TÜRKİYE’DE YAKIN TARİHİN ÖNEMLİ OLAYI “ÖCALAN SURİYE’DEN NASIL ÇIKTI?”

TÜRKİYE’DE YAKIN TARİHİN  ÖNEMLİ OLAYI

SURİYE ESKİ DEVLET BAŞKANI HAFIZ ESAD’IN 21 YIL YARDIMCISI VE ÖCALAN’I SURİYEDEN YOLLAYAN YEtKİLİ OLARAKTA BİLİNEN ABDÜLHALİM HADDAM ANLATIYOR “ABDULLAH ÖCALAN SURİYE’DEN NASIL AYRILDI? AYRILMADAN ÖNCE ONUNLA AYNI BİNADA OTURAN ÜST DÜZEY TÜRK KOMŞUSU KİMDİ? ÖCALAN’IN SURİYE’DEN ÇIKARILMASI İÇİN TURGUT ÖZAL VE NECMETTİN ERBAKAN NELER YAPTI? (Röportaj-29 Nisan 2011=

 

Suriye’de Beşar Esad’ın babası Hafız Esad’a 21 yıl süreyle Cumhurbaşkanı yardımcılığı yapan Abdülhalim Haddam, bana Şam’da Abdullah Öcalan’a komşu üst düzey yetkili bir Türk yaşadığını ama Öcalan’la aynı binada yaşadığından haberi olmadığını söylemişti. Haddam, Abdullah Öcalan’a ‘bu binada Türk komşun var dikkatli ol’ diye uyaran istihbarat yetkilisine “Biliyorum ama o benim burada oturduğumu bilmiyor onun için çok rahatım, böyle üst düzey bir Türk’le aynı binada kaldığım hiç kimsenin aklına gelmez onun için güvendeyim merak etmeyin” dediğini açıklamıştı.

İŞTE O TARİHE NOT DÜŞÜLECEK RÖPORTAJ’DAN ÖN EN ÖNEMLİ BÖLÜMLER.

Haddam, Beşar Esad’ın 34 yaşında Cumhurbaşkanı ve Silahlı kuvvetlerin başına gelmesini sağlamış ve yaşı nedeniyle Cumhurbaşkanı olmasını engelleyen Anayasa maddesinin değiştirilmesini onaylamıştı. Devletin adeta ‘Kara kutusu’ olan Haddam, Hafız Esad öldükten son Devlet Başkanlığı görevini bir süre yürüttükten sonra Beşar Esad’a devretmişti.

Abdullah Öcalan’ı Suriye’den yollayan kişi olarak da bilinen Abdülhalim Haddam “ Suriye rejimi polis, istihbarat ve askeri kurumlar üzerine kuruludur. Bunlar muhalifleri öldürerek susturma yoluna gidiyor. Baskı gören ve hayat şartlarının ağırlığı altında ezilen halk isyan edip ayaklanınca her geçen gün daha fazla vatandaş kanı dökülüyor. Suriye’de cinayetleri işleyenler, Cumhuriyet muhafızları, Ordu ve gizli servis Muhabarat’tan elemanların bulunduğu ‘Fedai ül Esad’ (Esad’ın fedaileri) birimi, Suriye ile Lübnan arasında kaçak trafiğini yöneten rejim yanlılarıdır” demişti.

Haddam “Beşar Esad, sinirli kişiliği ile krizleri yönetirken büyük hatalar yapıyor, daha doğrusu krizleri yönetemiyor, babasından miras kalan bütün karar alma mekanizmalarını değiştirmeden aynen kullanıyordu. Hükümete, orduya, Muhabarat’a, polise istediğini yaptırıyor. Kararları tek başına alıyor, yetkililere de sorgulamadan uygulamak kalıyordu”.

Abdülhalim Haddam aynı röportajda, Suriye hükümetinin siyasi, ekonomik reform sürecinde başarılı olacağına inanmadığını, Başkan Yardımcılığı görevinden ve Baas Partisi’nden bu nedenle istifa ettiği söylemişti.

Beşar Esad’ın suikaste kurban giden eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’yi pek çok kez tehdit ettiğini ve öldürülmesinde parmağı olduğunu iddia ettikten sonra da, 2005’te ülkeyi terk ederek Fransa’ya iltica ettiğini belirten Haddam “Fransa, siyasi faaliyet ve açıklama yapmamak koşuluyla beni ve ailemi kabul etti” demişti.

 

Haddam “Abdullah Öcalan’ın Temmuz 1979’da Suriye’ye yerleşmesinde Hafız Esad’ın Aralık 2004’te ölen kardeşi Cemil Esad önemli rol oynadı. Ben başkan yardımcısı olarak dış politikadan sorumlu olduğum için karşı olduğumu söylemiştim. Buna rağmen Cemil Esad’ın Öcalan’ı Türkiye’ye karşı kullanmak için Suriye’ye getirdiğini sanıyorum. Cemil Esad, Öcalan’la çok samimiydi. Hafız Esad, Öcalan ile direkt görüşmüyordu ama Suriye’de bulunduğu süre içinde Öcalan ile ilgili bilgileri muntazam bir şekilde Cemil Esad’tan alıyordu. PKK ve Öcalan’dan dolayı Suriye-Türkiye ilişkileri çok gergindi. Turgut Özal başa geldiğinde Türkiye’nin, PKK ve Kürt meselesine el atarak çözüm aradığı bilgilerini aldık. Suriye topraklarında PKK ve Öcalan’ın faaliyetlerini durdurması için bizimle ilişkiye geçildi. İki ülke arasında Eylül 98’den önce çözüm bulunacağı konusunda bir anlaşmaya varıldı ama maalesef yürümedi. Devlet Başkanı Hafız Esad’ta önce bu anlaşmaya karşı çıkmadığı halde sonra nedenlerini bilmediğim gerekçelerle vazgeçtiğini söyledi.

– 1996 -1997 arasında Başbakan olan Necmettin Erbakan, danışmanları vasıtasıyla Lübnan’da faaliyet gösteren ve başkanlığını Faysal Mevlevi’nin yaptığı Sünni hareketi olan ‘Cemaat-i İslami’ ile ilişkiye girerek Türkiye ile PKK konusunda arabuluculuk yapmamızı istedi. Hükümet nezdinde değerlendirilerek sorunun çözümü için gerekenin yapılması kararlaştırıldı. Ben de Öcalan’ı çağırtarak kendisine durumu anlattım ve Türkiye’den ne istediğinin sorulduğunu bunu mektupla bildireceğimizi söyledim.

“Öcalan, Türkiye’den toprak istemediklerini, PKK’nın Türkiye topraklarının dışına çekilmesini kabul ettiğini söyledi. Elindeki dosyada bu istekleri yerine getirmek için hazırlanan planlar ve bilgiler yer alıyordu. Bu bilgiler çerçevesinde o yıllarda Ankara Büyükelçimiz olan Abdülaziz Rifai vasıtasıyla Başbakan Erbakan’a iletilmesi için bir mektup gönderdik.

Erbakan iade etti

– Erbakan bu mektuba verdiği cevapta ‘Bunlar bizim isteklerimizi karşılamıyor’ dedi ve bize Türkiye’nin şartlarını yazdığı yeni bir mektupla iletti. Bu mektupta ‘PKK’nın derhal silah bırakması ve Güneydoğu Anadolu toprakları dışına çekilmesi ile Öcalan’ın Suriye topraklarından çıkması isteniyordu. Ankara’nın bölgeye asker sevk ettiği ve sınırda yığınak yaptığı, Akdeniz’de ise bir tatbikat hazırlığı haberleri geliyordu. Durum gerçekten ciddiydi. Büyükelçimizden ikinci mektubu alınca Öcalan’ı bir kez daha ofisime çağırttım ve Türkiye’nin şartlarını bildirdim. Kendisine PKK ile tüm ilişkilerimizi kesme kararı aldığımızı, Türkiye ile geri dönülmez bir yola girmek istemediğimizi söyledim, Öcalan durumu yakından izliyordu, şartları kabul ettiğini söyledikten sonra Ekim 1998’in ilk günleriydi yeni bir mektubu Ankara elçimiz Rifai’ye ilettik. Büyükelçimiz yeni mektubu ilettiğinde Erbakan ‘Tamam ancak Genelkurmay Başkanı ile görüşeyim sonra cevap veririm’ dedi ama daha sonra aynı mektubu Büyükelçimize ‘Bu mektup sizde kalsın’ diyerek iade etti.

Mübarek’in çabaları

– Ekim 1998’in ilk günleriydi. Türkiye ile savaşın eşiğine gelindiği biliniyordu. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek arabuluculuk görevini üstlendi. Mübarek Türkiye’ye gidip döndükten sonra durumu anlattı. Zaten bize Türkiye’nin, Suriye’ye terörü beslemeyi durdurması için 45 gün süre tanıyacağı ve diplomatik girişimlere son vereceği haberleri geliyordu.

Bekaa kapatıldı

– Dışişleri Bakanımız Faruk El-Şara, Kahire’den döndükten sonra İstihbarat servisimiz Muhabarat’a ve General Gazi Kenan’a Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması ve PKK’nın Lübnan’daki kampları kapatılması emri verildi. Suriye’nin kontrolünde olan Lübnan’daki PKK’nın Bekaa kampı olmak üzere Filistinlilerin kampları ile birlikte 9 kampı kapattık.

Evdeki Türk Ataşe

Abdülhalim Haddam “Şimdi size bugüne kadar ilk kez açıklayacağım bir bilgiyi veriyorum. Bu süreçte Öcalan, Şam’ın merkezinde Türk Askeri Ataşesi’yle aynı binada kalıyordu. Aynı binanın değişik katlarındaydılar. Türk Ataşe, Öcalan’ın aynı binada kaldığından haberdar değildi. Muhabarat yetkilisi ‘Can güvenliğin için tehlikeli bir yerde kalıyorsun’ dediğinde Öcalan şu cevabı verdi: ‘Türk Askeri Ataşesi’yle aynı binada olduğumuzu ilk günden beri biliyorum ama o benim burada oturduğumu bilmiyor. Onun için çok rahatım, böyle üst düzey bir Türk yetkilisiyle aynı binada kaldığım hiç kimsenin aklına gelmez. Suriye’nin en güvenli binasında oturuyorum demektir.’

Öcalan’a ‘Türkiye ile savaşa gireceğiz git’ dedim

Öcalan’ın Suriye’ye tehlike oluşturduğunu hükümet yetkilileri de konuşmaya başlamış ve konunun Liderlik komitesi ve Baas Partisi Konseyi’nde görüşülmesi kararlaştırılmıştı. Hafız Esad da artık Öcalan’ın Suriye’yi terk etmesi gerektiği konusunda ikna olmuştu. Öcalan’la bizzat ben görüştüm. Onu büroma getirdiler. Durumun vahametinin farkındaydı. ‘Türkiye ile savaşın eşiğine geldik, durum çok ciddi, önemli kararlar alındı. Bunlardan biri de senin Suriye toprakları dışına çıkman’ dediğimde, ‘Türkiye’nin savaş konusunda çok ciddi olduğunu biliyorum, krizin büyümemesi için birkaç gün sonra Suriye’den çıkacağım’ diyerek izin istedi. Birkaç gün sonra Öcalan’ın Şam havalimanından biletini alarak, tarifeli bir uçakla Atina’ya gittiği bildirildi. O günlerde Öcalan’ın Suriye’den ayrılması için özel uçak tahsis edildiği söylentileri yayılmıştı, bu söylentiler tamamen uydurmaydı ve doğru değildi. Öcalan’ın bazı ülkelerin istihbarat servisleriyle görüştüğü servislerimizce de biliniyordu, sanıyorum Şam’dan ayrıldıktan sonra bu ilişkilerini kullanmıştır.

 

 

 

Muammer Elveren-Özel Arşiv

 

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir