SOVYETLER BİRLİĞİNDE ‘ATATÜRK’ÇÜ NAHCİVANLILAR…

MUAMMER ELVEREN – 

Komünizm’in 70 yıllık döneminde Sovyetler Birliği dışından Nahcivan’a ayak basan ilk gazeteciydim…

İşte o röportajın başlık ve spotları…

ATATÜRK’ÇÜ NAHCİVAN – 19 Şubat 1990 – Günaydın, Ermeni çemberindeki Türk beldesine girdi… Ermenistan toprakları ortasında bir ada gibi duran ve saldırılara kahramanca karşı koyan Nahcivan topraklarına son 70 yıldır ayak basan ilk Türk, Günaydın muhabiri Muammer Elveren oldu. Nahcivan’da herkes aynı şeyi söylüyor: “Yolumuz, Atatürk yolu”

Ve işte, Türk savaşçılar – Nahcivan, etrafı Ermenilerle çevrili özerk bir Türk beldesi. Ermenilerin top, tüfek ve modern silahlarına karşılık, dededen kalma av tüfekleri ile savaşıyorlar… Bakü’deki Sovyet katliamından sonra yas sembolü olarak bıraktıkları sakallarını 1 Mart’ta, yani katliamdan 40 gün sonra kesecekler…

Sederek Savaşı şehitlerinin kabrinde-İşte, Nahcivan cephesinden İdris Mehmedov Elaskeroğlu’nun mezarı. İdris Mehmedov, Sederek kentinde 19-21 Ocak tarihleri arasında, Nahcivan Halk Cephesi ile Ermenilerin çatışmasında şehit düşmüş. Bu çatışmalar; da, Ermenilerin lideri Mokçev Gorgisyan da öldürüldü. Nahcivan’a bu taarruzda üç bin Ermeni saldırmıştı…

* * *

Nahcivan Özerk Devleti Başbakan Yardımcısı Oruçali Mehmedov ve diğer yetkililer, Günaydın muhabirini havaalanında devlet töreniyle karşıladılar. Arkadaşımız Muammer Elveren, daha sonra, Nahcivan’ın Bayan Devlet Başkanı Sakine Abbas Aliyeva tarafından kabul edildi…

Bayan Devlet Başkanı Sakine Abbas Aliyeva –Nahcivan Devlet Başkanı, bir kadın… Sakine Abbas Aliyeva… 20 Ocak 1990 tarihli Sovyetlerden “Ayrılma ve bağımsızlık” kararında imzası var. Aliyeva, “Ermeniler, ekonomik abluka uyguluyor. Yiyeceğimiz bitmek üzere. Dünya, bunu bilsin” dedi.

Günaydın’a ‘Bağımsızlık Kararı’nı anlatan Aliyeva, tarihi kararın bir de fotokopisini verdi. Kararda, daha önce bazı kaynaklar tarafından öne sürüldüğünün aksine “Türkiye’ye bağlanma” diye bir hüküm yer almıyor.

Gazetede yayınlandı – Nahcivan’ın 20 Ocak tarihinde aldığı bağımsızlık kararı, ülkenin “Şark kapısı” adlı gazetesinde yayınlandı Gazetede yayınlandı

* * *

Özal, bizi üzdü – Nahcivan’ılar, Türkiye ve Atatürk’ten büyük sevgiyle söz ediyorlar. Türkiye’nin ekonomik modelini çok beğeniyorlar. Cumhurbaşkanı Özal’ın yanlış anlaşıldı dediği “Onlar Şii biz Sünni’yiz” sözleri ise en büyük üzüntüleri, Özal’a kırgınlar. Müdafaa Komitesi Lideri Arif Rahimov, “Özal, kendini affettirmek için sınır kapısını açtırsın, ekonomik yardım yaptırsın” diyor.

20 Şubat 1990 – Nahcivan’dan yükselen ortak ses: Türkiye bizi unutmasın

Cephenin sorumluları-Nahcivan Halk Cephesi üyeleri, Ermenistan sınırından gelen saldırılar nedeniyle devamlı cephede görev alıyorlar. Yukarıda, cephenin Savunma Komitesi elemanları, Nahcivan Halk Cephesi Merkezi’nde, Günaydın objektifi önünde… Hepsi, “Türkiye bizi unutmasın” mesajını gönderiyorlar.

Nahcivan’ın “Edebiyat Müzesi” – Nahcivan Özerk Cumhuriyeti’nde bir de “Edebiyat Müzesi” var. Bu müzede, Nahcivan tarihinde yer etmiş ünlü edebiyatçılar, şairler ve mizah yazarlarının portreleri bulunuyor. Müzede çalışan görevlilerin hepsi hanım. Türkiye’den geldiğimi öğrenince, “ilk defa bir Türk geliyor” diyerek hemen şeref defterini açtılar ve birkaç satır yazı yazmamı istediler.

Edebiyet Müzesinde –  Türkiye’ye selam gönderen Nahcivan Özerk Cumhuriyeti Edebiyat Müzesi’ndeki görevli hanımlar, arkadaşımız Muammer Elveren’le görülüyor

Nahcivan Özerk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Sakine Abbas Aliyeva, Günaydın’a, “Ermenistan’ın engellemesi yüzünden yiyecek stoklanınız tükenmek üzere. Çok zor durumdayız” dedi.

Nahcivan’ılar, Türk Radyosu dinliyorlar – Televizyonu seyretmek içinse “Sederek kenti ya-kınlarındaki dağ köylerine çıkıyorlar ve bazı programları videoya kaydederek evlerinde seyrediyorlar. Türk müziği ve sinema sanatçılarının kasetlerini dinliyor, video filmlerini izliyorlar.

Edebiyat Müzesinde Nahcivan Devlet Televizyonu benimle röportaj yaptıktan sonra kameraman , muhabir ve ses teknisyeniyle fotoğraf çektirdik.

 

Sınırın delindiği yer – Nahcivan’ılar, 31 Aralık’ta İran ve Türkiye sınırındaki telleri kestiler. Muammer Elveren (solda), Müdafaa Komitesi Lideri Rahimov’la tellerin önünde,

 

NAHCİVAN… Sovyetler Birliği’nde, Azerbaycan toprakları içinde, 300 bin nüfuslu “Özerk” bir cumhuriyet. İliç, Babek, Culfa, Ordubat, Şahbuz ve başkent Nahcivan kentlerinden oluşuyor.

Ermeni çemberi – Azerbaycan’dan Ermenistan topraklan ile ayrılan ve adeta bir Ermeni çemberi içinde olan Nahcivan’a ulaşmanın “Şimdilik tek yolu” uçak. Zira Ermenistan Ulusal Kurtuluş Cephesi, Azerbaycan’a gitmek için kendi topraklarından geçen trenlere saldırıyor, yollarını kesiyor.

Azerbaycan’ın Bakü kentinden Sovyet Hava Yolları Aeroflot’un “Yak-40” uçağıyla yola çıktık.

Minibüs gibi;

Uçak 28 kişilik olduğu halde, 8 kişi de ayakta seyahat ediyor. Minibüsten farksız. Bir saatten biraz fazla süren bir yolculuktan sonra Nahcivan Havalimanına indik. Etrafta sivil uçakların yanında askeri helikopterler, askeri uçaklar vardı. Uçak merdivenlerinin başında bir bey… “Ülkemize hoş geldiniz. 70 yıldır ilk defa ülkemize bir gazeteci ayak basıyor. Bunun bir Türk olması, bizi ayrıca gururlandırdı” dedi Nahcivan’da yayınlanan “Şark” gazetesinin başyazarı Muhsin Şerifoğlu Muhsinov diye kendini takdim etti ve  Uçağın merdivenleri önünde dizilmiş grubu göstererek, “Efendim, ilk gelen gazeteci olduğunuz için sizlere “Devlet töreni” yapılıyor” dedi.

Tek sıra dizilenlerin başındaki bey elini uzattı; Başbakan Yardımcısı Oruçali Mehmedov.”  Şaşırmıştım. Bekleyenlerin hepsi devletin üst düzey yetkilileriydi. Moskova 70 yıldır ilk defa iki gazeteciye Nahcivan’a girme hakkı tanımış, bunlardan biri ben, biri de Ertuğrul Özkök! Nahcivan çok yüksek dağların tepesinde kurulmuş.  Her taraf karlı… Başbakan yardımcısıyla yan yana oturduk, Türkçesi Azerbaycan’da konuşulandan biraz daha düzgün.  Zira Türkiye sınırındalar. Nahcivan’ılar Türk radyosu dinliyorlar.

21 şubat 2018 – Nahcivanlılar, cephede destan yazıyor.

Tanka topa karşı av tüfeği

Nahcivan Devlet başkanlığı makamında – Nahcivan’a girmeyi başaran arkadaşımız Muammer Elveren’i, Devlet Başkanı Sakine Abbas Aliyeva makam odasında kabul edip görüştü(yukarıdaki küçük fotoğraf).  Nahcivan Parlamentosu’nun aldığı bağımsızlık kararını ve Türkiye’den istediklerini anlatan Aliyeva, daha sonra arkadaşımız Elveren ve başbakan yardımcılarıyla hatıra fotoğrafı çektirdi. Yukarıda, (soldan sağa) Başbakan Rüştü Yardımcısı Oruçali Mehmedov, Devlet Başkanı Sakine Aliyeva, Muammer Elveren, Başbakan Yardımcısı Ali Asker Sadıkov görülüyor…

Sohbete büyük ilgi gösterildi – 70 yıldan beri hiçbir gazetecinin ayak basmadığı Nahcivan topraklarına giren arkadaşımız Muammer Elveren, Halk Cephesi üyeleriyle son olayları görüşürken eski Osmanlı evlerine benzeyen geniş bahçe ve avlulu merkez binasına yüzlerce kişi doldu. Günaydın muhabirine merak ettikleri soruları da soran Halk Cephesi üyelerinden salona sığmayanlar, fotoğrafta görüldüğü gibi pencerelerin demir parmaklıklarından sohbeti ilgiyle izlediler…

Sederek Savaşı’nda modern silâhlarla saldıran Ermenilere av tüfeğiyle karşı koyan Nahcivan’ılar, “Bir karış toprak vermedik” dediler. Devlet Başkanı Aliyeva ise, Ermenilere yaptığı, “Kan dökmeyelim” çağrısına cevap alamadığını belirtiyor.

Nahcivan Devlet Başkanı Sakine Abbas Aliyeva “Bağımsızlık kararını anlattıktan sonra Ermenilerin saldırılarından bıktıklarını, kimsenin toprağında gözleri olmadığını ve trenlerin çalışabilmesi için yapılan engellemelerin kaldırılmasıyla makinistlerin güvenliğinin sağlanmasını istediklerini belirtti.

Telgraf çektim – Aliyeva, Ermeni Cumhuriyeti’ne bir telgraf çekerek, “Biz komşuyuz, ilişkilerimizin iyi olması gerekir” dediğini, ancak Ermenistan’dan bir cevap alamadığım söyledi. Devlet Başkam Aliyeva, “Dağlık Karabağ meselesiyle ilişkilerimiz bozuldu. Nahcivan’ın İliç bölgesindeki Çerki kentine Ermenistan’dan birçok aile gelip yerleşti.

Kan dökülmesin – Biz onların oradan çıkmasını istiyoruz, ama çıkmıyorlar. Topraklanmışı işgal ettiler. Oradaki Türkleri kenti terk etmeye zorladılar. Silahlı baskınlar düzenleyerek halka ateş açıyorlardı. Şimdi askerler bölgeyi koruyor, ama Ermenileri çıkartmıyorlar. 19-20-21 Ocak günleri Sederek kentine saldırdılar. Sınırdaki savaşta ölenler, yaralananlar oldu. Biz kan dökülmesinden yana değiliz. Çerki köyüne gelince; oraya gidebilmek için Ermenistan topraklarından geçmek gerekir. Nahcivan tarafından geçit yoktur. Durumu Moskova’ya bildirdik, ama bir şey yapılmıyor” şeklinde konuştu.

Nahcivan Halk Cephesi Müdafaa Komitesi’nden Eleman Celilov, Cabbar Gelil, Miresim Seyidov, Kabil Askerov, Rasim Paşayev, Ferman Hamidoğlu, Nerimah Abbasov olayı parça parça aktarırken, Müdafaa Komitesi Lideri Arif Rahmanov, şunlan söyledi:

Tanka av tüfeği – “19 Ocak’ta Moskova, Bakü’ye asker çıkartılmasını emretti ve çıkardı. Aynı gün 3 bin Ermeni, Nahcivan’ın Sederek sınır kentine saldırdı. Sederek kentini yaylım ateşine tuttular. Silahları Kaleşnikovlar, otomatik silahlar, top, makineli tüfek ve Sovyet ordusundan aldıkları roket, tank ve Katuşe roketatarlarıydı. Bizde ise av tüfeğinden başka bir silah yoktu,

Sederek’te önce 500 kişi kadar vardı, sonra takviye geldi. Ermeniler bir şarap fabrikasını ve bir evi bombardıman ettiler. Ateş durmak bilmiyordu. Ancak Ermeniler bir karış olsun Nahcivan topraklarına giremediler. Hücum dorumunda oldukları için çok kayıp verdiler. 12 kişi bizden öldü. BBC Radyosu’na göre onlardan 41 kişi öldü, 24 kişi de yaralandı. Bize göre kayıplar daha fazla.

Üç gün, üç gece – Üç gün, üç gece aralıksız çarpışmalar sürdü. Bu savaşta Ermeni Ulusal Kurtuluş Cephesi askeri liderlerinden Mokçev Gorgisyan da öldürüldü. Bizde ise roketatar mermileriyle isabet alan bir evde 5 ve 7 yaşında iki çocuk da can verdi.

Nahcivan Halk Cephesi Müdafaa Komitesi liderlerinden Arif Rahimov, “Nahcivan’ın Türkiye ile 11 kilometre sının vardır. Bu sınırın 4 kilometresi Ermenilerin kontrolünde. Yani Türkiye ile Nahcivan sınırı, haritalarda görüldüğü gibi 11 kilometre değil, 7 kilometre kalmıştır” iddiasında bulundu.

Orada bulunduğum günlerde Tacikistan’da olaylar başlamıştı. Yeni bir Ermeni saldırısı haberi alındığı için Sederek Savaşı’nın geçtiği sınırın yakınına kadar gittik. Fakat olay yerine “Tehlikeli olur. Güvenliğinizi sağlayamayız” diye yaklaştırılmadık.

Şimdi hem Nahcivan tarafında, hem de Ermenistan tarafında Sovyet askerleri bir “Tarafsız bölge” oluşturmuş. Bir tür Birleşmiş Milletler askeri gibi, iki bölge arasında tampon görevi yapıyorlar.

Bu olayların başladığı günlerde Nahcivan’da “Bağımsızlık’’ ilan edilmişti. Kararda, Nahcivan Meclisi sesini duyurması için Türkiye ve İran’dan yardım istiyordu. Olayın bir bölümünü Halk Cephesi üyelerinden Serdar Mehmedov şöyle anlatıyor;

Minnettarız – “Tebriz’deki Türk Konsolosluğuna gittik. Bizi askeri ataşe karşıladı ve isteklerimizi Türkiye’ye ileteceğini söyledi. Bu konuda gösterdikleri hassasiyetten dolayı Türk halkına ve parlamentosuna minnettarız.

Serhat ‘Sınır’ tellerini kesip direklerini ateşe verdikten sonra, İran sınırına gidildiğinde, Iran tarafından askerler bize bağırdılar ve ‘Azerbaycan bir olsun, Hamaney rehber olsun’ diye telkinde bulundular. Heyetimize de ‘Din uğrunda savaştığımızı söyleyin, size silah yardımı yapalım’ dediler. Biz, ‘Hayır, önce Türk’üz, sonra Müslümanız. Rehberimiz Atatürk’tür. Türklüğümüz, bağımsızlığımız uğrunda savaşırız’ cevabım verdik.”

Toprak savaşı – Arif Rahmanov, şöyle devam etti: “İstediler ki, olayı bir Müslüman-Hıristiyan savaşı gibi gösterelim. Bunu kesinlikle reddettik ve savaşın bir toprak savaşı olduğunu söyledik. Ölürüz, ama toprağımızı vermeyiz. ”

TV’de özel program – Nahcivan’a yıllar sonra ilk giriş izni, arkadaşımız Muammer Elveren ile Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Ertuğrul Özkök’e verildi. Nahcivan TV’si, Elveren ve Özkök’le özel bir program yaptı.

Meltem’le göğsümüz kabardı –Nahcivan Devlet İnşaat Planlama Dairesi’ne yaptığımız ziyarette, sekreter yanı başına, geçen yıl Sovyetler Birliği’nde birinci seçilen Türk güzeli Meltem Hakarar’ın bir posterini asmıştı. Sekreter hanım, “Biz onunla iftihar ettik. Türk kızının güzelliğini dünyaya duyurdu” dedi.

3 Türk gazeteciye Bakü’de gözaltı – SSCB’nin Azerbaycan Cumhuriyeti’nin başkenti Bakü’de, üç Türk gazetecinin gözaltına alındığı bildirildi. Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği Üçüncü Kâtibi Şevki Mütevellioğlu yaptığı açıklamada, Milliyet Gazetesinden Rafet Ballı ve Mücahit Büber ile Günaydın Gazetesinden İrfan Sapmaz’ın gözaltına alınmaları ile ilgili haberlerin kendilerine ulaştığını, ancak Sovyet resmi makamları tarafından herhangi bir bilgi verilmediğini söyledi. Mütevellioğlu, olayı Bakü’ye giden TRT ekibinden duyduklarını söyledi.

Üç Türk gazetecinin Bakü’den Nahcivan Cumhuriyeti’ne gitmek için bilet alarak uçağa bindikleri ve bu sırada polisler tarafından gözaltına alındıkları bildiriliyor. Bu arada, Bakü’deki bazı kaynaklardan edinilen bilgilerde ise, üç Türk gazetecinin bugün askeri mahkemeye çıkartılabilecekleri ifade edildi. Ancak, bu haber Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı tarafından doğrulanmadı.

* * *

22 şubat 1990 – Türkiye’den ne istiyorlar?

Nahcivan’ılar, Ankara’ya sesleniyor: Sınır kapısı açılsın

Türkiye ile 11 kilometre sınırı olan Nahcivan Özerk Cumhuriyeti yöneticileri ” Sınır kapısı açılırsa darboğazdan kurtulabiliriz” diyorlar…

Yasta oldukları için sakallarını kesmiyorlar – Nahcivan Halk Cephesi üyelerini, sadece sınırı koruyan savaşçılar olarak görmek yanlış olur… Ölenler için yas tuttukları için sakallarını kesmeyen Halk Cephesi üyelerinin hepsi, bir meslek sahibi… İçlerinde doktor, mühendis, arkeolog, tarihçi turizmci olanlar var. En büyük umutları, Türkiye ile olan sınırda, bir kapı açılması. Bu yolla, ekonomik bağımsızlıklarına kavuşacaklarına inanıyorlar

Türkiye’den kredi isteklerini de dile getiren Nahcivan’ılar, Türk İşadamları için ülkelerinde geniş imkânlar olduğunu söylediler…

Nahcivan’ın sıcakkanlı mert insanları, bizi 70 yıllık bir hasretle bağırlarına basarken, Anadolu insanının misafirperverliğini gösterdiler. Ekonomik açıdan darboğazda olan Nahcivan’ılar, ilk gece dertleşmek için Halk Cephesi binasına gittiğimizde bu sıkıntılarını dile getirdiler ve Türkiye’nin yardım etmesini istediler.

Sizin gelişinizle 70 yıllık hasret bitti. Artık Türk işadamlarını da aramızda görmek istiyoruz. Mallarımızı pazarlayabilirler. Çünkü Türkiye dış dünyaya açık bir ülke, burada kayısı, elma, şeftali, armut, çekirdeksiz iri üzüm, ayva ve erik bol miktarda yetişiyor. Nahcivan’daki ‘Tuz dağı’ yıllarca tükenmeyecek kapasitededir.” diyor.

Nahcivan’ılar, Türk Hava Yolları’nın Bakü’ye sefer yapması halinde kendilerine daha rahat ulaşılacağı inancındalar. Görüşmemizde, “Türkün, gelişmiş Türkiye’nin işadamlarının tecrübesinden yararlanmak istiyoruz” şeklinde konuştular.

Zor durumdalar – Nahcivan Özerk Cumhuriyeti, Ermenistan çemberi içinde olduğu için ekonomik olarak özellikle şu sıralarda son derece zor durumda. Ermenistan’dan geçip Azerbaycan’a gidebilen trenlere yapılan saldırılar yüzünden, ülkede erzak sıkıntısı büyük boyutlara ulaşmış. Trenlerde korku yüzünden kimse çalışmak istemediği için 3 bin tondan fazla erzak telef olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Üretim yok – Un fabrikası, malzeme olmadığından faaliyetini durdurduğu için ekmek sıkıntısı çekiliyor. Diğer fabrikalar da üretim yapamaz haldeler. Birçok inşaat, malzeme beklediğinden yarım bırakılmış.

Ermenistan topraklarından karayoluyla Azerbaycan’a geçmek için 45 kilometrelik bir yolun kat edilmesi gerekiyor. Bu da olaylar nedeniyle şimdilik mümkün değil. Nahcivan’ı Azerbaycan’a bağlayan karayolu, iki yıldan fazla bir zamandır kapalı.

Nahcivan’da bulunduğum günlerde, Başbakan Yardımcısı Oruçali Mehmedov ve Nahcivan’ın en eski gazetesi “Şark Kapısı’nın Başyazarı Muhsin Şerifoğlu Muhsinov’la yemeğe gitmiştik. Lokantaya girdiğimizde, Halk Cephesi Müdafaa sorumlularından Arif Rahimov gelerek heyecanlı bir şekilde, “Bu geceden itibaren, yani ayın 14’ünden 18’ine kadar bir Ermeni saldırısı ihbarı aldık, bilginiz olsun” diyordu.

Başbakan Yardımcısı Mehmedov’a daha önce Sederek sınırına gitmek istediğimi belirtmiştim. Bu sözler üzerine, “Serhat tehlikeli bugünlerde. Tacikistan olayları da var. İsterseniz yakınına kadar götürelim ama tam sınıra gitmeyelim” dedi ve ekledi ‘ ‘Zaten hem Ermenistan tarafında, hem Nahcivan tarafında Sovyet Ordusu’nun askerleri var. Tarafsız bir bölge oluşturmuşlar. Gitmemiz sakıncalı olabilir.”

Uykusuz günler – Gazeteci Şerifoğlu ’da, “Görüyorsunuz, son zamanlarda hep böyle yaşıyoruz” dedi. Halk Cephesi liderlerinden Rahimov’a baktım, gözleri kan çanağına dönmüştü. “Yorgunsunuz galiba” dedim. Rahimov, “Dört gecedir gözüme uyku girmedi. Serhat’ı (sınırı) bekliyoruz, bu günler çetin günler” cevabını verdi. Nahcivan halkının Türkiye’den istekleri var. Bunları çeşitli kesimlerde yaptığımız görüşmelerde belirttiler. Onlar için en önemli konu, Türkiye ile Nahcivan sınırının açılması.

İkinci istekleri ise oldukça ilginç, Türkiye’den kredi istiyorlar. “Türkiye’nin Doğu ülkelerine kredi açtığını, Türk Radyosu’ndaki haberlerden duyduk. Biz de çok sıkıntıdayız. Türkiye bize de kredi açsın. Örneğin yarım kalan inşaatlarımızı Türk firmaları yapabilir” şeklinde konuşuyorlar.

Türkiye ile ekonomik ilişkiler kurulmasını, Devlet Başkam Sakine Abbas Aliyeya başta olmak üzere bütün Nahcivan’ılar destekliyor ve şöyle diyorlar:

Kapalı kutu – “Türkiye ile ekonomik ilişkilerimiz olsun. Sınır kapısının açılmasıyla turist gidiş-gelişi sağlansın. Biz de dünyaya açılmak istiyoruz. Nahcivan’ın ‘Kapalı kutu’ durumu son bulsun. Nahcivan’da çok ekonomik ve ticari imkânlar var. Biz Türkiye’den ekonomik yardımdan başka bir şey istemiyoruz. Nahcivan’dan Türkiye’ye öğrencilerimiz staja, okula gidebilsinler.

Evet… Nahcivanların Türkiye’den istedikleri bunlardan ibaret… Bütün bunlar herkesin vurguladığı gibi “Sınır kapısı” nın açılmasına bağlı. Çünkü Nahcivan’a gidebilmek için önce Moskova, sonra da Bakü’ye gidip oradan uçağa binmek gerekiyor. Türkiye’den Bakü’ye uçak seferleri başlatılırsa, yine Bakü üzerinden Nahcivan’a geçmek şart. Bu da oldukça güçlükler yaratır. Çünkü Bakü’den günde bir kez kalkan 28 kişilik uçak, şu anda Nahcivan’lılara bile yetmiyor.

Nahcivan Halk Cephesi yetkilileri, “Halk Cephesi” bayrağındaki renkleri ilginç bir felsefe ile anlatıyorlar. “Biz Türklüğü Şah İsmail Hatayi’den öğrendik. Onun kişiliğinden, mertliğinden ve vatanseverliğinden… Bağımsızlık aşkını, Ulu Önder Atatürk’ten öğrendik. Onun için ‘Yolumuz Atatürk yoludur’ diyoruz. İslamiyet’i ise Hz. Muhammed’den… Halk Cephesi’nin bayrağı bunları simgeliyor.

Mavi renk Türklüğümüzü, kırmızı renk bağımsızlığımızı, yeşil renk ise Müslüman halk olduğumuzu göstermektedir. Bundan başka varlığımız yoktur. Bunlardan aldığımız güçle varlığımızı sürdürebiliyoruz. Nahcivanlıların bizden “Önemli” bir isteği oldu; “Türkiye’ye, Türk halkına kucak dolusu selam götürün. Olaylar sırasında Türk halkının manevî dayanışması için teşekkür ve selamlarımızı iletin” dediler. Biz de bu isteği yerine getiriyoruz…

Nahcivan girişinde Köroğlu heykeli önünde – Nahcivan’ın en eski gazetesi ‘Şark Kapısı’nın Başyazarı Muhsin Şerifoğlu Muhsinov ve Başbakan Yardımcısı Oruçali Mehmedov ile

Köroğlu heykeli – Nahcivan’lılar, şehrin girişindeki dev Köroğlu heykelini, “Akrabaları buradaydı” diyerek açıklıyorlar.

  *  *  *

Arkadaşımız Muammer Elveren, Nahcivan’dan Azerbaycan’a da geçti ve bir de oradaki son durumu gördü.

22 Şubat 1990 – Azeriler Gorabaçov’a ateş püskürüyor – 

“Moskova ile aramıza kan girdi”.

Bakü’de son durum “Gözyaşları dinmek bilmiyor” – 19 Ocak’ta Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de, genç-yaşlı, çoluk-çocuk demeden halkın üzerine ateş açması sonucu şehit olanların mezarlarına gelenler, gözyaşlarını tutamıyorlar. Kocasını, nişanlısını kaybedenler yanında kardeşleri için gözyaşı dökenler, toplu mezarları her gün ziyaret ediyorlar.

Kızıl Ordu’nun, genç-yaşlı, çoluk-çocuk demeden herkesin üzerine ateş açtığını belirten Azeri Türkleri, “İp koptu bir kere… Şimdi bağlamaya çalışıyorlar ama düğüm her zaman ele gelecek. İstesek de, her şey eskisi gibi olamaz” diyorlar…

Kızıl Ordu’nun, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye müdahalesi ile bu bölgedeki huzursuzluğun giderileceği amaçlandığı belirtilmişti. Ancak askerler, Bakü’de genç-yaşlı, çoluk-çocuk demeden önlerine gelen herkesin üzerine ateş açtılar. Azerbaycan Türkleri olayı bir “Katliam” olarak duyurdu.

Basın toplantısı – Bütün dünya, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’deki olayları merak ederken, Halk Cephesi’nden İtibar Mehmedov, gizlice Moskova’ya giderek, Azerbaycan Cumhuriyeti Temsilciliği’nde bir basın toplan-tısıyla olayın detaylarını ve “Katliam” fotoğraflarını dünyaya duyurdu. Bu, günlerce dünya basınında çıkan “Azerbaycan’daki Ermeniler ve Ruslar öldürülüyor” yaygarasının bir başka yüzü olduğunu su yüzüne çıkarıyordu.

Bağımızı kestiler – Moskova’da görüştüğüm tüm Azeri Türkleri, olayların yoğun olduğu 19-20 Ocak gecesiyle ilgili bilgileri, dış dünyayla bağları kesildiği için bildiremediklerini söylüyorlardı. Azeri Türkleri, “Bizim telefon ve ulaşım imkânlarımızı kısıtlayan Moskova, aynı günlerde Ermenistan Cumhuriyeti’nin aleyhimizde yaptığı propagandaya engel olmadığı gibi, Sovyet basım ve televizyonunda Bakü’de, Ermeni ve Rusların öldürüldüğü, evlerinden edildikleri bildiriliyordu. Oysa ölenler, Azerbaycanlılardı” diyorlar.

Halk Cephesi’nden itibar Mehmedov, işte bu yalanlan tersine çeviren bilgileri tüm dünyaya açıkladığı için, bir gün sonra Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmi toprakları sayılan “Elçilik” statüsündeki temsilciliğe yapılan silahlı polis baskınından sonra tutuklanıyordu.

Gorbaçov’un emri – Moskova ve Azerbaycan’da görüştüğümüz bütün Azeriler Gorbaçov’a kin ve nefret duygularını belirttiler ve şöyle konuştular: “Bu katliamı Kızıl ordu, Gorbaçov’un emriyle yaptı. Bunu Uluslararası Af Örgütü ve dünyadaki insan haklarıyla mücadele eden komisyonlar her yerde Moskova’nın önüne sürmelidirler”.

Azeri Lider Ebulfez Aliyev’den “Saklanıyor” iddiasına cevap “Kaçmıyorum buradayım”

Azerbaycan Halk Cephesi Lideri Ebulfez Aliyev, “Türkiye’de hakkımda, KGB’den kaçtı şeklinde çıkan haberler beni son derece üzdü. Bir lider hiçbir zaman kaçmaz” dedi.

Azerbaycan Halk Cephesi Lideri Ebulfez Aliyev Halk Cephesi’inin faaliyetlerini gizlendiği yerden yönetiyor” şeklinde çıkan haberlere içerlediğini ve kendisini üzdüğünü söyledi.

İsteseler yakalarlardı – Aliyev şöyle konuştu: “Türkiye’de, ‘Ebulfez Aliyev, KGB’den kaçıyor’ şeklinde haberler çıkmış. Bu beni çok üzdü. Ben KGB veya Kızıl Ordu’dan kaçmadım. Bir lider hiçbir zaman kaçmaz. Ben de kaçmıyorum, saklanmıyorum, ortadayım, bir lider hiçbir zaman kaçmaz. Bende kaçmıyorum, saklanmıyorum, ortadayım. Şehirde istediğim gibi geziyorum. ” dedi.

İslami devlet istemiyoruz – Halk Cephesi Lideri Ebulfez Aliyev, Moskova’nın Bakü’ye gönderdiği gazeteci gruplarına, arkadaşlarıyla birlikte cephenin görüşlerini anlattı. Aliyev, “İslami devlet kurmak istemiyoruz” diye konuştu…

 Çiçek yetiştirenler, mezarlığın kapısında bedava karanfil dağıtıyor – Bakü’de yapılan katliamda hayatlarını kaybedenlerden cesetleri bulunanlar, başkentin tepesinde bulunan Kirov Parkı’na toplu olarak gömüldü. Bu toplu mezarlar, her gün Azerbaycan’ın dört bir yanından gelenlerce ziyaret ediliyor. Mezarlığın girişinde hazırlanan masalarda bedava dağıtılan karanfiller, her gün yenileniyor. Azerbaycan’da karanfil yetiştiren herkes, çiçeklerini mezarlığın kapısına getirip bedava dağıttırıyor Aynı şekilde öldürülenlerin vuruldukları yerlere de karanfil bırakılıyor ve her gün yenileniyor (üstte). Bu mezarlardan bir kız ilkokul öğrencisine ait olanında bırakılan önlüğü,  okul çantası ve oyuncak bebeği gören herkesi hıçkırıklara boğuyor (üstte, sağda)…’

Azerbaycan’ın kimliği – Yaklaşık 7.5 milyon nüfusa sahip Azerbaycan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği’nin güneyindeki İran ile sınırını oluşturmaktadır. Başkent Bakü, önemli petrol kaynaklarına sahiptir. Toprakları verimli olan Azerbaycan’da demir-çelik, çimento, lastik, elektrikli ev eşyası ve kimya sanayii başta gelmektedir.

* * *

23 Şubat 1990

Azeri Türkleri, katliamı yapanların ortaya çıkarılmasında ısrarlı.

“Hesap soracağız”

Bakü’de, Azeri Lider Ebulfez Aliyev’ln sofrasına konuk olduk

Halk Cephesl Lideri Ebulfez Aliyev, hem Azerbaycan, hem de Nahcivan’da cephenin birliğini sağlıyor. Aliyev, Bakü Intourist Otel’de yabancı gazetecilerle yapılan basın toplantısından sonra arkadaşımız Muammer Elveren’in görüşme isteğini, “Memnuniyetle… Buradan çıktıktan sonra beraber eve gider, görüşürüz” şeklinde cevapladı. Aliyev, daha sonra yanındaki iki arkadaşıyla Elveren’i alarak “Nerimanov” Mahallesindeki eve gittiler. Evde, cephenin başka üyeleri de vardı. Görüşmeden sonra sofraya yemekler kondu. Aliyev, arkadaşımız Elveren’i “Misafirinsin” diyerek başköşeye oturttu…

Beni, Ebulfez  Aliyev (Bağımsızlık lideri olduğu için sonra Halk Elçibey adını taktı), Bican İbrahimoğlu,  Rasul Kuliev (sağdan ikinci) ile diğer Halk cephesiüyelerinin olduğu Nerimanov mahallesindeki ‘Karargah’ olarak kullanılan evde ağırladı.

* * *

Azerbaycan İlimler Akademisi Başkanı Profesör Eldar Salayef “Halk Cephesi’nin gücü belli oldu. Bundan sonra tek çıkar yol, Halk Cephesi-Hükümet İşbirliğidir” şeklinde konuştu…

Türkçe biliyorum – Halk Cephesi Lideri Ebulfez Aliyev’le görüşürken, misafir olduğumuz evin kızı yanımıza gelerek, “Siz Türkiye’den mi geldiniz? Ben Türkçe biliyorum” diyerek İstanbul’dan gönderilen takvimdeki mısraları okudu. O sırada Aliyev, cephenin bir elemanına telefonla talimat veriyordu…

Moskova’nın, olayları Müslüman-Hıristiyan çatışması olarak göstermesini öfkeyle karşılayan Azeriler, “Bu yalanı gözler önüne sermek için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Katliam, Kremlin’in emriyle, bilinçli yapıldı diyorlar…

Azerbaycan’a Moskova’dan yapılan anti-propagandanın ne kadar güçlü olduğunu, Bakü’ye gidince anladım. Halk, askerlerin bir an önce Bakü’yü terk etmesini ve sıkıyönetimin kaldırılmasını istiyor.

Mihmandar korktu – Azeriler, üzerlerine ateş eden askerlerin aralarında dolaşmasına tahammül edemiyor. Moskova’dan bizimle gelen mihmandarlardan biri olan Marina, biz dışarda olayları izlemek için dolaşırken otelde kalmayı tercih etmişti. Döndüğümüzde sordu “Bakü’de durum nasıl? Ben çıkmadım da…”

Yaşam, normal – “Halk normal yaşamını sürdürüyor. Her yerde Kızıl Ordu’nun’ askerleri var” cevabım verdik. Yanma yaklaşıp sordum: “Siz niye sokağa çıkmadınız?” Marina, “Bana demişlerdi ki, Bakü’de dikkatli ol, yabancıları vuruyorlar. Rus olduğuma göre bana da saldırırlar diye çıkmadım” dedi. Oysa Bakü’de halk yabancılara saldırmadığı gibi yardımcı da oluyordu.

Din, yasaktı – Azerbaycan ilimler Akademisi Başkanı Profesör Eldar Salayef le sohbet ederken sordum: “Bakü’de yabancıların, Rus, Yahudi ve Ermenilerin dolaşamadığını ve tehlikede olduklarını söylüyorlar ne dersiniz?” Profesör, “Bir Müslüman- Hıristiyan çatışması uydurdular. Ben diyorum ki, bize’ 70 yıl dini yasak etmişler. Allah’ı bile ağzımıza aldırmamışlar. Bunu, korkudan sadece kalbimizde taşıyabilmişiz. Suç olduğu için açıklayamamışız.

İran gibi – Nasıl olur da birdenbire bize bu yakıştırmayı yapabilirler. Bize, ‘İran gibi yapmak istiyorsunuz’ diyorlar, bizim İslam devleti kurmakla bir ilgimiz olamaz. Azerbaycan’ı böyle bir şeyle suçlamaya kimsenin hakkı yoktur.”

“Hesap soracağız”

Profesör Eldar Salayef in amacı bizlerle sohbetken, yabancı gazeteciler onunla görüşmek isteyince bütün grubu yemeğe davet etti. Bakü Kervansaray Lokantası’na gittik. Profesör Eldar Salayef’e sordum: “Bundan sonra ne yapacaksınız?” Cevabı şöyle oldu “Bize bu ağır günleri yaşatan şahıslara söylenecek sözlerimiz var.” Salayef, Azerbaycan resmi rakamlarına göre, 19-20 Ocak günlerinde askerlerin halkın üzerine ateş açmasıyla, 162 ölü ve 600 kadar yaralı olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“İstifa etmeliydi”

“Bu olaylar 1905 yılının kanlı ocak ayma benziyor. O zaman bile halka bu kadar ateş açılmamıştı. Azerbaycan halkına bu günleri yaşatmamalıydılar. Bütün Azerbaycan temsilcileri bu olayların suçlularının belirlenmesini isteyecek. Vezirov, 5 gün önce istifasını verseydi, bu kanlı olaylar olmazdı.

Kılımıza dokunan olmadı – “Bakü’de Müslüman olmayanlar dövülüyor, öldürülüyor” söylentilerini, hangi yabancı ile görüştüysek yalanladı ve “Azerbaycanlılar bizimle lokmalarını bile bölüşüyorlar” dedi. Fotoğrafta, Bakü rafineri yöneticisi Rasul Kuliev’in (Sağda) yanında bulunan Yahudi asıllı İshak Isayeviç, “Bugüne kadar kimse kılımıza dokunmadı. Rus’a da, Ermeni’ye de ayni muamele yapılıyor” dedi…

Ölenlerin anısına saygı – Azerbaycan’da askerlerin sivil halka ateş açması sonucu 162 kişi öldü, 600’ün üzerinde İn-san yaralandı. Tüm Azerbaycan’da, ölenlerin anısına her yerde siyah bayraklar asılı, Fotoğrafta, arkadaşımız Muammer Elverenle görülen sağlık görevlileri, siyaha boyalı Halk Cephesi bayrağının altında yaşadıkları dehşet dolu günleri anlattılar, Türkiye’ye selam gönderdiler.

Bundan sonra ne olacak? – Bana göre Merkezi Komite, Nazırlar Sovyet’i ve Yüksek Sovyet Halk Cephesiyle birlikte oturup bu durumdan çıkış yolu arayacaklardır. Bunu hiç kimse görmezlikten gelemez.” Salayef, Dağlık Kara-bağ konusunu, eski lider Vezirov’un, Moskova’ya karşı gerektiği gibi savunmadığını da belirterek, “Ermeniler, son olarak Dağlık Karabağ’ı ekonomik olarak kendilerine bağladıklarını açıkladılar, yine bir şey yapmadı” şeklinde konuştu.

Yalan yazıldı – Profesör Eldar Salayef e ‘‘Bu olayları Moskova basım detaylı vermedi… Hatta ‘Ermeniler ve Rus asıllılar öldürülüyor, evlerinden ediliyor, subay aileleri taciz ediliyor ve Bakü’ den zorla çıkartılıyor’ dendi. Bu konuda ne dersiniz?” diye sordum. Salayef, “Moskova basını hep yalan yazdı. Zaten yalan yazdıkları, sonradan ortaya çıktı. Burada kimse Ruslara, subay ailelerine bir şey yapmadı.

Yarı açlar – Ermenilere gelince; 13 Ocak olaylarına karışanlar, Ermenistan’dan iki yıl önce kovulmuş 200 bin Azeri Türkü’dür, Bunlar yerlerinden yurtlarından, çoluk çocuk demeden evlerinden ellerinde küçük bir valizle kovulduğu, sürüldüğü zaman, dünya basını tek bir kelime yazmadı. Bu insanlar 2 yıldır işsiz güçsüz onun bunun yardımıyla yarı aç yaşamaya çalışıyorlar.

Devlet hiç yardım etmedi. Bunların bir kısmı galeyana gelerek bazı Ermenilere hücum etmiş. Olaylar duyulunca yatıştırıldılar. Askeri müdahaleye gerek yoktu” cevabını verdi.

Birbirlerini vurdular – Salayef, ölen askerlerle ilgili olarak da şunları söyledi: “Moskova’dan gelen askerler içinde, bir iç müdahalelerde, bir de dış olaylarda kullanılanlar vardı. Sonradan gelen askerler, önceden gelenleri ateş açarken görünce, asker kıyafeti giymiş militanlar sandılar ve birbirlerini vurdular. Şimdi ölenleri, Azerbaycanlıların üstüne atmak istiyorlar.” Profesör Salayef, “Dünya Azerbaycan’daki olaylara kulağını tıkamıştı. Devamlı şekilde ‘Ermeniler öldürülüyor, dövülüyor. Ruslar artık orada yaşayamaz’ şeklinde açıklamalar yapılıyordu. Azerbaycan’ın dış dünyayla bağları kesilmişti ve yalan haberler yayınlıyorlardı.

Burada ise, genç- ihtiyar, çoluk, çocuk demeden herkesin üzerine ateş ediliyordu. Bu muydu Müslüman-Hıristiyan çatışması? Halk Cephesi Ulusal Savunma Komitesi üyelerinden İtibar Mehmedov Moskova’ya gidip gerçekleri açıklayınca tutuklandı. Ben bunu bir Deputat (Parlamenter) olarak, bir halk temsilcisi olarak söylüyorum” şeklinde konuşurken etraftaki kalabalık Azeri Türkleri bunu doğruluyordu.

Davranış nasıl? – Bu arada, Bakü’nün en ünlü tarihi restoranlarından birini işleten Yahudi İshak İsayeviç’i bulup sordum: “Azerbaycanlılar size nasıl davranıyor? Rahat çalışabiliyor musunuz? Yabancılara dokunuyorlar mı? Rusları tehdit edip buradan kaçırıyorlar mı?”

İshak bey şöyle cevap verdi: “Burada yaşanan olay, İkinci Dünya Savaşı’nda bile yaşanmadı. Ben burada doğmuşum. Atalarım buradaydı, babam buradaydı, oğlum, kızım burada doğdu, okudu, ikisi de doktordur. Bugüne kadar kimse kılımıza dokunmadığı gibi her zaman kendilerinden saymışlardır. Müslüman]ar nasıl yaşıyorsa, biz de onlar gibi yaşıyoruz. Hatta birçoğundan iyi yaşıyoruz. Burada herkes kardeştir. Ermeniler de bizim gibi yaşıyordu. Olaylara karışmayanlar hâlâ buradan gitmiyorlar. Bu işi, olaylara karışanlar çıkarttı.

Kardeş gibiyiz – Ne zaman, iki yıl önce Ermenistan Cumhuriyeti’ndeki 200 bin Azeri Türkü’ nü Azerbaycan’a sürdüler, sürtüşme başladı ve oradan gelenler buradakilerle sürtüşmeye girdi. Yoksa Yahudilere de, Ruslara da, Ermenilere de kimse tek bir laf söylemiyor. Burada kardeş gibi yaşıyoruz.”

* * *

24 Şubat 1990 – Bakü’nün Sıkıyönetim Komutanı açıkladı:

“Askerler birbirilerini vurdu…

General Dubiniak, “Yedek askerlerle asıl askerler birbirlerini militan sanıp karşılıklı ateş açmışlar. Bunlardan ikisi öldü, ikisi yaralandı dedi…

Ben geldikten sonra 81 kişi öldü – Azerbaycan’da yaşanan olayları ” Trajik” olarak niteleyen Sıkıyönetim Komutanı Dubiniak ” 20 Ocak’tan bu yana 81 kişi öldü. Bunlardan 46’sı sivil” dedi. Dubiniak, şuranda Bakü de 17 bin asker olduğunu belirtti…

Askerlerin kışlaya dönmesini, sıkıyönetimin kaldırılmasını isteyen Halk Cephesi yöneticileri ise, “Amacımız, hükümeti devirmek değil, demokrasi ve ekonomik bağımsızlıktır. Tek çıkar yol, hükümet-Halk Cephesi işbirliğidir” dedi.

Türkiye’ye telefon etmişti – Azerbaycan Komünist Partisi üyesi iken Kızıl Ordu’nun yaptığı katliamdan sonra parti kimliğini yakan Dilara Aliyeva, şimdi Halk Cephesi’nin yanında… Aliyeva, olay günü Türkiye’ye ağlayarak telefon edip olayı gazetelere anlatmıştı. Fotoğrafta Aliyeva, Lider Ebulfez Aliyev’le görülüyor.

Halk Cephesi, dünya basınının önünde – Azerbaycan Halk Cephesi üyeleri, olaylardan günlerce sonra dünya basınıyla konuşabildi. Kızılordu’nun Bakü’ye gönderilmesinden yaklaşık 20 gün sonra Moskova, yabancı basının Azerbaycan’a “İzinli” olarak gitmesini sağlarken, muhabirleri “Seçerek” yolladı. Fotoğrafta, Halk Cephesi üyeleri (soldan sağa), İsmail Şıhlı, Yusuf Sametoğlu, Necef Necefef, Dışişleri Müsteşarı Tevfik Agayev, Halk Cephesi Üyesi Dilara Aliyeva ve Vurun Eyübov basın toplantısında görülüyor…

Bakü’de Halk Cephesi’nin düşündükleri, halkın ve halen halk temsilcisi olanların olaylarla ilgili düşüncelerinden önce, Kızıl ordu ve Bakü Sıkıyönetim Komutam General Vladimir Dubiniak ne düşünüyor, olayları nasıl değerlendiriyor, ona bir göz atalım:

Katliamdan sonra – General Dubiniak, 19-20 Ocak katliamından hemen sonra Bakü’ye geldi. Katliam operasyonunu gerçekleştiren komutan geri çekilmişti. Dubiniak, 20 Ocak saat 20.00’de Moskova’nın emrini aldığım ve Bakü’ye gelir gelmez gece saat 11.00’den sabah 07.00’ye kadar “Sokağa çıkma yasağı” uygulamaya başladığını söylüyor. Bakü’yü 11 bölgeye böldüklerini ve havalimanında özel bir birlik beklettiklerini söyleyen General Dubiniak, “önceleri kentin 12 çıkış noktasını kontrol altına aldık, şimdi bunu 9’a indirdik, Bakü’ye giriş-çıkış yapan tüm araçların kontrolü yapılıyor. Sokağa çıkma yasağını da 24.00’den 05.00’e indirdik” dedi.

Telefon alıyoruz – General Dubiniak, “Önceleri Bakü’yü terk etmek isteyen Ermenileri gemilere bindirerek gönderdik, gitmek isteyen Rusların durumuyla uğraştık. Şimdi birçok telefon alıyoruz. ‘Biz Bakü’den gitmek istemiyoruz’ diyorlar. Azerbaycanlılar da gitmesinler’ diyorlar. Yetkileri, din adamlarını televizyona çıkarttık, kimsenin Bakü’yü terk etmemesini telkin ettiler. Aslında burada olduğumuz sıralarda Rus asıllı hiç kimseye dokunulmadı, kimseye zarar verilmedi” şeklinde konuştu.

Saldırı yok – Dubiniak, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Grevler birçok yerde devam ediyor. Biz sadece araçların çalışmasını sağlayabildik. Halk Cephesi’nin üyeleri, ‘İşe çıkmayın’ diye bildiriler asıyorlar. Halk Cephesi’nin istekleri ise, sıkıyönetimin kaldırılması, ordunun Bakü ve Azerbaycan’dan çıkmasıdır. Ancak, Bakü kentinde askerlere kimse saldırmadı.”

17 bin asker – “Bakü’ye ne kadar asker girdi, askerler 19-20 Ocak günü neden ambulanslara, doktorlara bile ateş açtı?” şeklindeki soruya Dubiniak, “Biz gelmeden önce Bakü ve civarında 11 bin asker vardı. Ama maalesef olayların başladığı 19 Ocak gecesi hiçbir iş yapmadı. Sükuneti temin için dışardan 17 bin asker geldi. Ambulans işine gelince; bunların bazılarının içinde silah olduğu ihbarları almışlar. Geldiğim gün Halk Cephesi’nin birbirleriyle teması kesilsin diye taksi telsizlerini yasakladım. Kaç kişi tutuklandığına gelince; 231 kişi hapse atıldı. Ben geldiğimde tankla Bakü’ye girdim. Daha önce ayın 12’sinde 2 bin 500, ayın 23’ünde 1100, 14’ünde 16 bin asker geldi” cevabını verdi.

Kimler tutuklu? – Dubiniak, “Halk Cephesi’nden tutuklu var mı, şimdi kaç fabrika çalışmıyor, siz geldikten sonra kaç kişi öldü, yerli halkın durumu ve olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna ise şöyle cevap verdi:

“Halk Cephesi’nden kim kanuna karşı geldiyse o tutuklandı. Bizim Halk Cephesi’ne karşı bir tutumumuz yok. Hangisi lider, hangisi üye, kimin fonksiyonu nedir, bilmiyorum. Fabrikalara gelince durum farklı. Bazılarında yüzde 52, bazılarında yüzde 58 kapasiteyle çalışılıyor. En kötü durum Nerimanov bölgesindedir. 12 fabrikadan 11 ‘inde hiç kimse çalışmıyor. Yani fabrikaların yüzde 85’inde faaliyet yok.

Bir söylenti – Ben geldikten sonra ölenlerin sayısına gelince; buradaki birliklerin arasında Ermenilerin olduğu ve içerideki askerlerle dışardan gelenlerin birbirini vurduğu söylentisi yayıldı. Kontrol ettik, yedek askerlerle, asıllar arasında birbirine ateş edenlerden 2’si ölmüş, iki kişi de yaralanmış. Yedekleri hemen evlerine yolladık. 20 Ocak’tan bu yana 81 kişi öldü. Bunlardan 46’sı sivil, içişlerinden 8, birliklerden 5, askerden ise 22 kayıp var. Bu rakamlara 19-20 Ocak günleri (Toplu katliam) öldürülenler dâhil değildir.

Trajik bir olay – Olayları değerlendirmeme gelince; Bu, trajik bir olaydır. Biz, başka bir memleketi almak için buraya gelmedik, kendi memleketimizde huzuru sağlamak için buradayız. Sokağa çıkma yasağının korunması için bir kural var; 16 bin 500 askerin o bölgede olması lazımdır. Şimdi Bakü’de 17 bin asker vardır”. Dubiniak, “Halktan ne kadar silah topladınız?” sorusuna, “Çeşitli tipte 100 kadar av tüfeği toplandı” cevabını verirken, Ermeniler ‘den kaç ölü var? Bakü’de hâlâ Ermeni var mı?” sorusuna da söyle cevap verdi: “Bakü’de 232 bin 737 Ermeni yaşıyordu. 110 bin kişi kendi isteğiyle burayı terk etti. Ermeniler şimdi yeniden Bakü’ye dönüyorlar, 100 kişi kadar geri döndü, son olarakda beş aile geldi. Yönetim boşluğu Azerbaycan Halk Cephesi, olaylarla ilgili olarak ilk isteklerinin sıkıyönetimin ve sokağa çıkma yasağının kaldırılması ile Kızıl ordu askerlerinin bir an önce Bakü’yü terk etmesi olduğunu söylüyorlar.

Olaylar sonrası Azerbaycan’da tam bir yönetim boşluğu gözleniyor. Partiye inançlarım yitirenler, hükümet içindeki görevlerine devam ederken, Halk Cephesi’nin yanında yer alıyorlar. Çoğu, artık hükümetin Halk Cephesi’yle işbirliği yapmadan sorunların çözülemeyeceğine inanıyor.

Ermenileri koruduk – Halk Cephesi üyelerinden Vurun Eyübov, “Halk Cephesi’ni 13 Ocak’ta Ermenileri öldürmekle suçluyorlar. Bu doğru değildir. Aksine bizler hem radyoda, hem de televizyonda halkı sükûnete çağırdık ve olayların büyümesini önledik. Yoksa ölenlerin sayısı daha fazla olurdu. Bize göre Kızıl Ordu’nun Bakü’ye girmesi daha önce hazırlanmış planın parçasıydı. Olaylar kimler tarafından başlatıldı, bunu ortaya çıkarmamız gerekir. Bu olayları yaratanların bir kısmının o gece hapishanelerden salınan kişiler olduğu konusunda bilgiler aldık.

Kimin yararına? – Bakü’de Ermenilerin öldürülmesi kimin işine yarıyor? Halk Cephesi’nin mi, yoksa Halk Cephesi’nin faaliyetlerine tahammül edemeyen askerlerin ve Moskova’nın mı? Halk Cephesi o günlerde 500’den fazla Ermeni’yi kurtardı.

Toplu mezarlıkta “Ziyaret” sırası – Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’da öldürdüğü sivillerin gömüldüğü Kirov Parkı, her gün binlerce ziyaretçi ile dolup taşıyor. Ellerinde karanfili olan halk, izdiham olmaması için kuyrukta bekletiliyor. Saygı duruşunu yapanlardan, fazla beklememeleri istenerek sıradakiler içeri alınıyor. En büyük kalabalık, perşembe geceleri oluyor…

Haydar Aliyev “Komünist Partisi, Azerbaycan’da Halk Cephesi’yle işbirliği yapmak mecburiyetindedir.  

Azerbaycanlı Türk olarak Sovyetler Birliğinde, ‘Başbakan Yardımcılığı’ ve ‘Politbüro Üyeliği’ne kadar yükselen ve şimdi emekli olan Haydar Aliyev, yıllarca hizmet ettiği Komünist Partisi’nin, Azerbaycan’da artık gücünün kalmadığını söyledi. Haydar Aliyev, “Komünist Partisi, Azerbaycan’da Halk Cephesi’yle işbirliği yapmak mecburiyetindedir. Zira parti saygınlığını yitirmiştir” dedi. Haydar Aiiyev, “14 yıl Azerbaycan’da Komünist Partisi liderliği yaptım. Bakü’ye Kızıl Ordu’nun gönderilmesi doğru bir karar değildir, insan haklan çiğnenmiştir’’ dedi.

Vezirov’un hatası – Aliyev konuşmasına şöyle devam etti: “Azerbaycan Halk Cephesi, büyük bir güçtür, orada Komünist Partisinden de güçlüdür. Halk, partiye değil, Cephe’ye inanıyor. Eski Komünist Partisi Lideri Vezirov’un en büyük hatası, Halk Cephesi’yle ilişki kurmaması ve onları yokmuş gibi saymasıdır. Halk Cephesi’nin gücü inkâr edilemez. Şimdi yapılması gereken şey, hükümetin Halk Cephesi’yle yakınlaşıp işbirliğine gitmesidir. Halk Cephesi’nin 2 milyon insanı ayağa kaldırdığı unutulmamalıdır.”

Emekli Polit büro üyesi Haydar Aliyev “Halk Cephesi, büyük güçtür”

Azerbaycan Komünist Partisi eski lideri, Polit büro üyeliği ve başbakan yardımcılığına kadar yükselen Haydar Aliyev, “Halk Cephesi’nin gücü inkâr edilemez” dedi. Şimdi emekli olup Moskova’ya yerleşen Aliyev de, “Parti, cepheyle işbirliği yapmalıdır” diyor.

Nahcivan girişinde Azerbaycan Devlet adamı Neriman Nerimanov adına konulan Sovhoz panosu. 1917 Ekim, Sovyet Devrimi’den sonra Sovhozlar, devlet eliyle yönetilen tarım sanayisini gerçekleştiren işletmelerdi. Traktör ve makina bakımından tam donanımlı, çok sayıda teknisyen, mühendis, tarım ve hayvancılık uzmanının çalıştığı çiftliklerdi.

Röportaj: Muammer ELVEREN

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir