Hiç kimsenin yanına bırakmayız. Kanunsuzluğu, suçu Fransa’da da olsa, Amerika’da da olsa kimsenin yanına bırakmayız. Bu hükümet işbaşına geldiğinden beri mafyanın, çetelerin, vergi kaçıranların işi bozuldu. Onların işlerinin bozulması demek, vatandaşın yüzünün gülmesi demektir” diye konuştu.

SEDAT ERGİN

MİT, başına buyruk olabilir mi?

ALAATTİN Çakıcı’nın üzerinden çıkan diplomatik pasaportun izinin Pekin Büyükelçiliğinde kaybolan bir pasaporta kadar uzanması ve dikkatlerin buradaki MİT Temsilcisi Yavuz Ataç’a çevrilmesi, MİT’İ Susurluk skandalından sonra bir kez daha Türk kamuoyunun dikkatine getiriyor.

Karşımıza çıkan ilk soru şu oluyor:

Pasaportun kaybolması, bir görevlinin so­rumluluğuyla sınırlı münferit bir olay mı, yoksa merkezden onaylı bir eylem mi?

Kanaatimiz, bunun münferit bir olay oldu­ğu yolunda. Ancak böyle de olsa, Milli İstih­barat teşkilatının uğradığı prestij kaybı kar­şısında, kamuoyuna izahat verme yükümlü­lüğü ile karşı karşıya olduğu belirtilebilir.

Sorun, aslında bütün istihbarat örgütleri­nin karşılaştığı bir açmazdan kaynaklanıyor.

İstihbarat örgütleri, yeraltı dünyasından da haber almak durumundalar. Haberin alınması ise ancak bu örgütlerin içine sız­makla mümkün oluyor.

Burada sıkça başvurulan bir yöntem, bu suç örgütleri içindeki belli kişilerin angaje edilmesi oluyor.

Bu noktada tartışmalı bir alana giriliyor. Çünkü örgüte bilgi veren kişi aynı zamanda suç örgütünün içinde faaliyetini sürdürüyor. İstihbarat örgütü, sonuçta bir suçlu ile işbirli­ği içine girmiş oluyor.

Buradaki ikilemi, içinden çıkılmaz kılan bir başka pürüzlü alan daha var. İstihbarat örgütleri, belli bir kişi ya da gruba dönük bir eyleme giriştiklerinde, zaman zaman suçluların taşeron olarak kullanma yoluna gidiyorlar.

Varılan nokta, örgüt ile suçlular arasında bir “al gülüm-ver gülüm” ilişkisinin tesis edilmesi olabiliyor. Suçlu, sağladığı kolaylık­lar, verdiği servis karşılığında dokunulmazlık kazanıp, kendisini emniyete alarak örgütün nüfuzunu kullanabiliyor.

Alaattin Çakıcı’nın bazı MİT görevlileri ile yakın ilişkisinde karşımıza çıkan ve keyfi­lik unsurunu da içeren tablo, bu sorunun en çarpıcı örneğini oluşturuyor

MİT’in yakın geçmişte “ölüm makine­si” Yeşil’i istihdam edip, yürüttüğü yakın iş­birliğinde de aynı davranış kalıbı görülebilir.

Mesele, tesis edilen bu ilişkilerde sınırın nerede çizileceği noktasında düğümleniyor.

Son dönemde MİT’i konu alan pek çok skandalın, her seferinde sınırın çizilemediği işbirliği yapılarından kaynaklandığını görü­yoruz.

Çözüm, MİT içinde hukuk kurallarına sıkı sıkıya bağlı, yeni bir istihbarat etiği kavramı­nın yerleştirilmesinden geçiyor.

Bu kavramın yerleştirilmesi de tek başına yeterli değil. Aynı zamanda, uygulamada, örgütü hukukun sınırları içinde hareket et­meye zorlayacak sıkı bir denetim ve yaptırım mekanizmasının da oluşturulması gere­kiyor.

MİT’i sarsacak şok iddia

24 Ağustos 1998 Pazartesi

MİT’çi Eymür’ün karısından bomba gibi sözler

MİT’in suçlamalara hedef olan iki numaralı adamı Mehmet Eymür’ün eşi, Hürriyet aracılığıyla Çakıcı olayında deprem yaratacak açıklamalar yaptı

Çakıcı’yı MİT Müsteşarı gönderdi

İşte ortalığı sarsacak açıklamalar “Çakıcı’yı MİT elemanı Yavuz Ataç’la birlikte yurtdışına operasyona yollayan kişi, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un kendisidir. Çakıcı’yı MİT’e empoze eden de odur.”

Çakıcı’nın adamı Yavuz Ataç’tır

“Ankara’dan Çakıcı’ya bilgi aktaran yeraltı dünyasının MİT’teki temsilcisi Yavuz Ataç’tır. Onu himayesine alarak önemli göreve getiren kişi de bugün MİTin başındaki Şenkal Atasagun’dur.”

Ataç’ı eşime karşı kışkırttı

Eşim, Yavuz Ataç’ın teşkilattan atılması için birçok kez teşebbüste bulundu. Şenkal Atasagun, bunları Yavuz Ataç’a anlatıp kendisini eşime karşı kışkırttı.”

Ofisinde kocama silah çekti

“Aynı Atasagun, Amerika’ya tayin edilmemizden önce Yavuz Ataç’ın beline silah koyarak, eşimin makam odasına göndererek tehdit ettirdi ve birbir­leri ile yumruk yumruğa girmelerine neden oldu.”

Bunları herkes biliyor

“Keza Alaattin Çakıcı’yı MİT’e empoze eden de yi­ne kendisidir. Bunları eşleri dâhil bütün MİT cami­ası biliyor. Kırmızı pasaportun kimler tarafından verildiği, nasıl olsa ortaya çıkmayacak mı?”

Her şey ortaya çıkacak

“Çakıcı’yı kimlerin görevlendirdiği. Birdal olayının kilit ismi Mehmet Kulaksızoğlu ile Yavuz Ataç, Ka­şif Kozinoğlu gibi kişilerin MİT’te kimlerden himaye gördüğü de çok yakında ortaya çıkacak.”

Mehmet Eymür neden dönüyor?

“Eşimin ABD’den geri çekilmesinin Çakıcı ile iliş­kisi yoktur. Bunun nedeni, eşimin Şenkal ve yar­dımcısına ağır tenkitlerde bulunması ve kanunsuz işlemler için soruşturma istemesidir.” • 35. sayfa

Eşim anlatamadığı için ben açıklıyorum

  • Mektubu yazan Janset Eymür, Mehmet Eymür’ün ikinci eşi. Janset Eymür, “Eşimin işlerine karışmak istemem. Ama onun cevap vermesi disiplin cezaları nedeniyle engellendiği için bu açıklamaları ben yapmak zorunda kaldım” dedi.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez

İki MİT’çiye önemli suçlama

Önemli bir MİT’çinin eşi böyle bir açıklama yaptı. Janset Eymür şimdiki MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile Çakıcı’ya kırmızı pasaport veren Pekin’deki MİT’çi Yavuz Ataç’ı ağır dille suçladı:

Eşime haksız ceza verildi

“Eşime de haksız yere disiplin cezası verildiği bu olaydan hemen önce. Yavuz Ataç’ı metresi Neyzi isi

Fatih Altaylıya e-mail

Çakıcıya Kırmızı pasaport verdiği suçlamalarına hedef olan MİT’in Washington Temsilcisi Mehmet Eymür’le eşi Janset, bir toplantıda Bayan Eymür, yazarımız Fatih Altaylı’ya İnternet’le şok suçlamalarla dolu bir mektup yolladı.mli kadınla birlikte yurtdışına Çakıcı ile operasyona yollayan Şenkal Atasagun’un kendisidir.”

İşte MİTin suçlanan patronu

Eymür’ün esi Janset. MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun için şöyle dedi:

‘ Eşime hep iltifatlar yağdıran Atasagun’un simdi ‘Eymür eski Eymür değil dediği yazılıyor. Suçluluk telaşı içinde eşime ‘değişti’ demek. İnsafsızlıktır.’

Ecevit: Pasaportu Yavuz Ataç’ın verdiği doğru

  • Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit, Hürriyet’in dünkü manşetini doğruladı ve “Çakıcı’ya kırmı­zı pasaportu Pekin’deki MİT görevlisi Yavuz Ataç’ın verdiği haberi maalesef doğru. Bu kişi (Yavuz Ataç) yurt dışındadır. Türkiye’ye döndüğün­de gereği yapılacak” dedi. • Yazısı 34. Sayfada

   MİT’e kırmızı pasaport odasına girme yasağı

  • Dışişleri, büyükelçiliklerde bulunan kırmızı pasaportların saklanmasını yeni esaslara
    bağladı. Artık diplomatik pasaportların saklandığı kripto odalarına MİT mensupları giremeyecek

KABADAYI

Onun imzası, bacağa sıkılan tek kurşun

  • Çakıcı, ülkücü arkadaşı Tevfik Ağansoy’un ihbarı üzerine 12 Eylül sonrasında tutuklandı. 41 kişinin öldürülmesiyle suçlanan ülkücü arkadaşlarıyla birlikte yargılandı, 1982ye kadar cezaevinde kaldı. Serbest bırakılınca ülkücü arkadaşlarını etrafına topladı. • 20 ► Maskeli Leydi’nin yazarı Faruk BİLDİRİCİ yazdı

BİRİNCİ SAYFANIN DEVAMI

MİT’i sarsacak suçlama

Alaattin Çakıcı’ya kırmızı pasaport veren Yavuz Ataç’ı yönlendiren kişi olarak gösterilen MİT’in Washington Temsilcisi Mehmet Eymür’ün eşi Janset Eymür, cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş bir olaya imza atarak. Hürriyete çok özel açıklamalarda bulundu. Bayan Eymür, Fatih Altaylı’nın geçen hafta. ’Bir istihbarat hikâyesi’ başlıklı yazısı üzerine Hürriyete Internet aracılığıyla gönderdiği e-mail’de şimdiki MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile Çakıcı’ya kırmızı pasaport veren Pekin’deki MİTçi Yavuz Ataç’ı ağır dille suçladı. Bayan Eymür, ‘Çakıcı’yı. Yavuz Ataç’la birlikte yurtdışına operasyona yollayan MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un kendisidir. Çakıcı’yı MİTe empoze eden de Atasagun’dur” dedi. Janset Eymür’ün şok açıklamaları şöyle:

EŞİM KONUŞAMIYOR “Sayın Fatih Altaylı. 22 Ağustos tarihli yazınızı okudum. Eşimin islerine karışmak istemediğim halde onun cevap verme ve açıklama yapmasına izin vermedikleri ve kişilik haklarının savunmasını disiplin cezaları ve idari tasarruflarla engelledikleri için yazınızdaki bazı hususları ben düzeltmek durumunda kaldım.

ŞENKAL UTANSIN- İfadelerinizden Şenkal’la konuştuğunuz anlatılmakta. Benim yanımda çeşitli zamanlarda “Sen bu Ülkeye çok hizmet ettin, hiç birimiz senin yerini tutamayız” diye eşime iltifatlar yağdıran Şenkal Atasagun’un şimdi “Eymür eski Eymür değil” diyebilmesi için biraz utanması lazım. Eşimin, çizgilerinde hiçbir değişiklik olmamıştır. Esas değişen kendisidir ve bu değişim ailevi ilişkileri ve eski müsteşarla olan çekişmesine dayanmaktadır. Bu değişim, kendi başarısızlıkları ve eşimin eski müsteşar tarafından örnek gösterilen başarılı çalışmaları ve idarecilik vasıfları ile kıskançlığa, düşmanca bir tavra dönüşmüştür.

ATAÇ MAFYA TEMSİLCİSİ – Eşim, yeraltı dünyasının MİT’teki temsilcisi diye nitelediği Yavuz Ataç ile ilgili birçok teşebbüsle bulunmuş, sözlü olarak ve resmi yazılarla bu şahsın teşkilatta tutulmaması gerektiğini. Alaattin Çakıcı’ya ve yeraltı dünyasına bilgi aktardığını belirtmiştir. Şenkal ise Yavuz Ataç’ı himayesine alarak başında bulunduğu birimde önemli bir göreve getirmiş, eşimin Yavuz Ataçla ilgili teşebbüslerini Yavuz Ataç’a bildirerek onu eşime karşı kışkırtmış ve neticede Amerika’ya tayinimizden önce Yavuz Ataç’ın beline silah koyarak eşimi makamında tehdit etmesine ve birbirleri ile yumruk yumruğa girmelerine neden olmuştur.

ATASAGUN GÖNDERDİ- Eşime de haksız yere disiplin cezası verildiği bu olaydan hemen önce Yavuz Ataç’ı metresi Neyzi isimli kadınla birlikte yurtdışına Alaattin Çakıcı ile birlikte operasyona yollayan Şenkal Atasagun’un kendisidir. Keza Alaattin Çakıcı’yı MİT’e empoze eden de yine kendisidir. Bunları eşleri dâhil bütün MİT camiası biliyor. Bunlar nasıl olsa ortaya çıkmayacak mı? Kırmızı pasaportun kimler tarafından verildiği. Çakıcı’yı kimlerin görevlendirdiği Birdal olayının kilit ismi Mehmet Kulaksızoğlu’nun kimlerin himayesinde olduğu, Yavuz Ataç, Kaşif Kozinoğlu gibi kişilerin MİT’te kimlerden himaye gördüğü nasıl olsa ortaya çıkacak. Onun için suçluluk telaşı içinde eşime değişti demek onu bütün olayların içinde gibi göstermek insafsızlıktır.

EŞİM NEDEN DÖNÜYOR? – Eşimin geri çekilmesinin Alaattin Çakıcı ile bir ilişkisi yoktur. Geri çekilmesinin nedeni eşimin Şenkal ve yardımcısına resmi yazışmalarda ağır tenkitlerde bulunmasından ve birçok kanunsuz İşlem için soruşturma açılmasını istemesinden kaynaklanmaktadır. Siz ondan duyduklarınızı tetkik etmeden yazmakta biraz acele etmişsiniz. Biraz gelişmeleri bekleseydiniz iyi olurdu. Zaman içinde kimin ne olduğu, kimin ne yaptığı, devleti ve devletin yöneticilerini kimlerin kandırdığı ortaya çıkacaktır.”

YAZARIMIZ FATİH ALTAYLI NE YAZMIŞTI?

 Fatih Altaylı 22 Ağustos Cumartesi günkü Hürriyet’te çıkan “Bir istihbarat hikâyesi” başlıklı yazısında şu iddialara yer vermişti: “MİT’in uzunca bir süre başsız, daha doğrusu çok başlı olduğu Çiller döneminde, teşkilatta pek çok karışıklık yaşandı. Değişik gruplar, değişik amaçlarla operasyonlar yaptılar. Bu operasyonların kimi ülke çıkarınaydı, kimi ülke çıkarı arkasına gizlenmiş şahsi çıkarlardı.

MİT içindeki birtakım güçlü ve eski isimler arasında rekabet yaşanıyordu. MİT’çiler arasında illegal yollara sapanlar, MİT’in şirket içi operasyon kurallarını ihlal edenler dahi oldu. Türk, İtalyan, Rus ve Amerikan mafyalarıyla geçmişten kalan ilişkileri kullananlar, mafyayı kontrol edebileceğini düşünenler çıktı. Bunu bir dönem becerdiler de…

Ancak özellikle 1995ten sonra iş çığırından çıkmaya başladı. Eski ilişkilerinden dolayı, faydalı olur umuduyla, Mehmet Eymür tekrar MİT’e döndürüldü. Ancak Eymür eski Eymür değildi…

MİT’i bilmeyen Sönmez Köksal bu itişmeyi izledi ama anlayamadı, kavrayamadı…

Şenkal Atasagun bu duruma da dur dedi. MİT’İ toparladı ve asli görevine döndürdü. Çünkü çekirdekten istihbaratçıydı ve kime dur diyeceğini biliyordu.

MİT’in önemli isimlerinden Yavuz Ataç ve Mehmet Eymür yurtdışı görevlere yollandılar. Amaç bu İkiliyi etkisiz hale getirmekti.

Bu iki postalama operasyonu MİT’le devlet- mafya bağlantılarında bir operasyona girişileceğinin göstergeleriydi.

Çakıcı’nın yakalanmasından birkaç gün önce Eymür sessiz sedasız Türkiye’ye çağrıldı. Yavuz Ataç’a da Türkiye’ye dönme talimatı verildi. Eymür’ün dönüşü şöhretinden ötürü haber oldu ama Devlet-Çakıcı bağlantılarında Eymür kadar etkili olan Ataç’ın döneceği haberi basın tarafından çok önemsenmedi.

Bu operasyonla, devlet yıllarca kullandığı ancak 1995 yılından itibaren kontrolünü tamamen elden kaçırdığı bir gruba, ‘İşiniz bitti’ mesajını verdi. Eller deterjanla yıkandı.”

Çekirdekten ilk müsteşar     

Halen MİT Müsteşarlığı görevini yürüten Şenkal Atasagun, son dönemde çekirdekten yetişip teşkilatın en tepesine kadar yükselebilmiş ilk MİT’çi. 57 yaşında, Galatasaray lisesi mezunu. Fransa’da Grenoble Üniversitesi’nde siyaset bilimi öğrenimi gördü, 1967 yılında MİT’e katıldı. Yurtiçi ve dışında pek çok kademede görev yaptı. İstanbul Bölge Başkan Yardımcılığı ve Ankara Bölge Başkanlığı yaptıktan sonra MİTin en kritik görevlerinden biri olan Operasyon Başkanlığını üstlendi. Yaklaşık üç yıl süreyle bu görevde bulunduktan sonra, 1997 Ağustos ayında Londra Temsilcisi oldu. Londra’da altı ay kalabildi ve 8 Şubat 1998’de Sönmez Köksal’dan boşalan MİT Müsteşarlığı görevine getirildi.

Eymür’ün Çerkez kökenli cesur eşi

Mehmet Eymür’ün ikinci eşi Anne ve baba tarafından safkan Çerkez. Ailesi Kafkasya’dan Türkiye’ye göç eden Janset Eymür, Çerkez kadınlarının tüm özelliklerini taşıyan, son derece alımlı ve güzel bir kadın. Mehmet Eymür’le bir yakınları aracılığıyla tanıştığında henüz üniversite öğrencisiydi. Bir MİT mensubunun eşi olmayı aklından bile geçirmediği sırada bir yakınları vasıtasıyla tanıdığı Eymür’e aşık oldu. Güzel sanatlar eğilimi alan gencecik bir kızken, MİT’te adı üzerinde en fazla spekülasyon yapılan elemanı ile hayatını birleştirerek, kendisini zorlu oldukça sert bir hayatın içinde buldu.

Ünlü MİT Raporu kamuoyunda patladıktan sonra eşiyle ilgili suçlamalar bir biri ardına sıralanırken, Eymür’e en büyük desteği veren genç esiydi. Janset Eymür, büyük bir güvenle bağlandığı eşini hep korudu. Evliliklerinin birinci yılında doğan Ayşe isimli kızları şimdi 10 yaşında. Şimdiye kadar eşinin bir gölge gibi daima arkasında olan genç kadın ilk kez büyük suçlamalar içeren bir açıklamayla kamuoyu önüne çıkıyor, Janset Eymür’ün bu çıkışı, Mehmet Eymür’ün kendisi hakkındaki suçlamalara karşı bundan böyle sessiz kalmayacağı biçiminde yorumlanıyor.

Türkiye’yi sarsan ünlü raporu yazdı

Mehmet Eymür’ün babası da MİT’çiydi, Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra MİT’e girdi. 1983 yılında kurutan MİT Kaçakçılık Şubesi’nin başına müdür olarak atandı. Bu görevdeyken Emniyet
Kaçakçılık ve Harekat Daiesi Başkanı Atilla Aytek’le birlikte meşhur ‘Babalar Operasyonunu gerçekleştirdi. O dönemde aralarında Dündar Kılıç ve Behçet Cantürk’ün de bulunduğu yeraltı dünyasının ünlü isimlerini sorguladı. Hazırladığı ve Necdet Üruğ, Ünal Erkan ve Mehmet Ağar’ı hedef alan ünlü MİT Raporu basına sızınca, Türkiye’de büyük gürültü koptu. Gelen tepkiler üzerine, 10
Haziran 1988’de emekli olmak zorunda kaldı. Emekli olmadan önce, MİT’te birlikte çalıştığı emekli Yarbay Korkut Eken’le birlikte Antalya’da buz fabrikası kurdu. Daha sonra ortaklık bitti ve iki dostun yolları ayrıldı. DYP lideri Tansu Çiller’in başbakan olmasından sonra 31 Ocak 1995te MİT’e geri döndü ve oluşturulan Kontr-Terör merkezinin yöneticiliğine getirildi. Susurluk olayının patlak vermesinden
sonra Tarık Ümit cinayetinden Özel timci polisler ve Emniyet Özel Harekat Başkanı İbrahim Şahin’i sorumlu tuttu.

Susurluk olayı soruşturmasında Emniyet istihbarat Dairesi eski Başkan Vekili Hanefi Avcı tarafından Yeşil kod adlı Mahmul Yıldırım’ı koruyup, kollamakla suçlandı. Daha sonra Yeşil’i operasyonel amaçlar için istihdam eden kişinin o olduğu ortaya çıktı. Yılmaz, 1997 yılında başbakan okluktan hemen sonra onu Washington’a gönderdi. Kısa bir süre Önce de merkeze alındı.

2 sürpriz isim

-JANSET Eymür, Hürriyet’e açıklamasında Kaşif Kozinoğlu ile Mehmet Kulaksızoğlu adlı iki sürpriz kişiden de söz etti. İşle bu iki kişiyle ilgili ayrıntılar:

KOZİNOĞLU Binbaşı- Kaşif Kozinoğlu adı ilk kez İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Susurluk skandalından sonra yazdığı “Çiller Özel Örgütü” adlı kitapta geçti. Perinçek’e göre Kozinoğlu Çiller ekibinin özel kuvvetlerle bağlantısını sağlıyordu. Aydınlık dergisinin gündemde tuttuğu Kozinoğlu’nun şu sıralar Doğu Türkistan’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin karşı bağımsızlık mücadelesi veren kadroları eğittiği ileri sürülüyor. Başka kaynaklara göre Kozinoğlu, Afgan General Dostum’un’un mücahitlerini eğitmekle görevli.

KULAKSIZOGLU -Cemal Kulaksızoğlu adı ise ilk kez İHD Genel Başkanı Akın Birdal’ın suikastçıları hakkında açılan soruşturma sırasında ‘azmettirici’ olarak duyuldu. Mikail Sarı ve Nafiz Karacan sahte isimlerini kullandığı açıklandı. Kulaksızoğlu’nun TİT’i (Türk İntikam Tugayı) yeniden canlandırmaya çalıştığı biliniyor. Birdal suikastı sanıklarının elebaşlarından Semih Tutan Gülaltayv, Kulaksızoğlu’nun, MİT’çi Ataç’ın çok yakın adamı olduğunu belirtip. “Kendisi sık sık Pekin’e Ataç’ın yanına gidip geliyordu” diye konuştu Kulaksızoğlu Birdal suikastının azmettiricisi olarak aranmasına rağmen bir türlü yakalanmı­yor. Kulaksızoğlu’nun sevgilisi Oya Kaya, Birdal soruşturması sonunda polise ifadesinde, kendisini suikastçı Astsubay Cengiz Ersever ile Kulaksızoğlu’nun tanıştırdığım belirtti. “Kulaksızoğlu Ataç’ı çok sevdiğini ve onun için çocuklarını hile öldürmekten çekinmeyeceğini söyledi’” diye konuştu,

MIT’e kırmızı pasaport yasağı

DIŞİŞLERİ Bakanlığı ani bir kararla, büyükelçiliklerde bulunan kırmızı pasaportların saklanmasını yeni esaslara bağladı. Artık diplomatik pasaportlar yalnızca Dışişleri görevlilerinin ‘fiziki kontrolünde olacak. Böylece MİT temsilcileri diplomatik pasaportlara ulaşamayacak. Alaattin Çakıcı’nın üzerinde bulunan kırmızı pasaportun Pekin Büyükelçiliği’nde görev yapan MİT temsilcisi Yavuz Ataç tarafından
alındığının saptanması, Dışişleri Bakanlığı’m diplomatik pasaportların emniyetli muhafaza edilebilmesi için yeni önlemler almaya itti. Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in büyükelçiliklere gönderdiği talimatla kırmızı pasaportların yalnızca ‘Bunlar üzerinde tasarrufta bulunmaya yetkili bakanlık mensuplarının kontrolü altına alınması istendi.  Eski uygulamada kırmızı pasaportların. İlgili büyükelçilikte MİT mensupların da girebildiği kripto odalarında (Strong room) saklanmaktaydı. Yavuz Ataç’ın da pasaportu buradan aldığı anlaşıldı. Buna karşılık, yapılan yeni düzenlemeyle diplomatik pasaportlara dışişleri dışındaki devlet görevlilerinin ulaşabilmesi kesin bir şekilde önlenecek. Bakanlık büyükelçiliklere gönderdiği bu talimatında ayrıca pasaportların envanter sayımının düzenli olarak yapılmasını da kurala bağladı.

Normalde her büyükelçilikte zimmete kayıtlı belirli sayıda kırmızı pasaport bulunuyor ve bu pasaportların belirli aralıklarla kontrol edilmesi gerekiyor. Dışişleri, ayrıca kırmızı pasaportlarında eskisi gibi kolay taklit edilmesinin önüne geçebilmek için bir radikal karar daha aldı. Alaattin Çakıcı’nın üzerinden çıkan kırmızı pasaportun sayfalarının üzerinde bulunan numara, resmi devlet damgası ve diğer özel işaretlerin kolaylıkla taklit edilebileceğinin ortaya çıkması üzerine, tüm kırmızı pasaportların değiştirilmesi için çalışma başlatıldı Dışişleri, Başbakanlığı kırmızı pasaportların uluslararası standartlara getirilmesi için teklifte bulunacak. Yeni kırmızı pasaportların hangi özelliklere sahip olacağı, taklit edilmesinin ne şekilde imkânsız hale getirileceği konularını belirlemek üzere bakanlıkta da bir çalışma grubunun oluşturulduğu öğrenildi.

   PAZARTESİ, 24 Ağustos 1998 – DEVAM SAYFASI

Türkiye Çete Cenneti

Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın raporuna göre Türkiye tam anlamıyla bir çete cenneti. Ulusal ve lokal bazda faaliyet gösteren tam 41 çete var. Bunlardan 10’u ulusal bazda, diğerleri lokal bazda faaliyet gösteriyor. Samsun İstanbul’dan sonra en fazla çetesi olan il.

EMNİYET Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca hazırlanan ‘Çete Raporu’nda, Türkiye’nin çete cenneti olduğu ortaya çıktı. Rapora göre, ulusal veya lokal bozda
fâaliyet gösteren tam 41 çetemiz var. Bu oluşumlar içinde kaç kişinin bulunduğu ise bilinmiyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü, çeteleri ‘ulusal’ ve ‘lokal’ diye ikiye ayırdı. Rapora göre Alaattin Çakıcı, Kürşat Yılmaz, Sedat Peker, Kasım Gençyılmaz, Hadi Özcan, Ahmet Tekin Baykal, Ahmet Uğur Soylu’nun da aralarında bulunduğu çetelerden 10‘u ulusal bazda vukuat işlerken, diğerleri lokal alanda, sadece kendi illerinde veya semtlerinde eylem yapıp, diğer illere karışmıyorlar. Lokal çeteler en çok Samsun’da bulunuyor. Samsun, 8 ayrı çetesiyle en çok çetesi bulunan iller arasında İstanbul’un ardından ikinci sırada yer alıyor.

Kayıtlara göre, çeteler bu yıl adam kaçırma, cinayet, çek senet tahsilatı, gasp, uyuşturucu, kadın kaçırma gibi 108 ayrı vukuat işlediler. Bu olaylarla ilgili 669 çete mensubu yakalandı, 365 kişi ise aranıyor. Organize suçlarla ilgili yapılan operasyonlarda 189 tabanca, bu tabancalara ait 2430 mermi. 33 Kalaşnikof marka uzun namlulu silah, bu silahlara ait 5300 mermi. 250 G-3 piyade tüfeği mermisi. 7G9 BKC tipi fişek 33 av tüfeği. 3 LAV silahı. 5 el bombası ve 10 roket ele geçirildi.

Polis raporunda Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın adı da ‘çete lideri’ olarak yeniliyor. Birçok faili meçhul olaya adı karışan Yıldırım, emniyet kayıtlarına İHD Genel Başkanı Akın Birdal’ı Öldürmeye teşebbüs eden çetenin lideri olarak geçiyor.

 

Polisin rapor haline getirdiği çetelere göre, çetelerin liderlerinin adları, faaliyet alanları ve bölgeleri şöyle:

►           Alaattin Çakıcı Devlet ihalelerinin korku, tehdit, baskı yöntemiyle istediği kişide kalmasını sağlamak. Çek-senet tahsilatı, adam öldürmeye ve yaralamaya azmettirmek. Faaliyet yeri, İstanbul ve Ankara merkez olmak üzere tüm yurt geneli ve uluslar arası arena.

►           Kürşat Yılmaz (Bulgaristan’da tutuklu) Çek-senet tahsilatı, adam öldürmeye ve yaralamaya azmettirmek, Faaliyet yeri İstanbul merkez olmak üzere tüm yurt.

►           Sedat Şahin (tutuklu) Çek senet tahsilatı, ihaleler, adam öldürme, yaralama, fidye isteme faaliyet yeri İstanbul ve Samsun.

►           Hadi Özcan (tutuklu) Adam yaralama, cezaevinden talimatla suça azmettirme, cezaevinde şahıslardan haraç alma, yaralama, kurşunlatma, çek senet tahsilatı, adam kaçırma, oto çalma. Faaliyet yeri Kocaeli, Adapazarı, Bursa, Rize, İstanbul, İskenderun, Antalya, İzmir.

►           Ahmet Tekin Baykal (tutuklu) Tehditle para tahsili, adam öldürmek, haraç toplamak. Faaliyet yeri İzmir, Aydın.

►           Zeki Çatalo (öldürüldü, adamları faaliyette) Adam yaralama, görevli memura silahlı muhalefet. Faaliyet yeri Ankara, Muğla.

►           Sedat Peker (teslim oldu) Adam kaçırma, tehditle para alma, adam öldürmeye azmettirme. Faaliyet yeri İstanbul ve çevre iller.

►           Paşa Yıldırım (firari) Silahlı teşekkül oluşturma, silah zoruyla senet imzalattırma. Faaliyet yeri Bursa.

►           Kadir Sayın (tutuklu) Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, ölümle tehdit, ihaleye fesat karıştırma, Faaliyet yeri Sakarya.

►           Şenol Acar (firari) Polis memurunu yaralama, gasp, suçluları kaçırmak, patlayıcı madde bulundurmak. Faaliyet yeri Sakarya.

►           Erol Sakıp Dizmen (firari) Adam kaçırma, fidye isteme. Faaliyet yeri Bursa.

►           Ekrem Tutar (firari) Adam kaçırma, fidye isteme. Faaliyet yeri Sakarya.

►           Tahsin Horasanlı (firari) Adam kaçırma, işyeri ve oto kurşunlama, fidye isteme. Faaliyet yeri Bursa.

►           Burhanettin Türkeş (firari) Adam öldürmeye teşebbüs, haraç isteme, ızrar, tehdit. Faaliyet yeri Bursa.

►           Hasan Arştan (firari) Adam öldürmeye azmettirme, adam öldürmeye teşebbüs, fidye isteme. Faaliyet yeri Bursa.

►           Savaş Kibar (tutuklu) Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, işyeri kurşunlatma.

Faaliyet yeri Kocaeli.

►           İsmail Halil (tutuklu) Organize suç çetesi oluşturmak, silahla adam yaralamak, azmettirmek.

Faaliyet yeri Kocaeli.

►           Oktay Şenoğlu Şantaj, tehdit ve zorla para toplama, silahlı adam gasp etme. Faaliyet yeri Kocaeli.

►           Ahmet Uğur Soylu Çek-senet tahsilatı, haraç isteme, Faaliyet yeri Kocaeli, İstanbul, İzmir.

►           İsmail Kısakaya Çek-senet tahsilatı yapmak, müessir fiil. Faaliyet yeri Eskişehir.

►           Osman Kürşat Demirdöğen (tutuklu) Teşekkül oluşturarak şartlı tehdit, suça azmettirme, yaralama. Ateşli Silahlar Yasası’na muhalefet. Faaliyet yeri Eskişehir.

►           Abdulkadir Gençyılmaz (tutuklu) Adam öldürme, kurşunlama, tehditle para alma, gasp. Faaliyet yeri Ankara, Kocaeli, Bolu.

►           Mahmut Yıldınm (Yeşil kod adlı, firari) İHD Genel Başkanı Akın Birdal’ın vurulması- Haraç toplamak.

►           Fehmi Akar (firari) Gasp, darp, tehdit, suça yardım, azmettirme. Faaliyet yeri Kayseri.

►           Sobacı kod adlı Mustafa Oğan (firari) Cürüm işlemek için çete oluşturmak, adam yaralama, korku ve panik yaratma. Faaliyet yeri Kayseri.

►           Hüseyin Hıfzı Ak Adam kaçırma, senet tahsilatı. Faaliyet yeri Aydın.

►           İbrahim Halil Temizoğlu Adam kaçırmaya teşebbüs, hürriyeti tehdit. Faaliyet yeri Muğla,

►           Mustafa Keser Tehdit, haraç isleme. Faaliyet yeri İstanbul.

►           Tellioğlu lakaplı Mehmet Öztel Çek-senet tahsilatı. Faaliyet yeri İstanbul.

►           Mehmet Köymen (tutuklu) Adam Öldürme ve yaralamaya azmettirme, silahlı işyeri baskını. Faaliyet yeri İstanbul.

►           Aydın Çetinkaya Adam öldürmeye teşebbüs, adam öldürmeye azmettirme, uyuşturucu. Faaliyet yeri İstanbul.

►           Ahmet Çağman-Süleyman Varlı (tutuklu) Genelevlerde sahte belgelerle izinsiz kadın çalıştırmak.  Faaliyet yeri Akhisar, Eskişehir, Tire, Gaziantep, Kastamonu, Kırklareli, Balıkesir genel evleri.

►           Fevzi Yedigöl Adam kaçırma. Ateşli Silahlar Yasası’na muhalefet

►           Eyüp Atmaca (firari) işyeri basma, iki kişiyi öldürme, halk üzerinde baskı ve şiddet kumu, çek-senet imzalatma. Faaliyet yeri Samsun

Hidayet Vurgun (tutuklu) Devleti dolandırmak, kara para aklamak. Faaliyet yeri Samsun

►           Sürmeli Demirci (firari) Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, adam öldürmeye azmettirmek. Faaliyet yeri Samsun

►           Bülent Özdemir (firari) işyeri basmak, iki polis memurunu yaralamak. Faaliyet yeri Samsun

►           Ehat Akyol Çek-senet tahsil etmek, taammüden adam öldürmek ve yaralamak, suçu azmettirmek. Faaliyet yeri Samsun

►           Orhan Salman (firari) Çek-senet tahsilatı, zorla adam kaçırmak, öldürmek kastıyla denize adam atmak. Faaliyet yeri Samsun

►           Ahmet Yılmaz Halkı kurku ve panik yaratmak, ticaret serbestliğini engellemek. Faaliyet yeri Samsun

►           Selahattin Yılmaz Çek-senet tahsilatı. Kıraç almak, etinim işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, Faaliyet yeri Samsun,

Başbakanlık Konutu’nda istihbarat zirvesi 

BAŞBAKAN Mesut Yılmaz, dün İstanbul’dan döner dönmez Başbakanlık Konutu’nda Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican ve MİT Müsteşarı Şenkal Ataşagun’la bir araya geldi. Sabaha kadar süren görüşmede Alaattin Çakıcı’nın üzerinde bulunan kırmızı pasaport ve kaçaklar hakkında görüş alışverişinde bulunulduğu öğrenildi.

Bir süredir Ankara dışında bulunan Yılmaz dün İstanbul’da partisinin il kongresine katıldıktan sonra Ankara’ya döndü. Yılmaz, uzun süredir ayrı bulunduğu Ankara’ya döner dönmez mafya operasyonunun iki kilit ismi MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve Emniyet Genel Müdürü Bilican ile Başbakanlık Konutu’nda bir araya geldi. Günün ilk saatlerine kadar süren toplantıda Çakıcı’ya verilen kırmızı pasaportun elde edilmesinden MİT ve Emniyetin bundan sonra ortaklaşa gerçekleştirecekleri operasyonlara kadar birçok konunun ele alındığı öğrenildi. Toplantıda ayrıca yapılan çalışmalar hakkında Yılmaz’a brifing de sunulduğu bildirildi.

Demirel: Hiçbir şey gizli kalamaz

CUMHURBAŞKANI Süleyman Demirel Alaattin Çakıcı’nın üzerinde bulunan kırmızı pasaport ile ilgili olarak Pekin Büyükelçiliği’ndeki MİT temsilcisi hakkında iddialar üzerine, hiçbir şeyin gizli kalamayacağım söyledi. Demirel. “Eğer ortada bir kanunsuzluk varsa araştırılır ve kanunların suç teşkil ettiği fiili işleyenlerin yakasına yapışılır. Halen haber şeklindedir. Devletin ilgili makamları gerekli soruşturmayı, kovuşturmayı yapmaktadır. Gerçeğin ne olduğunu bulur, çıkarır, biraz sabırlı olun” şeklinde konuştu. Tuzla’daki evine gelen Demirel kendisini izleyen gazetecileri kabul ederken yöneltilen sorulan cevapladı Demirel, “Türkiye’de 8 tane çete ortaya çıkarılmış, 669 çete mensubu yakalanmış bu sene. 41 çete lideri bulunduğu raporlarda mevcut. Devlet kimin neyle uğraştığını biliyor ve hukukun içinde kalarak, kanunu hâkim kılarak, bunları önlemek için gayret sarf ediyor. Devlet, kanunsuzluk yapmayı aklına koymuş bulunan kişi, ister çete, ister mafya, ister terörist olsun, onun kullandığı metotları kullanmaz. Devlet onu kullanmaya kalkarsa, devlet de hukukun dışına çıkar” dedi.

Ecevit: Pasaportu Ataç’ın verdiği doğru

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Ecevit, Hürriyetin, Çakıcı’ya kırmızı pasaportu MİT görevlisi Yavuz Ataç’ın verdiği haberini doğruladı. Ecevit, “Maalesef doğru evvela MİT ne yapılması gerektiğini düşünecek. Sonra hukukun gereği yapılacak” dedi. Ecevit, “Bu kişi (Yavuz Ataç) yurtdışında Türkiye’ye döndüğünde gereği yapılacak” şeklinde konuştu. Ecevit, kendisinin de görev yaptığı hükümetten biri ANAP’lı Devlet Bakanı Eyüp Aşık olmak üzere iki bakanın Çakıcı ile görüşmesi konusundaki soruları yanıtlarken de bakanlara sahip çıktı. Ecevit, “Önemli olan bakanlar mı Çakıcı’yı aradı, yoksa Çakıcı mı bakanları aradı? Çakıcı bazı kişileri arayarak görüşüyor. Bir bakan arayıp görüştüyse, o zaman ciddi bir durum doğar. Ama anladığım kadarıyla öyle bir şey yok” dedi. Ecevit son günlerde yaptığı operasyonlarla kamuoyunda büyük takdir toplayan Emniyet Genel Müdürü Necati Billcan’ı da övdü Geçtiğimiz haftalarda Başbakan Mesut Yılmaz’ın görevden alma girişimini engelleyerek Bilican’nın görevde kalmasını sağlayan Ecevit  “Bilican’dan memnunuz, tüm bu uygulamalarının arkasındayız” diye konuştu. Ecevit, Bilican’ın Çakıcı ile ilgili olarak yaptığı, “Bu olay Susurluk’tur” değerlendirmesine de katılarak “Bu olay, Susurluk’un çözülme aşamasıdır. Emniyet ile MİT arasındaki kopukluk ortadan kalktı. Bu da son günlerdeki başarılı operasyonlarda önemli bir etken oldu” dedi.

MGK’nın gündemi; Mafya

MİLLİ Güvenlik Kurulu, çeteci Alaattin Çakıcı’nın yakalanmasıyla ilgili gelişmeleri içeren raporu gündemine aldı. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Dışişleri Bakanlığı’nca ortaklaşa hazırlanan raporda Çakıcı’nın nasıl yakalandığı Türkiye’ye iadesi, kırmızı pasaportu nasıl aldığı konuları masaya yatırılacak. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başkanlığında buğun toplanarak MGK’da, Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican ‘Çakıcı brifingi’ vermek. Ay sonunda görev sünesi sona erecek Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve Jandarma Genel komutanı Orgeneral Fikret Özden Boztepe’nin son kez katılacakları MGK toplantısında, çeteler etrafındaki kıskacın hızla daraltılması ve tamamen etkisiz hale getirilmesi istenecek. Emniyet teşkilatının organize suç örgütlerine yönelik başarısının toplantıda vurgulanması ve bunun toplantı sonrası yayınlanan bildiriye yansıması bekleniyor.

 

Türkiye için önemliyim

FRANSA’DA yakalanan Mafya lideri Alaattin Çakıcı’nın ilişkileri, ifadeleri, eylemleri, iş dünyasından, siyaset dünyasına, devletin en üst kademesine dek hemen her kesimi karıştırmaya devam ediyor. Herkes kendince basında dile getirilenleri yalanlamaya çabalarken Çakıcı, devletle ilişkilerini, Belçika polisi ağır suç masasından üç müfettişe verdiği ifadede, özellikle devletle ilişkiIerini çok somut bir şekilde ortaya koydu:

“Ben Türkiye için çok önemli bir biriyim ve Türkiye beni korumak zorunda.”

Çakıcı’nın ifadesi, ibret verici nitelik te ”Devlet adına mı çalışıyordunuz?” sorusuna yanıt veremeyeceğini belirten Çakıcı’nın şu sözleri, her şeyi net bir şekilde açıklıyor: “Türkiye’de her şey olur. Yeter ki tanıdıklarınız olsun.’

İşte Çakıcı’nın Belçika polisine verdiği ifadenin tam metni:

►           20.11.l997 tarihinde Belçika’nın Zaventem Kenti’ndeki Holiday İnn Oteli’nde bir gece kaldığınızı, barda üç kişi ile viski içtiğinizi ve hesabı Fikret Yargıcı adına kredi kartıyla ödediğinizi biliyoruz. Bu tarihte neden Brüksel’e gittiniz?

►           Brüksel’de oturan Kaya adında bir arkadaşım vardı. Onu görmek için gittim, özel bir arkadaşımdı ve aramızda alacak verecek davası vardı.

►           Neden geldiniz ve Brüksel’de neler oldu?

►           Kaya benim 15 yıllık arkadaşım. Hiç sormayın, soyadını bilmiyorum. Adresini de. Hollanda’da Danhaag Kenti’ndeydim. Orada Elazığlılar Lokali var. Orada olduğumu öğrenmiş, beni çağırdı. Belçika’dan Orhan adında bir bankacıdan çok büyük bir alacağı var. Bunu nasıl alırız diye bana akıl danıştı,

►           Siz nasıl cevap verdiniz?

►           Kanuni yollara müracaat et, dedim.

►           Arkadaşınız kanuni yollara müracaat etmiş mi?

►           Onu bulun ona sorun.

►           Soramıyoruz, çünkü Kaya o tarihten beri kayıp.

►           Onu bilemem ben o tarihten beri hiç görmedim.

►           O tarihten bir gün sonra, bu bankacı Orhan, savcılığa şikayette bulunarak sizin tarafınızdan tehdit edildiğini ve korunmak istediğini beyan etti.

►           Herkes her şeyi söyler, ben bunları bilemem.

►           Tabii, ama neden sizin için böyle desin?

►           Ben bu adamla hiç görüşmedim. Belki Kaya benim adımı söyleyerek aramıştır.

►           Aynı akşam sizin iki arkadaşınız Brüksel’de geçici ikamet eden Burhan Papila adında bir Türkü otelinize zorla getirdi. Bu Türk’le görüşme yaptınız ve bu Türk aynı gece Belçika’dan ayrıldı. Daha doğrusu kayboldu.

►           Bunları takip ettiyseniz neden bana soruyorsunuz? Bu kişi, benim Türkiye ‘den çok iyi tanıdığım bir arkadaşım. Şimdi onu da soracaksınız kim diye. Adı Selim. Herkes Tilki Selim diye tanır. Onun bir doktor arkadaşının bacanağı imiş. Bu Burhan, onu ve bacanağını ve birçok kişiyi dolandırmış. Sizin polisinize de resmi şikâyetlerde bulunmuş. Ama siz bu adamı bulamazsınız. Selim bana rica etti ve bulduk. Otele kendi rızasıyla geldi ve durumu anlattık. Türkiye’ye dön ve borçlarını öde dedik, söz verdi. Ama aynı gece İngiltere’ye kaçmış, sonra da kaybolmuş. Büyük bir olay değil.

►           Selim kim?

►           Avrupa’da uyuşturucu ticareti ile uğraşanların korkulu rüyasıdır. Dünyanın bütün polis teşkilatı tanır. Ama siz nasıl tanımıyorsunuz? Benim çok yakın dostumdur. Ama adresini bilmiyorum.

►           Soyadı yok mu?

►           Onun soyadı yok ama bilsem de söylemem.

►           Neden?

►           Ona kötülük yapmak istemem, çünkü dostum.

►           Ama başkalarına kötülük yapıyorsunuz.

►           Ben kimseye kötülük yapmam, yaptırmam da. Ama bana veya yakınlarıma yapanlara da aferin demem.

►           Burhan Papila’ya ne yaptınız?

►           Hiçbir şey. O kaçtı. Sonra da peşini bıraktım.

►           21.11.1997 tarihinde Zaventem’den ayrıldınız. Nereye gittiniz?

►           Tam olarak hatırlamıyorum. Ama herhalde Fransa’dan İtalya’ya geçtim.

►           Sonra yine Belçika’ya mı geldiniz?

►           Evet, Bir ay sonra Belçika üzerinden Hollanda’ya gittim

►           Ne ile?

►           Arabayla geçtim. Hollanda’da bir süper market vardı. Onu almak için temaslarda bulunmak için.

►           Aldınız mı?

►           Hayır.

►           Bir daha gelişiniz hangi pasaportla oldu?

►           Hangisini kullandığımı hatırlamıyorum

►           Kaç tane pasaportunuz var?

►           43 tane vardı, şimdi hiç kalmadı. Hepsini attım. Nereden aldığımı hiç sormayın, cevap vermem.

►           Neden?

►           Ben Türkiye için çok önemli bir kişiyim ve Türkiye beni korumak zorunda. Bunun İçin ne istesem yaparlardı.

  • Devlet yetkilileri.
  • Devlet adına mı çalışıyordunuz?
  • Bu konuda cevap veremem
  • Çok lüks hayat yaşamışsınız. Bu kadar parayı nereden buluyordunuz?
  • Kazanıyorum.
  • Haraç ve komisyon alarak mı?
  • Ben kimseden haraç almam.
  • Uyuşturucu madde mi?
  • Dünyada kimse benim uyuşturucu ’ya el attığımı söyleyemez.
  • Buradaki olayınız bitince sizi Belçika’ya götüreceğiz dersek gelir misiniz?
  • Türkiye konusu olmazsa gelirim.
  • Türkiye’ye gitmek istiyor musunuz?’
  • Ölüm cezası olmazsa ve gereken garantiyi verirlerse giderim.
  • Vermezlerse?
  • O zaman beni kabul edecek başka bir ülkeye giderim.
  • Böyle bir ülke var mı?
  • Avukat ve arkadaşlarım arıyor
  • Amerika mı?
  • Orası benim için bitti.
  • Bütün kredi kartlarınız Amerika’dan çıkmış?
  • Hayır, Türkiye’den de vardı.
  • Nasıl oluyor bu?
  • Türkiye’de her şey olur, yeter ki tanıdıklarınız olsun
  • Size son bir soru, ama doğru ce­vap vereceğinizi tahmin ederek soru yorum: Belçika’da yaşayan Marufyan veya Gilbert adında Ermenileri tanı­yor musunuz?
  • Her ikisini de tanırım.
  • Bunlar nerede şimdi, öldüler mi?
  • Gilbert’i öldürmek isteyen çoktu. En son dört ay önce İrej adında bir İranlı peşindeydi, sonra ne oldu bilmiyorum.
  • Kim bu Irej?
  • Gilbert uyuşturucu ajanıydı. O ne­denle çok düşmanı vardı. Benimle hiçbir alakası yok. Marufyan da pislik bir adamdı. Ne olduklarını bilmiyorum. Bilsem ke­sin söylerdim.
  • Gilbert’in hangi Türklerle ilgisi vardı?
  • İstemediğiniz kadar tek tek sayamam.
  • Önemli kişilerle, devletten adamlarla da ilgisi var mıydı?
  • Türkiye’de çok tanıdıktarı vardı. Ama tek tek sayamam.
  • Sizce ne oldu?
  • Oda Tank Aziz gibi yok edilmiştir. (MİT ajanı Tarık Ümit)
  • Ne demek o?
  • Tarık Aziz’i tanıyorsunuz. Tanımadığınızı söylemeyin. Belki onun da sonu onun gibi olmuştur. Türkiye’de ajanları harcarlar.
  • Yani devlet mi öldürtmüştür?
  • Bu konuyu kapatın. Konuşmak istemiyorum.
  • Kesin olarak diyorsunuz ki bu kişilerin benimle alakası yok.
  • Evet yok.

Çırağan’da Yeşil zirvesi

ALAATTİN Çakıcı operasyonunun yankıları sürerken MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican önceki gün gizlice İstanbul’da görüştü. Çırağan Palas Kempinski’ deki randevuda Atasagun ve Billcan’ın Çakıcı olayı ve Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile ilgili gelişmeleri masa ya yatırdıktan öğrenildi. Atasagun ve Bilican, önceki gün öğle saatlerinde Çırağan Palas’ın lobisinde buluştular. Atasagun ile Bilican bir süre görüştükten sonra otele bir Fransız yetkilinin de geldiği ve Atasagun ile aynı arabaya binerek otelden ayrıldıkları öne sürüldü Ancak bu bilgi dağlanamadı.

Bilican MİT Müsteşarı’yla her zaman görüştüklerini ve bilgi alışverişinde bulunduklarını belirterek. Çırağan zirvesini doğruladı Ancak MİT Müsteşar’ıyla yaptığı görüşmenin içeriğinin gizil kalması gerektiğini söyledi.

MAFYAYA UYARI

Bu arada. İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş, Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican’la dün Kırıkkale’ye giderek İl Emniyet Müdürlüğü binası ve polis lojmanlarının açılışını yaptı. Burada konuşan Aktaş. “Artık Türkiye’de çete kurmaya, haraç almaya kimse heves edemeyecek. Mafyayla mücadeleye devam edeceğiz. Alın teriyle kazanılmış paraları şantaj yoluyla almayı kimse kabul edemez.

Biz bunlarla mücadeleye her zaman devam edeceğiz” dedi. Bilican ise Türkiye’de ceberrut polislerin yerini güler yüzlü sempatik polislerin aldığını belirterek. “Türkiye’de asık suratlı polislerin yerini güler yüzlü polisler alıyor” dedi. Bilican ”Mafyayla mücadele amansız, şekilde devam edecek. Organize suç örgütleri vatandaşı hiçbir şekilde rahatsız edemeyecek, bunlar artık vatandaşın sırtından geçinemeyecek” diye konuştu, Bilican bir soru üzerine Çakıcı hakkında hazırlanan iade dosyasının tamamlanmak üzere olduğunu belirterek. “Çakıcı dosyası tamamlanıyor. Birkaç gün içinde Fransa’ya gidecek” dedi. Bilican, Apo’nıın ateşkes istemesiyle ilgili olarak. “Apo gelip teslim olsun. Aklı sıra oyun oynamaya çalışıyor. Eğer samimiyse gelip teslim olması lazım” diye konuştu.

SEDAT ERGİN

Çakıcı’nın bir Özal yapımı olarak portresi

İŞADAMI Selim Edes, 1990 yılının başında Emlak Bankasından 120 milyon dolar alacaklıydı. Edes, geçenlerde arkadaşımız Enis Berberoğlu’na aktardığına göre, parasını tahsil edemeyince Özal Ailesi ne başvurarak yar­dım istedi.

Aileden gelen yanıt, Edes’in ifadesiyle şu ol­du: “Rüşvet ver işini hallet… Selim Edes mahkeme kayıtlarına göre, 1991 yılının ocak ve şubat aylarında 3,5 milyon doları Civan’a dört ayrı taksitte ödedi. Bu yöntemin telkin edilmesi ve rüşvetin veril­mesi sırasında Cumhurbaşkanlığı makamında Turgut Özal oturmaktaydı. İktidarda ANAP var­dı.

Gelgelelim, Civan rüşveti almasına karşılık Edes’e alacaklarının tahsilinde yardımı olmadı. Edes, iflas etti. Selim Edes bu sırada Özal ailesinden önemli bir mesaj aldı: “Hiç korkma, meseleyi Alaattin’e (Çakıcı) havale ettik.”

Çakıcı’nın adamları, 19 Eylül 1994 tarihinde Engin Civan’ı İstanbul’da vurdular. Civan’ın vü­cudundan 4 kurşun çıkartıldı.

Çakıcı’nın eşi Uğur Çakıcı, mahkemedeki ifadesinde. “Semra Özal’ın bu konuda ken­disinden yardım istediğini, Civan’dan alına­cak paranın bir bölümünün Ahmet Özal’ın vergi borçlarının tasfiyesinde kullanılacağını” söyledi.

Selim Edes, dünkü Sabah ta, gazetenin New York muhabiri Şebnem Şenyener’e özetle şöy­le konuşuyor:

“Ben hiçbir zaman Çakıcı’ya ‘şöyle yap ya da böyle yap diye başvurmadım. Tanıkların hepsi de Zeynep Özal’la bu konuda kaç kez konuştuklarını ve ne konuştuklarını anlattılar.”

Edes, kendisini rüşvet vermeye teşvik edip, ardından mafyayı devreye sokanların “Özal Ai­lesinden başkası olmadığını söylüyor.

Selim Edes’in kızgınlığı şu noktada:

“Ne oldu? Biz hapis yattık. Ama adalet Zeynep’e hiçbir şey yapmadı.”

* *

Türkiye Cumhuriyetinin sekizinci Cumhurbaş­kanı Turgut Özal, bugün hayatta değil. Ancak eşi Semra özal ve kızı Zeynep Özal, sık sık gazetelerin cemiyet sayfalarında boy gösteriyor­lar.

Alaattin Çakıcı’nın Özal Ailesi ile yakınlığı ise mahkeme zabıtlarından çıkarak, büyük Özal efsanesi üzerinde kara bir gölge olarak duruyor.

Evet, Türkiye, Özal döneminde ekonomik libe­ralizmle tanışmış, ekonomik alanda büyük sıçra­malar gerçekleştirmiştir Ancak Özal, ekonomik gelişmeye verdiği öneme karşılık, bu gelişmenin hukuki altyapısını bilinçli bir şekilde ihmal etmiştir.

Sonuç, ekonominin gerisinde kalan hukuk sis­teminin iflas etmesi ve boşluğun hukuka paralel sistemler tarafından doldurulmasıdır.

Yaratılan yeni zenginliğin hukukunu koruma görevi de Edes olayında olduğu gibi, mafyaya havale edilmiştir.

Bu haliyle, Alaattin Çakıcı bir Özal dönemi ürünüdür.

Ve kaderin garip bir cilvesi, şimdi Çakıcı’yı yakalayıp mafyayı ortadan kaldırmaya uğraşan ki­şi Özal’ın Türk siyasetine kazandırdığı bir isim olan ANAP kumcusu Mesut Yılmaz’dır. ANAP zihniyetinin Türkiye’ye bulaştırdığı bir belayı şimdi yine ANAP temizleyecektir.

Yılmaz: Pislik örtülmeyecek

Başbakan Mesut Yılmaz, Fransa’da yakalanan Çakıcı’nın ANAP içinde uzantısı varsa, bunun başka partilerdeki uzantılardan farklı muamele görmeyeceğini bildirdi. Yılmaz, Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun ziyaretinden sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. Yılmaz, Çakıcı’nın ANAP’lı bazı milletvekilleri ile ilişkide olduğuna ilişkin iddiaların hatırlatılması üzerine şunları söyledi “Dikkat ederseniz iki konuda başından beri hiç konuşmuyorum. Çünkü şu anda konu soruşturma safhasındadır, kısmen yargıya intikal etmiştir. Bu meseleyi yürütenler, geçmiştekinden farklı olarak meselenin bütün açıklığıyla ortaya çıkması için samimi çaba içinde olanlardır. Onun için herkes müsterih olsun, hiçbir pislik örtülmeyecek. Hiçbir suç kapatılmayacak. Hiçbir suçlu takipsiz almayacaktır”. Kıvrıkoğlu ile görüşmesinde çetelerle mücadele konusunun gündeme gelip gelmediğine ilişkin bir soru üzerine Yılmaz, Türkiye’nin bölücü tehdit, irticai tehdit ve yeraltından gelen tehdit olmak üzere üç temel tehditle karşı karşıya olduğunu belirtti.  Yılmaz, “Bu üç tehditle eş zamanlı olarak aynı kararlılıkla mücadele etmeye kararlıyız’ dedi.

Muammer ELVEREN

Babası, eline verdiği Walter marka tabancayla fındık ağaçlarının altında fotoğrafını çektiğinde yıl 1957’ydi.

PAZARTESİ, 24 Ağustos 1998- FARUK BİLDİRİCİ

Bir gün ilkokul öğretmeni kotundan tuttu: “Oğlum sen ancak kahveci olursun. Çok kavgacısın.” Öğretmen haklıydı. Yaşı ilerledikçe kavgaları azalacağına arttı. 12 Eylülden sonra tutuklanan Çakıcı’nın adını, eylem arkadaşı Nurullah Tevfik Ağansoy vermişti. Alaaddin Çakıcı. “Baba” sınıfına girerken çevresini de genişletmiş, MİT İle ilişki kurmuştu. MİT’te 1983’te kurulan Kaçakçılık Şubesi’nin başına getirilen Mehmet Eymür ile iyi dosttu.

SİLAHLA 4 YAŞINDA TANIŞTI

SAHNEDEKİ sanatçının “önce Allah’a, sonra kanma taparım” sözlerine sinirlendi. Adamlarına döndü, sahneyi gösterdi:  Bu şarkıcıya bir iki delik açın.

Abimiz, hangisi ile? Sustalıyla mı? Tabancayla mı?

-Sustalı ile… Sahnede kan akacak. Ve gazinoda ortalık karıştı. 12 Eylül günleriydi. Kan akıtma talimatı veren de yeni palazlanmakta olan Alaattin Çakıcı’dan başkası değildi. Adı, kabadayılık âleminde duyulmaya başlamıştı.

Silahla tanıştığında dört yaşındaydı. Babası, eline Walter marka tabancayı tutuşturdu. Fındık ağaçlarının önünde oğlunun fotoğrafını çektirdiğinde 1957 yılıydı.

Çakıcı ailesi, kısa süre sonra baba topraklarına veda etmek zorunda kaldı.

Tüm aile Trabzon’un Fındıklı Köyü’nü terk edip İstanbul’un yolunu tuttu. Baba Ali Çakıcı, Zonguldak’ta çalışırken birini vurmuş, cezasını yatıp çıktıktan sonra, kan davası başlamıştı

Çakıcı Ailesi Gültepe’ye yerleşti. Baba Çakıcı bir kahvehane açtı. Bir yandan da amcalarıyla birlikte emlakçılık yapmaya boşladı. Hazine arazilerindeki gecekondulaşmada söz sahibiydi. Baba Çakıcı’nın adı o bölgenin ünlü kabadayıları Kürt Hasan ve Tahsin Çakıroğlu ile birlikte anılıyordu.

Babasını örnek aldı

Oğlu Alaattin Çakıcı da babasını örnek alıyor, ilkokulda her gün birileriyle kavga ediyordu, iki kez okul değiştirmek zorunda kaldı. Bir gün ilkokul öğretmeni kolundan tuttu: Oğlum sen ancak kahveci olursun. Çok kavgacısın.

Öğretmen haklıydı. Onun, okumakta, defter kitapta gözü yoktu. Devamlı kavga çıkarıp, arkadaşlarım pataklıyordu.

Yaşı ilerledikçe, kavgaları azalmıyor, artıyordu. Bir İETT görevlisini yumrukladığında 17 yaşındaydı Kendisinden yaşlı olan adamın suçu, mahallenin kızlarına sarkıntılık etmekti.

Kavgacılığı. 1974‘de Jandarma olarak gittiği askerde de devam etti. Birkaç kez sürgün edildi. Askerlik yapağı yerlerden biri Edime Cezaevi’ydi Tesadüf, babası da mahkum olarak oradaydı. “Milyoner çiçekçi” olarak tanınan Burhan Kolay’ın öldürülmesine azmettirmekten suçlu bulunmuştu…

Askerliğim güç bela bitirdi. -Meslek yaşamına ilk adımlarım yine Gültepe’de attı. Bir kumarhane işletiyordu.

Ülkücü çevre ile bu yıllarda tanıştı. Kısa sürede ülkücü camiada kendine bir yer edindi. Kâğıthane Ülkü Ocakları Başkanlığına kadar yükseldi. Bölgesindeki silahlı eylemlerde aktif olarak rol alıyordu.

İmzası bacağa kurşun

Çakıcı Ailesi’nin öbür fertleri de ülkücüydü. Solcu militanlar, 16 Eylül 1978’de amcasının oğlu Necati’yi Gültepe’deki dükkânında öldürdüler. Aynı gün kız kardeşi Gamze’yi vurduktan sonra üzerine benzin döküp yakmak islediler. İşyerleri defalarca bombalandı.

Alaattin Çakıcı da hedefleydi. I979’da Şişli’de silahlar onun da üzerine ölüm kustu. Beş kurşun yarası almasına rağmen saldırıdan kurtuldu. Ama babası kendisi kadar şanslı değildi. Mayıs l980’de tek kurşunla öldürüldü.

12 Eylül’den sonra tutuklandı. Çakıcı’nın adını veren, eylem arkadaşı Nurullah Tevfik Ağansoy’du. Pişmanlık yasasından faydalanmak isteyen Ağansoy, “itirafçı” olmuş, bildiği her şeyi açıklamıştı. Ağansoy olayları anlatırken, “Biz devlet için, vatan için vurduk teraneleri yanlıştır. Devleti korumak için değil kişilerin sadist duygularını tatmin için öldürme eylemleri yapılmıştı” diyor 13 kişiyi öldürdüğünü itiraf ediyor: Çakıcı’nın “Şişli Bölgesi sorumlusu” olduğunu söylüyordu.

Çakıcı, 41 insanın öldürülmesiyle suçlanan ülkücü arkadaşlarıyla birlikte yargılandı. 1982’ye kadar cezaevinde kaldı.

Serbest bırakılınca ülkücü arkadaşla onun etrafına topladı, önceleri “kumar borcu tahsilatlarını iş edindi. Sonra da işadamlarıyla tanışıp, çek senet tahsilatına girişti. Racon kesmeye başlamıştı, İmzası bacaktan tek kurşundu…

Gece kulübü vukuatları

Eğlenmeleri de bir başkaydı. Gece kulüplerine 10-15 kişilik kalabalık güruh halinde gidiyorlardı. 15 masayı birden işgal ediyorlar, gazinoda hâkimiyet kuruyorlardı. Onlardan başkasının sanatçıya çiçek atması yasaktı. “Lider’’ Çakıcı, istediği sanatçıyı sahneden indirtiyor “Çırpınırdı Karadeniz” adlı türküyü defalarca söyletiyordu’

Çakıcı ve adamlarının I983’te, Harbiye’deki Golden Key adlı gece kulübüne gidişinde de her zamanki olaylardan biri yaşandı Kadir Soyer adlı sanatçı sahnedeydi:

Önce Allah’a, sonra karıma taparım.

Soyer’in bu masum sözleri, her zaman cebinden bayrağa sarılı küçük Kuran taşıyan Çakıcı’yı kızdırdı. “Türkücü Gönül Öner’den gayri meşru çocuğu olan bir şarkıcı, nasıl olur da herkesin yakından tanıdığı türkücüyü Allah’la bir tutabilirdi?” Adamlarına, Soyer’in kanını dökmeleri talimatını verdi. Ortalık karıştı, gece kulübü personeli sanatçıyı güçlükle kurtardı Çakıcı’nın adamlarının elinden.

Zaten Çakıcı’nın asıl hedefi, kulübün sahibi Aydın Sağay’dı. Ondan haraç almak istiyor, sıkıştırıyordu. Sibel Turnagöl’ün eski kocası olan Sağay, korkudan bir süre Golden Key’i kapattı. Yine de Çakıcı’nın adamlarından dayak yemekten kurtulamadı. Sağay, sekiz sayfalık bir dilekçeyle Çakıcı’yı savcılığa şikâyet elti: “Kulübüme yüzde 25 Ortak olmak istedi. Birçok eğlence yerinden para aldığını bana gözdağı vererek anlattı. Hatta Fahrettin Arslan’dan 2,5 milyon lira aldığını söyledi. Benden de tehditle 500 bin lira aldı”

Tabii ki savcılık, şikâyeti doğrulayacak kanıt bulamadı. Çakıcı da her gittiği yerde olay çıkarmaya devam etti. 4 Ekim 1985 gittiği Elmadağ’daki Regine adlı diskotekte de benzer sahneler tekrarlandı. Çakıcı, yine “Çırpınırdı Karadeniz” istedi. Diskotekte bu türküyü söyleyebilecek sanatçı yoktu. Çakıcı, diskjokey Nurettin Doğru’yu yanına çağırdı: Komançero’yu çal 10 kere arka arkaya… Bu mümkün değil 10 kere çalamayız.

Sen benim dayağımı yedin mi hiç? Belli ki, genç, Çakıcı’ı tanımıyordu.

O anda ayakları yerden kesildi, diskoteğin yazıhanesine sürüklendi. Çakıcı’nın adamları, diskjokeyi hastanelik edene kadar dövdüler orada. Korkudan şikâyetçi bile olamadı…

MiT ile ilişki

“Baba” sınıfına girerken çevresini de genişletmişti. MİT ile ilişki kurmuştu. MİT’te 1983’te kurulan Kaçakçılık Şubesi’nin başına getirilen Mehmet Eymür ile iyi dosttu. MİT elemanı Süleyman Seba’nın Beşiktaş’a başkan seçildiği kongrenin güvenliğinin Çakıcı’ya emanet edilmesi MİT ile İşbirliğinin somut örneklerinden sadece birisiydi.

Haraca bağladığı isimler arasında “Hayali ihracat kralı” olarak tanınan Turan Çevik de yer alıyordu. Çakıcı, Çevikten, her ay 10 milyon lira olmak üzere toplam 160 milyon lira tahsil etti. Sanatçı Nükhet Duru’nun eski nişanlısı Metin Arı’nın konfeksiyon mağazasını adamlarına kurşunlattı. Gazinocular Kralı Fahrettin Arslan’ın oğlu Selçuk Arslan’ının kurşunlanmasında yine onun adı geçti. Ankara’da eğlenirken, bir bardak rakıyı ünlü bir kabadayının başından aşağı dökmesi de şöhretini pekiştirdi. Söylentiye göre, kabadayının Türkeş ile ilgili sözlerine sinirlenmişti. Sen nasıl Türkeş’e laf edersin? Deyip, rakıyı boşaltıvermişti…

Kimi zaman sert kayalara çatıyordu 12 Eylül’ün sisleri dağılmaya başlayınca eski babalar yavaş yavaş yerlerine dönmeye başlamıştı. Çakıcı 1986 yılında Türkiye’ye dönen ve yedi ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılan Enis Karaduman ile kapışmakta gecikmedi. Çakıcı’nın adamları Gümüşkapı gemisindeki restoranda Karaduman’ın adamı Cemal Topaloğlu’na dayak attılar. Ardından, Karaduman’ın babası Mahmut Karaduman’a ait Vatan Konservelerinin Etiler’deki bürosunun bekçisini dövdüler.

Karaduman, bu dayaklara cevap vermekte gecikmedi. Çakıcı’nın Zincirlikuyu’daki bürosuna 15-20 el ateş edildi. Polis, olaylardan sonra Antalya’ya kaçan Karaduman’ı yakaladı.

Hasanı Bora ile kapışması da İstanbul’daki konumunu pekiştiren olaylardan biriydi. Çakıcı, Bora’yı arayıp şarkıcı Gülistan Okan’ı sahneye çıkarmasını rica etmişti. Bora, bu isteğini yerine getirmeyince iki adamını gönderip kaçırtmaya kalkmıştı. Bora’nın ortağı olan İbrahim Tatlıses de olayın tanıklarından biriydi’. Bütün olaylar Gülistan Okan denen karı için çıktı. Onun eti ne, budu ne? Bir karı için bir delikanlıya bu yapılır mı?

Çakıcı, bu tür tepkilere aldırmıyor, yoluna devam ediyordu.

SALI. 25 Ağustos 1998

Çakıcı, adının etrafta ‘ürküntü verdiğini’ gururla anlatıyor, kafasını kızdıranı vurduruyordu

 İşi tahsilat, hediyesi kursun

ALAATTİN Çakıcı’nın, Dündar Kılıç ile yıldızı hiç barışmadı. 12 Eylül’ün “Babalar Operasyonundan nasibini alan Kılıç, cezaevinden çıktıktan sonra Çakıcı ile çekişmeye
başladı Kavga giderek tırmandı. Çakıcı, 1987 yılında Ankara’da Dedeman Oteli’nde Kılıç’ın iki
adamını vurdu. Çakıcı yakalanamadı. Garip biçimde, olay sırasında Mehmet Eymür ve Korkut Eken, otelin karşısındaki işkembecide oturuyordu…

Karşılıklı bir yardımlaşma söz konusuydu 1988’de ortaya çıkan ünlü MİT raporunu hazırlarken Eymür’e bilgi verenlerden biri Çakıcı‘ydı. 1989’da arandığı için teslim olan Çakıcı’ya destek olan da Mehmet Eymür ve Korkut Eken’di. Çakıcı’nın Ankara Kapalı Cezaevinde rahat
ettirilmesi için Yusuf Koç ve Ahmet Turgut’a (Kürt Ahmet) haber ulaştırılmıştı. Gerçekten de Çakıcı, cezaevinde el üstünde tutuldu. Çakıcı, cezaevinden çıkarken Koç ve Turgut’a teşekkür etti ve kurbanlar kestirdi. Cezaevinden çıkışına 14 gün kala ilginç bir olay olmuştu. Çakıcı,
İstanbul’da bir cezaevine nakledilmek isteniyordu. Hem de uçakla. Çakıcı Dündar Kılıç’ın kendisini öldürtmeye hazırlandığından kuşkulandı. Araya birileri girdi; Adalet Bakanı devreye
sokuldu ve nakil durduruldu. Mehmet Ağar’ın Ankara Emniyet Müdürü olduğu dönemde onunla da ilişkisini geliştirdi.

‘KILIÇ DÖNEMİ GEÇTİ’

Kılıç ve Çakıcı arasındaki kavga, 1989 yılında gazete sayfalarına bile yansıdı Kılıç, “Saygılı, hürmetkâr bir adamdı. Cezaevinde olduğum beş yılda canavar olmuş” diyordu: “Çakıcı Mehmet Eymür tarafından yönlendirildi. Bizim itibarımızı, onurumuzu küçültmek İçin böyle
şeylere saptı. Terbiyesizlik yaptı. Yolumuz ayrı, kafa yapılarımız ayrı…”

Kafa yapılarının farklı olduğunu Çakıcı da kabul ediyordu. O, Kılıç’ın döneminin geçtiğine inanıyordu: “Tahliyesinden bu güne kadarki demeçleri, dedikoducu mahalle kadınlarına
benziyor. Hala bir şeyin farkında değil. Eskiye rağbet olsaydı bitpazarına nur yağardı…

Çakıcı, artık adının etrafta “ürküntü verdiğini” gururla anlatıyordu. İşini, “tahsilat” olarak
tanımlıyor. “Kabadayı olmasına bir kamu görevlisinin katkıda bulunduğunu” söylemekten
çekinmiyordu.

1991’e kadar Çakıcı’nın yaşamındaki en önemli kadın Yasemin’di. Onu sevdiğini, âşık olduğunu söylüyordu. Bu evliliğinden Betül, Aylül ve Ali adlı üç çocuğu olmuştu ama 1991’de nasıl olduysa oldu, rakibi Dündar Kılıç’ın kızı Uğur ile İlişkiye girdi. O sırada Uğur Kılıç da 10 yıllık evliydi ve iki çocuğu vardı. Uğur Kılıç, Çakıcı ile birlikte olmaya başladıktan sonra eşi Uğur Özbizerdik’ten boşandı. Çakıcı ile Trabzon’da aile arasında kıyılan sade bir nikâhla evlendiler. Başlangıçta uyumlu bir çifttiler, aynı dilden konuşuyorlardı. Uğur, Nokta
dergisinde ‘Çapkın kadın’ yazılmasına sinirlendi. O sırada hastanede yatıyordu. Derginin Genel Yayın Yönetmeni Ayşe Önal’ı, yanına çağırdı ve tabancasını çekti, Önal üzerine atılınca vuramadı. O sırada Çakıcı, kaçaktı. İki yıl kadar önce sahte ‘yeşil’ pasaportla yurtdışına çıktığı yazılıyordu. Nerede olduğu bilinmiyordu. Ancak Belçika, Amerika, Almanya, Fransa, Singapur’un da aralarında bulunduğu birçok ülkede dolaştığından söz ediliyordu.  Palermo’da İtalyan mafyasının önde gelen aileleriyle bir toplantı yapacak kadar rahattı.

Türkiye’deki işlerini telefonla idare ediyordu Eşinin Ayşe Önal’a silah çekmesini eleştiren Hıncal Uluç’un yazısını da hemen öğrendi. Uluç 7 Mart l994’ iki barağından vuruldu.
İbrahim Türk adlı saldırgan, tetiğe basarken bağırdı: “Bu kurşunlar Alaattin abinin hediyesi.

Zaten Çakıcı, ertesi gün telefonla gazetelere demeç verdi: “Hıncal Uluç’u ben vurdurdum.” Ve tabii yine yakalanamadı…

‘Asıl skandal. 19 Eylül 1994’de Emlak Bankası eski Genel Müdürü Engin Civan’ın Mecidiyeköy’de yaralanmasıyla patladı “Civangate” skandalının ardından yine Çakıcı çıktı.
İşin içine Özal Ailesi de karıştı Ahmet Özal Bank ekspresin eski ortaklarına olan beş milyon dolarlık borcunu azaltması için Çakıcı’dan yardım almıştı. Bu yardıma aile dostları Selim Edes de tanık olmuştu. Edes de Civan’a 3.5 milyon dolar rüşvet vermiş ama istediği krediyi alamamıştı. Şimdi rüşveti geri almak istiyordu. Zeynep ve Semra Özal onu Uğur Çakıcı ile
tanıştırdılar. Ve sonra olan oldu; Çakıcı. Civan’ı vurdurdu.

Uğur, başlangıçta Özal Ailesi’nden söz etmedi. Sonra fikir değiştirdi. “Hatırlı kişinin Özallardan olduğunu açıkladı. Bu açıklama eşiyle ilişkisinin bozulmasına neden oldu ve ayrıldılar. Çakıcı, ayrıldıktan sonra da Uğur’un peşini bırakmadı. Onu öldürteceğini söylüyordu. Söylediğini 30 Ocak 1995’e yaptırdı Kiralık bir katil, Uğur’u Uludağ’da, çocuklarının gözü önünde kurşunladı.

Civan olayı, Çakıcı’nın 1989’da yeniden işbirliği yapmaya başladığı arkadaşı Tevfik Ağansoy ile de arasının bozulmasına neden oldu. Ağansoy, 400 bin dolarlık payını alamamıştı. Almanya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilen Ağansoy, Çakıcı aleyhine açıklamalara başladı. Çakıcı, Ağansoy için de ölüm emri vermekte gecikmedi Avukat cüppesi giyen tetikçinin suikast girişiminden son anda kurtulan Ağansoy daha da sertleşti:

Alaattin karı katili

Ağansoy, Çakıcı’nın “Devlet adına eylem yaptığı’ böbürlenmesini de yalanladı 1982’de Beyrut’taki ASALA kampını basıp Ermeni bir lideri öldürdüğü yalandı. Prestij için bunları söylüyordu. Ağansoy’a göre, bir keresinde Dev Sol lideri Dursun Karataş’ı öldürmeye çalışmışlar ama bulamamışlardı. Çakıcı’nın ülkesinin yararına bir şey yaptığı yoktu.

MİT’İN ÇAKICI SESSİZLİĞİ

Bu kadar konuşan Ağansoy, Çakıcı’nın katillerinden kurtulamadı. 8 Nisan

1996’da Bebek’te, Deniz Taksi Bar’da kurşunlandı. Çakıcı, Osman Dönmez’den
sonra bir eski ülkücü arkadaşım daha öldürtmüştü.

“Ülkücü baba”
Çakıcı’nın adı, birçok olayda daha anılır oldu. Birçok zorbalıkta yollar Çakıcı’ya çıkıyordu. Türkbank’ın satışından komisyon almaya çalıştığını ilk söyleyen Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı’ydı. Avcı, TBMM Susurluk Komisyonumda açıkladı: “Bursalı işadamı Erol Evcil, geçmişte Alaattin’i birkaç defa kiralamış, en son banka açmak istiyor. Banka açmasına mani olan birtakım etkili insanlar var devlet yönetiminde.” Avcı Çakıcı’nın bu insanları korkutma karşılığında Evcil’den iki milyon dolar alacağını söylüyor,
ekliyordu: “Çakıcı MİTin adamı. En sıkı adamı Yavuz Ataç’tır. Eymür’den uzaklaşan Çakıcı İçin artık MİTle bağlantıyı Ataç sağlıyordu. Nedense MİT Ağansoy’un söyledikleri konusunda sessiz kalmayı yeğledi.
Çakıcı da eylemlerini sürdürdü. Türkbank’ın satışını engelleyenlerden biri olan borsacı Adil Ongen, silahlı saldırıya uğradı. Ardından Çakıcı 1 Mayıs 1987de Flash Televizyonu’nda
canlı yayına çıkarak Ongen ve Çiller Ailesi’ni suçladı. Ertesi gün DYP’lilerinde içinde bulunduğu bir grup Flash TV’yi bastı. Çakıcı’nın son icraatı bazı ünlülere suikast girişimiydi Tetikçiler yakalanınca Çakıcı yine telefona sarıldı “Komplo”dan söz ederken bir noktayı özenle vurguluyordu: “Suikast listesinde Mehmet Ağar’ın adının geçmesine de anlam veremedim. Bırakın böyle bir şeyi. Sayın Ağar’a yanlış yapan beni de karşısında bulur.” Çakıcı. Ağar’ı saygıyla anıyordu. Garip bir tesadüf ama Çakıcı’nın Fransa’da yakalanması tam da Ağar’ın mutlu bir gününe rastladı…

Muammer ELVEREN

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.