NEDİR BU DAĞLIK KARABAĞ MESELESİ? BİRDE BENDEN DİNLEYİN

Muammer ELVEREN-

İşte “Yılın Gazetecilik olayı” olarak sürmanşetten verdiğimiz, televizyonlarda da reklamı yapılan  24 Eylül 1991 gününün Hürriyet Gazetesi 1.ci sayfasında bir gün sonra başlayacak Röportajın anonsunda yazılanlar…

.  .  .

Yılın gazetecilik olayı

24 Eylül 1991 Salı

Hürriyet, Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin’in bile, bir hafta süren güvenlik önlemlerinden sonra zorlukla girebildiği, Ermeni çetelerinin dehşet saçtığı Dağlık Karabağ’ı adım adım dolaştı…

  • Ermeni çeteleriyle Azeri Türkleri arasında iç savaşın başladığı günden bu yana, dünya basınında Karabağ’a giren ilk gazete Hürriyet oldu…

Karabağa girdik

  • Muammer Elveren, Azerbaycan’da Ermeni çetelerinin Azeri Türklerine yaşattığı dehşeti, Dağlık Karabağ’ı baştan sona gezerek yaşadı, gördü, dinledi…

Dünyadan saklanan bir iç savaş… ►DağlıkKarabağ’daki Ermeni ablukası… ►Namluların çevrildiği Azeri köyleri… ►Yakılan, yıkılan evler… Kurşunlanan, bombalanan Aze- riler… ►Havada uçuşan roketler… Otomatik tüfek mermi¬leri… ►Kurdukları barikatlarda kımıldayamayan Sovyet tankları.. ►Esirler… Yaralılar… Ölüler… Kaçırılan AzeriTürkleri… ►Ve dün-yanın duyamadığı imdat çığlıkları…

Fotoğraf Altı

ARKADAŞIMIZ MUAMMER ELVEREN, DAĞLIK KARABAĞ’DA RUS PANZERİYLE DOLAŞABİLDİ

Dağlık Karabağ da bir Azeri’nin Ermenilerin yoğun oldukları kentlerde rahat dolaşabilmesi mümkün değil. Azeri ve Ermeniler arasında etten bir duvar oluşturan Kızıl Ordu’ya bağlı askerler bile silahsız gezemiyor. Ermeni teröristler. Rus askerlerine de saldırıda bulunuyorlar. Muhabirimiz Muammer Elveren, tüm Dağlık Karabağ’ı, Rus zırhlı panzeriyle yaklaşık sekiz saatte geçebildi, panzerden her çıkısında, eline Kalaşnikof’u tutuşturdular.

. . .  

Azerbaycan ve Ermenistan arasında 2 Nisan 2016 Cumartesi günü başlayan şiddetli çatışmalar beni yıllar önce Eylül 1991 de Azeri-Ermeni savaşında Dağlık Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgal edildiği günlere götürdü.

 

5-SOVYETLER DONEMI-DAGLIK KARABAG-4

Peki, nedir bu Dağlık Karabağ meselesi? Gelin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği- (S.S.C.B) döneminden kalma bu karmaşık meseleyi birde benden dinleyin… Çünkü o günlerde ‘Kaynayan Kafkaslar’ röportajı için Dağlık Karabağ’daydım.

Yıl, 1991 Eylül 24…

Sovyetler Birliği’ni oluşturan 15 Cumhuriyet’te bağımsızlık hareketlerinin olduğu yıllar. Azeri-Ermeni çatışmalarının sürdüğü Dağlık Karabağ’da ilan edilmemiş bir iç savaş vardı. Gün geçmiyordu ki ölü ve yaralı olmasın… Ermeni çeteciler Azeri köylerine otomatik silahlar, roketatar ve bombalarla saldırıyor Sovyet Kızıl Ordu askerleri ise Ermeni ablukası ve olaylar karsısında aciz ve seyirci kalıyordu.  Dağlık Karabağ’daki Ermeni kuşatması dünyadan saklanan bir iç savaş gibiydi. Namluların çevrildiği Azeri Türklerinin köyleri, yakılan, yıkılan evler, bombalanan, kurşunlanan Azerbaycan Türklerine yardıma gitmeyen, kurdukları barikatlarda kımıldayamayan Kızıl Ordu birlikleri ve Sovyet tankları. Esirler, Yaralılar, kaçırılıp rehin tutulan, öldürülen Azeri Türkleri ve dünyanın duyamadığı imdat çığlıkları…

Karabağ’a Kızıl Ordu Helikopteriyle nasıl gittim?

Hürriyet Gazetesi Moskova temsilcisi olarak Kremlin Sarayında ‘Halk Temsilcileri Kongresi’ toplantıları sırasında Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’lı Türklerin lideri Vakıf Caferov’la dost olmuştum. Ona her ‘Dağlık Karabağ’a gelmek istiyorum’ dediğimde ‘Başım üstünde yerin var ama yollar son derece tehlikeli. Ermeni çetecilerin saldırıları nedeniyle bölge Sovyet Kızıl Ordu Birliklerinin kontrolü altında, sorun çıkarabilirler.  Gelmen hemen hemen imkânsız’ diyordu.  Azerbaycan Halk Cephesi Bakü’de bağımsızlık hareketleri için kolları sıvamış Ebulfez Elçibey liderliğinde Azadlık Meydanında gösteriler yapmaya başlamıştı. Olayları izlemek için Moskova’dan Bakü’ye gittiğimde Dağlık Karabağ’a da gitmenin yollarını aramaya başladım. Kara yolu son derece tehlikeli olduğu için Helikopterle gitmek az da olsa güvenli yollardan biriydi, zira Ermeni çeteciler Dağlık Karabağ üzerinde uçan helikopterlere de ateş açıyorlardı. Sonunda Azeri bir arkadaşım vasıtasıyla Kızıl Ordu’nun bir Helikopterini genelde çatışma bölgelerinde kullan dığımız özel yöntemlerle “ayarlayıp” Karabağ’ın Azeri kontrolünde olan dağın tepesindeki Şuşa kentine gittim.

 

98-D.KARABAG-3

Buraya nasıl geldin? Sen delirmişsin

Helikopterden iner inmez biraz yürüdükten sonra aralarında yüksek sesle Azerice konuşan 4-5 kişinin bir ağaç altında mangalda et pişirip yediklerini gördüm.  Yanlarına yaklaşıp  ‘Selamünaleyküm, ben Türk gazetecisiyim, Vakıf Caferov’a gitmek istiyorum yardımcı olabilir misiniz? diye sorunca önce şaşırdılar sonra sofralarına buyur ettiler. Şeker yerine bal katarak içtikleri çaydan ikram ettikten sonra birini Caferov’a haber vermek üzere gönderdiler. Beklerken hem onlarla sohbet ettim hemde bölgedeki durumla ilgili görüşlerini aldım. Yarım saat sonra Rusların limuzini olara kabul edilen simsiyah bir Çayka resmi otobomobilin  yaklaştığını gördüm.  Durunca içinden Vakıf Caferov  indi… Kucaklaştık… Şaşırmıştı önce  ‘Nasıl gelebildin, sen delirmişsin’ diyebildi. Sonra da ordakilerle vedalaşıp arabaya binip Şuşa kenti’nin mekrezindeki Hükümet Konağı’a gittik. Beni ağırlamak için ne yapacağını bilemiyordu. Bense bölgeyi bir an önce gezmek, olup bitenleri gözlerimle görüp yazıp fotoğraflamak istiyordum.  Caferov‘la bölgedeki durumu uzun uzun konuştuk. Bana hangi bölgelerin tehlikeli , hangi yollarla gidileceği konusunda bilgiler verdi ve mutlaka Rus birliklerinin olduğu yerlerde komutanlardan izin alarak bölgeyi dolaşmam gerektiği konusunda uyardı. Maalesef değerli Dostum Vakıf Caferov ben döndükten bir ay kadar sonra  Kasım 1991 de Ermeni çetecilerin ateş açıp düşürdüğü  içinde Azeri ve Rus yetkililerin olduğu bir Helikopterde yaşamını yitirdi.

6-SOVYET DONEMI- KREMLIN VAKIF CAFEROV

KREMLİN’DE SOVYETLER BİRLİĞİNİ OLUŞTURAN 15 CUMHUIRİYETTEN GELEN  HALK TEMSİLCİLERİ TOPLANTISI ARASI, AZERBAYCAN HALK TEMSİLCİLERİNDEN DAĞLIK KARABAĞ LİDERİ VAKIF CAFEROV, PROFESÖR ELDAR SELAYEF VE KAFAKSYA ÖTESİ MÜSLÜMANLARI DİNİ LİDERİ  ALLAHŞÜKÜR PAŞAZADE İLE.

.   .   .

Dünya basınında ilk kez, Hürriyet objektifi Dağlık Karabağ’da…

Yıllar önceki Ermeni mezalimi, şu sıralar hemen kuzeyimizdeki komşumuzda tekrarlanıyor. Türk köylerini basan ve roketatarlarla yakan Ermeni çeteciler, yaşlı çocuk bakmaksızın cinayetlerini sürdürüyorlar. Ermeni çetecilerin yakıp yıktıkları İmaret Kervent Köyü’ne giren Hürriyet muhabiri, “Onlara ne yaptık? Her şeyimizi, anamızı bile yaktılar” diye dövünen insanlarla karşılaştı. 85 yaşındaki Zeynep Aliyeva, evdeki eşyalarıyla kül olmuştu.

. . .

Karabağ adeta bir savaş alanı

Dağlık Karabağ adeta bir savaş alanı gibiydi. Her şehrin ve köyün giriş çıkışını Sovyet askerleri tutmuş giriş  ve çıkışlar ancak izinle ya otomatik silahlı bir Sovyet askeri ve aracıyla, ya da Sovyet Gizli Servisi KGB veya milis kuvvetlerinden silahlı birisiyle gerçekleşebiliyordu. Bölge tam bir abluka altındaydı. Köylüler topladıkları mahsulü Azeri iseler sadece Azeri köylerinin bulunduğu yollardan, Ermeni ise Ermeni yerleşim bölgelerinden geçirerek pazara ulaştırabiliyordu. Dağlık Karabağ‘daki en büyük Azeri şehri Şuşa. Bu kentin yakınında çok küçük bir Ermeni köyü var. Dağlık Karabağ‘ın öteki önemli kentleri arasında, Azerilerin eski adıyla Han kenti dediği başkent Stepanakert geliyor.diğer kentler Martuni, Askeran, Mardakert ve Hadrut. Saydığımız bu kentlerde Ermeniler çoğunlukta Azeriler Nüfusun yarısından biraz daha az. Aslında Dağlık Karabağ‘da eskiden Azeriler egemendi. Ancak gerek Stalin döneminde, gerek daha sonraki dönemlerde izlenen sinsi politikalarla gerçekleştirilen nüfus transferleri ile Ermeniler kentlerde çoğunluğu ele geçirdiler. Ancak bu Ermeni kentlerinin çevresindeki kırsal bölgelerde çok sayıda Azeri köyü var. Bu köyler devamlı ateş hattındalar ve her an Ermeni çetelerinin, saldırısıyla karşı karşıya kalıyorlar. Ermeni çetelerin bu saldırıları nedeniyle Sovyet Kızıl Ordusundan her bölgeye ayrı bir birlik gönderilmiş. Her biri yaklaşık üç yüz askerle donatılan bu birlikler bulundukları bölgenin şehir ve köylerinden sorumlu. En küçük yerleşim bölgesinin girişine bile barikatlar kuran Sovyet ordusuna ait askerler Azeri Türkleri ile Ermeniler arasında tampon oluşturuyorlar.

Dehşeti gözlerimle gördüm

Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin‘in bile, bir hafta süren güvenlik tarama ve önlemlerinden sonra zorlukla girebildiği, Ermeni çetelerinin dehşet saçtığı Dağlık Karabağ‘ı adım adım dolaşmıştım. Ermeni çeteleriyle Azeri Türkleri arasında iç savaşın yaşandığı o günlerde dünya basınından Karabağ‘a giren ilk gazeteciydim. Azerbaycan’da Ermeni çetelerinin Azeri Türklerine yaşattığı dehşeti Dağlık Karabağ‘ı baştan sona gezerek yaşadım, dünyanın sağır olduğu çığlığı duydum, kör olduğu dehşeti gözlerimle gördüm. Ermeni çetecilerin terör havası estirdiği Azeri Türk köyleri tam bir panik içindeydi. Evleri yakılan, kurşunlanan çaresiz insanlar, dünyaya seslerini duyuramamaktan yakınıyorlardı. Türk köylerini basan ve yakıp yıkan Ermeni çeteciler yaşlı çocuk bakmaksızın cinayetlerini sürdürüyorlardı.

 

2-SOVYETLER DONEMI-DAGLIK KARABAG-6

Kızıl Ordu Panzeriyle 7 saat 40 dakika

Azeri-Ermeni çatışmasının sürdüğü Dağlık Karabağ’ın geçit vermez ‘Küçük Kafkaslar’ denilen en ücra köşelerine Sovyet Kızıl Ordu birliklerinin Panzeriyle tam 7 saat 40 dakikada ulaşıp Ermeni çetecilerinin içinde yaşayanlarla birlikte ateşe verdikleri evlerin olduğu köylere gittim… Azeri Türkleri ağlıyordu… Azeri Türkleri yardım istiyordu.  İnsanlar çaresizlik içinde yardım bekliyor, Dağlık Karabağ’daki 120 bin Ermeni, Ermenistan’dan sızan terör çeteleriyle 58 bin Azeri’ye dehşet yaşatıyor, ölüm kusturuyordu.  Bütün bunları Hürriyet gazetesinin 24 ve 25 Eylül 1991 günleri tam sayfa olarak ‘Yılın Gazetecilik olayı, Karabağ’a girdik’ ve ‘İşte Kafkasya’nın Beyrut’u. Dünyanın sağır olduğu çığlığı duyduk, kör olduğu dehşeti gördük’ manşetleriyle tam sayfa verdikten sonra röportajı iç sayfalarda her gün tam sayfa olmak üzere bir hafta yayınlamıştık.

. . . 

Dünya basınında ilk kez,

Hürriyet objektifi Dağlık Karabağ’da

Dünyanın sağır olduğu çığlığı duyduk, kör olduğu dehşeti gördük

  • Muammer Elveren, Dağlık Karabağ’ in geçit vermez, Küçük Kafkaslar denilen en ücra köşelerindeki köylere gitti… Ermeni çetelerinin saldırdığı Azeri köyü İmaret Kervent’e, panzerle tam 7 saat 40 dakikada ulaştı…
  • Azeri Türkleri ağlıyordu… Azeri Türkleri yardım istiyordu… 88 yasındaki Zeynep Aliyeva’nın birkaç gün önce öldürüldüğü köyde, evlerin hemen hepsi yakılmış, yıkılmıştı. İnsanlar çaresizlik içinde anlaşma bekliyordu…
  • Dağlık Karabağ’da, 120 bin Ermeni terör çeteleriyle 58 bin Azeri’ye dehşet yaşatıyor, ölüm kusuyordu. Kafkasya’nın Beyrut’undan dünya habersizdi. İşte size dünyaya kapalı Dağlık Karabağ’dan kara tablolar…

. . . 

Fotoğraf altları

ŞUŞA’NIN TEK OTELİ

Muammer Elveren. Dağlık Karabağ’ın Azeriler elindeki Şuşa’daki tek oteli ’Karabağ’ın önünde

GİRİŞ- ÇIKIŞLARDA SOVYET BARİKATLARI

Ermeni çetelerin saldırıları nedeniyle Sovyet ordusundan her bölgeye ayrı bir birlik gönderilmiş. Her biri yaklaşık üç yüz askerle donatılan bu birlikler, bulundukları bölgenin şehir ve köylerinden sorumlu. En küçük yerleşim bölgesinin girişine bile barikatlar kuran Sovyet ordusuna ait bu askerler Azeri Türkleri ile Ermeniler arasında bir “Tampon” oluşturuyorlar.  Fotoğraf, Dağlık Karabağ’ın başkenti Stepanakert’in eski adıyla “Han” Kenti’nin girişindeki Kızıl Ordu barikatlarını görüntülüyor

ZULÜM GÖZYAŞLARI

Arkadaşımızın gittiği İmaret Kervent köyünde Ermeni çeteciler beş evi tamamen yakmıştı. Evsiz kalan Azeri kadınının yürek parçalayan feryatları yapılan zulmü dünyaya haykırıyor gibiydi.

. . .

85 Yaşındaki Zeynep Eliveya Ana’yı eviyle birlikte yaktılar

Dağlık Karabağ‘ın geçit vermez Küçük Kafkaslar denilen en ücra köşelerindeki köylere gittim. Ermeni çetelerinin saldırdığı etrafı dağlarla çevrili en uçtaki Azeri köyü İmaret Kervent‘e kadar ulaşabildim. Azeri Türkleri ağlıyordu. Azeri Türkleri yardım istiyordu. Evlerin hemen hepsi yakılmış, yıkılmış insanlar çaresizlik içinde bekleşiyordu. Orada dünyanın sağır olduğu çığlığı duydum, kör olduğu dehşeti gördüm. Kafkasya’nın kanayan bu bölgesinden dünya habersizdi. Ermeni çetecileri, köydeki beş evi Bomba ve Roket atar ateşine tutmuş, evlerin birinden dışarı çıkamayan 85 yaşındaki Zeynep Aliyeva, evdeki eşyalarla birlikle kömür olmuştu. Sovyet askerleri, saatlerce süren saldırıya karışmamış, sadece havaya uyarı ateşinde bulunmuştu. Roketatarlarla yerle bir olmuş bir evin önündeki Azeri kadın, evinin önünde ağlıyor ve “hiçbir şeyim kalmadı, ben onlara ne yaptım… mahvoldum… mahvoldum” diye haykırıyor ve bana dönüp ağlarken şöyle konuşuyordu.

 

Evlerimizi yandırıplar, uşaklarımızı kırarlar

“Sizi gözyaşlarıyla karşılıyoruz, evlerimizi yandırıplar (yakıyorlar)… Ermeniler Anamızı yandırıplar Uşaklarımızı kırarlar (çocuklarımızı öldürüyorlar)… Her türlü silahla silahlanıplar, bizim ne silahımız var ne bir şey… Biz onlara gülle atmırık (kurşun sıkmıyoruz)  Onlar bizi kırıplar… Hayış eylerik (Rica ediyoruz) bütün dünya halkları bize kömek eylesin (yardım etsin)... Bütün milletlere hayış eyleriz, bize yardım ellerini uzatsınlar… Birleşmiş Milletler’den hayiş eyleriz, bize yardımı esirgemesinler. Buradaki cemaatin adına Birleşmiş Milletlere müracaat eyleyin, bize kömek  eylesinler. Biz çetin vaziyette kalmışık… Her gün üzerimize ateş açıp evlerimizi yandırıplar… Gidip bakabilersiniz … Şekil (fotoğraf) çekebilersiniz… Koy dünya halkları bilsin bizim çektiğimizi. Koy, gözyaşlarımızı görsünler. Ermenilere Amerika ve Fransa kömek eyliyor, bize kimse  etmir. Türkiye prezidentinden (Cumhurbaşkanından), hepimiz adına hayiş eyleriz bize kömek eylesin… Ermeni çetecilere Erivan’dan silah geliyor, Rus askerlerini rehine alıp silahlarına el koyuplar, silah depolarını basıp silahları alırlar, bizimse kimsemiz yok silahsızız. Bizim ordumuzda yoktur bizi koruyacak, bizi ancak dışardan kömek kurtarabilir. Bize ateş açanlardan biri şu otuz kırk metre ilerdeki evdedir, adı Hanut’tur. Cevan (genç) oğlandır, Avtomatla (otomatik tüfek) attılar, mitralyotla (mitralyöz) attılar… Roket atlılar. Önce bir roket attılar sonra bağırdılar  eğer  çıkmazsanız hepinizi yakacağik  dediler… Biz de kaçıp çıktık, sonra gelip evi yandırdılar. Biz içerde oturmuş çörek (yemek) yiyorduk. ilk roketi attılar. Onlarla biz hepimiz anadan olanda beraber büyümüşük. Onlarla dostluğumuz sonra bozuluptur. Evvelden soruşurduk da onunla sizin tarafa hayvan geldi mi gelmedi mi diye, indi (şimdi) de bize ateş açıyorlar”

Evet… Ellerim titreye titreye, her şeyini yitirmiş bu insanların çığlıkları arasında söylediklerini not alıp teype kaydederken bir taraftanda o anları fotoğraflıyordum.

3-SOVYETLER DONEMI-DAGLIK KARABAG-1

Sovyet Komünist Partisi kontrolü kaybetti

O yıllarda daha dağılmamış olan ve 15 Cumhuriyet’ten oluşan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (S.S.C.B) iki Cumhuriyeti olan Azerbaycan ve Ermenistan Dağlık Karabağ’da çatışmalara başlamıştı.  Sovyetler Birliği Devlet Başkanı ve Komünist Partisi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov 1987 yılı Ocak ayında ‘Glasnost-Açıklık’, Kasım ayında da ‘Perestroika-Yeniden yapılanma’ olarak adlandırdığı reformları uygulamaya sokmuştu. Amacı Komünist parti iktidarının baskıcı sistemini yumuşatmak, demokratik bazı uygulamaları hayata geçirmek ve ülkede ekonomik merkeziyetçiliği ortadan kaldırmaktı. Ekonomik yapıda yapılacak radikal değişiklerle de ülke ekonomisini canlandırıp dinamizm kazandıracaktı. Ancak bu reformlar önce ‘Sovyetler Birliği Komünist Partisi’ iktidarının ülkeyi oluşturan 15 Cumhuriyet üzerindeki kontrolünü kaybetmesini ardından da bağımsızlık hareketleriyle Sovyetler Birliği‘nin dağılıp 15 ayrı bağımsız ülke olmasını beraberinde getirdi.

Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı ilhak girişimi

Sovyet Cumhuriyetleri’nde bağımsızlık hareketleri başlayınca, 1 Aralık 1989 da ‘Ermenistan Yüksek Sovyet’i Dağlık Karabağ’ı Ermenistan’la birleştirme kararı aldı ve bu oluşuma “Birleşik Ermeni Cumhuriyeti” adını verdi. Oysa ‘Ermenistan Yüksek Sovyet’i tüm Cumhuriyetlerden oluşan 2.250 üyeli ‘Sovyetler Birliği Halk Temsilcileri Kongre’ si tarafından seçilen en yüksek ve sürekli yasama organı olan  ‘S.S.C.B. Yüksek Sovyet’i kararlarına uymak zorundaydı. Ancak Ermenistan ‘S.S.C.B Cumhuriyetlerinden biri başka bir Cumhuriyet’in toprağını ilhak edemez’ şeklindeki Sovyetler Birliği Anayasanın 78.ci maddesini çiğniyor ve ‘ilhak etme suçu’ işliyordu.

KREMLIN--21

 

Dağlık Karabağ’ın ilhakı Sovyet Anayasasına aykırı

Moskova buna çok sert şekilde cevap vererek tepki gösterdi ve ‘Azerbaycan toprağı olan Dağlık Karabağ’ın ilhak edilemeyeceğini’ açıkladı. Fakat Sovyetler Birliği’nin bir Cumhuriyeti olduğu halde ‘Ermenistan Yüksek Sovyet’i, 9 Ocak 1990 günü aldığı bir başka kararla Dağlık Karabağ’ın 1990 ekonomik Planını Ermenistan Cumhuriyeti Ekonomik planıyla birleştirdi. Bu karadan bir gün sonra 10 Ocak 1990 da Moskova’da ‘S.S.C.B’nin Yönetim Organı ‘Yüksek Sovyet Prezidyumu’ olağan üstü toplanarak Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanamayacağını bunun ‘Sovyetler Birliği Anayasasına aykırı olduğunu’ bir kaz daha ilan etti.   Yüksek Sovyet Prezidyumu bu kararı toplantıya katılan Sovyetler Birliği’ne bağlı bütün Cumhuriyetlerin Prezidyum Başkanları, Yüksek Sovyet Sürekli Komisyon Başkanları, Milliyetler Meclisi Başkanı, Birlik Meclisi Başkanı ve Kamu Denetim Komitesi Başkanından oluşan üyelerin oylarıyla aldı.

1-SOVYETLER DONEMI-DAGLIK KARABAG

Prezidyum ‘Dağlık Karabağ Azerbaycan toprağıdır, değiştirilemez’

Prezidyum ‘un bu kararından sonra 21 Şubat 1990 da ‘S.S.C.B Yüksek Sovyeti de bir kez daha ‘Olağan üstü’ toplanarak ‘Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğu, bunun değiştirilemez olduğu’ kararını aldı ve bunu Sovyetler Birliği’ni oluşturan 15 Cumhuriyete bildirdi.  Bütün bu kararlara rağmen Dağlık Karabağ Ermenileri göçler nedeniyle Azerbaycan Türklerinin Ermeni nüfusun yarısının altına düşmesini de fırsat bilerek 10 Aralık 1991’de düzenledikleri bir Referandumda Azerbaycan’dan ayrılma yönünde oy kullandı.  Azeri nüfusun boykot ettiği referandum sonrası Dağlık Karabağ Ermenileri ‘tek taraflı bağımsızlık’ ilan etti.  Ancak bu bağımsızlık girişimi hem Moskova’daki merkezi Sovyetler Birliği yönetimi hem de uluslararası toplum tarafından tanınmadı. Zira Ermenistan Cumhuriyeti işbirliğiyle Dağlık Karabağ Ermenilerinin ‘oldu-bitti ‘ye getirmek istediği bu bağımsızlık ilanı da hem Sovyet Anayasasına hem de 5 Temmuz 1921 de S.S.C.B Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin aldığı ‘Dağlık Karabağ, Azerbaycan toprakları içinde olması nedeniyle Azerbaycan’a aittir’ kararına aykırıydı.

 

Ermeniler kararlara uymayınca Kızıl ordu devreye girdi

Ancak Ermeniler bu kararlara uymayınca Moskova iki halk arasında çatışmaları önlemek üzere bölgeye Kızıl Ordu’dan askeri birlikler yollamak zorunda kaldı. Böyle olunca da Dağlık Karabağ’daki yerleşim birimleri gayri resmi bölünmüş, Azerilerin çoğunlukta olduğu bölgelerle birlikte Şuşa Azeri Türklerinin Başkenti, Ermenilerin yaşadığı bölgelerle Stepanakert Ermenilerin Başkenti olmuştu.  Dağlık Karabağ Ermenilerine başta Lübnan olmak üzere bütün dünyadaki Ermeni topluluklarından militan ve silah desteği gelmeye başlamış ve Azeri yerleşim birimlerine yapılan saldırıları Rus askerleri bile önleyemez olmuştu.

KARABAGDA YAKALANAN SILAHLAR

Karabağ’a silah sevkiyatı Beyrut üzerinden

Fransa’da 21 Ocak 1990 günü yayınlanan ‘Le journal de Dimanche’ gazetesi Erivan muhabiri Claude-Marie Vadrot imzasıyla verdiği korkunç bir gerçeği ortaya çıkaran haberde “Önceki gün sabah dörde doğru Beyrut’tan (Lübnan) gelen uçaklar Erivan’a ağır silahlar, makinalı tüfekler,  havan topları ve roketatarlarla dolu sandıklar getirdi.  Erivan Havalimanında görevli Ermeni Gümrükçülerin de yardımıyla indirilen bu silahların sevkiyatına Eylül ayında başlanmıştı… O gece ve daha önce gelen bu tür uçak seferlerinde birkaç yüz Lübnanlı Ermeni vizesiz olarak Ermenistan Cumhuriyeti’ne girdi.  Ermeni çetecilerin başına geçen Beyrut ve Şam’dan gelen bu militanların bazıları Lübnan’daki terörist çevrelerce tanınmış kişilerdi, bunların bir kısmı Erivan’dan hudutlara bir kısmı da Dağlık Karabağ’a gönderildi” bilgileri yer alıyordu.

Ve Dağlık Karabağ’da Hocalı katliamı

İşte başta Lübnan olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden gelen Ermeni çetecileri ile Sovyet Kızıl Ordu birliklerinin çoğu zaman rüşvetle destek verdiği Ermenistan silahlı güçleri Dağlık Karabağ’da hunharca bir katliam gerçekleştiriyordu. Hocalı Katliamı… 1992 yılı 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece Hocalı kentine saldıran bu gözü dönmüş milisler genç, yaşlı, çoluk, çocuk demeden resmi verilere göre 83 çocuk, 106 kadın ve 70’den fazla yaşlının aralarında olduğu toplam 613 kişiyi işkenceye varan yönetmelerle acımasızca katlettiler. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde birçoğunun yakılmış olduğu, panzerle üzerlerinden geçildiği, hamile kadın ve çocukların bile bu vahşete maruz kaldığı belirlenmişti. Ardından da Dağlık Karabağ Ermeniler tarafından işgal etmişti. 

. . . 

ERMENİSTAN AZERBAYCAN TOPRAKLARINI DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE KATLİAMLA İŞGAL ETTİ

Ermenistan, ‘Sovyetler Birliği Anayasası’ ve ‘Komünist Partisi Merkez Komitesi’ kararlarına göre, Azerbaycan toprakları olan Dağlık Karabağ’ın bir çok kentini ilhak etti.1991’de Hankendi, 1992’de Hocalı ve Şuşa’yı daha sonra Laçin, Hocavend, Kelbecer ve Ağdere’yi ardından 1993’te Ağdam, Cebrayil, Fuzuli, Gubadlı ve Zengilan’ı işgal etti. Ermenistan, böylece  Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal ettiği ve bir milyona yakın insanı yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda bıraktığı halde 1992 de kurulan,‘Rusya, Fransa ile Amerika’nın eş başkanlığını yaptığı ‘Minsk Grubu’, bugüne kadar elle tutulur bir netice elde edemedi. Oysa Ermenistan’ın oldu-bitti‘ye getirmek istediği bu işgal yukarıda da belirttiğim gibi ‘Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği-S.S.C.B’ Anayasası’na aykırıydı. 21 Şubat 1990 da ‘S.S.C.B Yüksek Sovyeti’ yaptığı ‘Olağan üstü’ toplantıda ‘Dağlık Karabağ Azerbaycan toprağıdır, bu değiştirilemez’ kararını almıştı. Hem bu karar hemde 5 Temmuz 1921 de ‘S.S.C.B Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin aldığı “Dağlık Karabağ, Azerbaycan toprakları içinde olması nedeniyle Azerbaycan’a aittir’ kararına aykırıdır.

 

 

24 yıl sonra… Nisan 2016

BAKANLAR TOKALAŞTI-2 

 

Ermenistan işgali altındaki Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinde 24 yıl sonra yeniden başlayan çatışmalarda Azerbaycan ordusu, 2-5 Nisan tarihleri arasında Ağdere, Terter, Ağdam, Hocavend ve Fuzuli bölgelerinde Ermenilerin işgalindeki bazı stratejik tepeleri ve yerleşim merkezlerini geri aldı. Ermenilerin işgali altında olan ve Azerbaycan’ın Goranboy ve Naftalan kentleri için tehlike oluşturan Talış köyü etrafındaki en yüksek tepeye Azerbaycan bayrağı dikildi. Azerbaycan Savunma Bakanlığı çatışmalarda 31 Azerbaycan askeri şehit olduğu, 240 Ermenistan askerinin hayatını kaybettiğini ve 12 zırhlı araç imha edildiğini duyurdu. Azerbaycan ve Ermenistan, 5 Nisan 2016 salı günü Rusya arabuluculuğunda ateşkes ilan etti.  Putin, taraflara hemen ateşi kesmeleri çağrısı yaparken bölgede daha fazla kan akıtılmaması için itidal çağrısında bulundu. İran, “çatışmaları derhal durdurun” çağrısında bulundu. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ise Dağlık Karabağ’daki çatışmaları “derin bir üzüntüyle” karşıladığını açıkladı.

 

Armenia's Foreign Minister Nalbandian shakes hands with his counterpart from Azerbaijan Mammadyarov at a session of the Council of Foreign Ministers of the CIS in Moscow, Russia

Azerbaycan ve Ermeni Bakanlar Tokalaştı ama…

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Dağlık Karabağ’da çatışmaların “geniş çaplı sıcak savaş da dâhil olmak üzere, daha önceden öngörülemeyen ve geri dönüşü olmayan sonuçlara” yol açabileceğini söyledi. Moskova’da düzenlenen ‘Bağımsız Devletler Topluluğu Dış işleri Bakanları Konseyi‘nin toplantısına katılan Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan’ın tokalaşması barış umutlarını arttırdı. Taraflar, çatışma bölgesinde kalan askerlerin cansız bedenlerinin alınması konusunda anlaştı…

Peki, 24 yıl sonra bu çatışmalar neden patlak verdi?

Teorilerden biri ‘Azerbaycan petrol gelirleriyle ordusunu güçlendirdi ve işgal edilmiş topraklarını geri alabilecek güce kavuştu’ şeklinde. Diğer teori ise Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi. Bu proje Azerbaycan’ın Hazar Denizi’nde üretilen doğal gazını önce Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya taşıyor. Kafkaslar ve Hazar’daki zengin rezervi AB’ye taşıyacak bu projeye göre Hazar’dan Türkiye’ye 2018’e kadar fazladan yılda 16 milyar metreküp, 2026’ya kadar ise 31 milyar metreküp doğal gaz akacak. Bunun 6 milyarı Türkiye’ye, diğeri AB’ye gidecek. Kafkaslardaki bu projesi öncesi içerde terör, Azerbaycan’da Karabağ sorunu hortlatıldı.

Evet… Dağlık Karabağ hikâyesi böyle…

Bu yazıyı Hürriyet’ten okumak isterseniz İnternet linki

http://www.hurriyet.com.tr/nedir-bu-daglik-karabag-meselesi-birde-benden-dinleyin-36642034

.  .  .

Savaş muhabirlerinin zaferi

SEDAT Simavi Vakfı Gazetecilik Ödülü’nü, bu yıl bölgemizde bütün şiddeti ile süren; savaş, kargaşa ve dramatik değişimleri izleyen pek çok Türk gazetecisinin en başarılılarından biri olan, Muammer Elveren bir başka genç meslektaşı ile paylaştı. Arkadaşımız Muammer Elveren, en kanlı çatışmaların başladığı bir dönemde. Dağlık Karabağ bölgesine ilk girmeyi başardığı için ödüllendirildi.

GEREKÇE

Jüri, tüm engellere ve tehlikeli koşullara rağmen, Dağlık Karabağ bölgesine girmesi ve Hürriyet Gazetesinde yayınlanan röportaj, fotoğraf ve haberlerdeki başarısı nedeniyle Muammer Elveren’i Ödüle layık gördü.

———–

Muammer Elveren, Sovyet vatandaşlarının girişi bile özel izne bağlanan, gazetecilerin girişi kesinlikle yasaklanan, can güvenliği bulunmayan Dağlık Karabağ’a nasıl girdiğini, bu tehlikeli ve zor işi nasıl başardığını şöyle anlatıyor;

“Oraya gidebilmek için, daha önce yaptığım çeşitli giri­şimlerim sonuçsuz kalmıştı. 1989’da, Moskova’da Azeri Türklerinin lideri Caferov’u ta­nıdım. Bana, ‘Başımızın üstün­de yerin var. Ancak, orası son derece tehlikelidir. Bizim orada, dünyanın bilmediği, bir iç savaş var’ demişti.

“Sovyetlerde gerçekleştiri­len ve dünyayı sarsan üç gün­lük darbeden sonra Dağlık Ka­rabağ’a gitmek için ilişkiler kurdum. Hazırlığımı tamamla­dım. Gideceğimi evime bile söylemedim. Anlaştığımız böl­geye gittim. Beni bir helikopte­re bindirip, tek Azeri kenti olan, Şuşa’daki bir dağın başı­na bırakıp, gittiler!

“Çobanlarla haber saldığım Caferov, bir araba gönderip be­ni aldırdı. Bana ilk sorusu, ‘Na­sıl geri döneceksin? olunca, çok şaşırmıştım. Bölgenin en küçük köyü bile, Sovyet askerinin ab­lukası altındaydı. Giriş çıkışlar kontrol altında yapılıyor, çatışmalar sürüyordu. Hemen işe koyuldum. Sekiz gün boyunca çatışmaları izledim. Köylere gittim. Tehlikeli anlar yaşadım. Yazı ve fotoğraflarımı tamamladım. Dostum Caforov’un yardımıyla, gene helikopterle bölge dışına çıkarıldım.”

Muammer Elveren, meslek yaşamının 23 üncü yılında gelen, bu ilk ödülle çok mutlu… Ama bu mutluluğu gölgeleyen bir üzüntüsü var. Çünkü geçenlerde, röportajı hazırlamasında en büyük yardımı gördüğü, Azeri Türklerinin lideri Caferov’u kaybetmiş…

MUAMMER ELVEREN…

1948’de, Mardin’de doğdu. İstanbul Yüksek Gazetecilik Okulundan mezun oldu. 1968’de gazeteciliğe başladı. Halen, Hürriyet Gazetesi’nde çalışıyor. Yurt dışında çeşitli ülkelerde çalışan Elveren, AB, NATO, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve OECD gibi uluslararası kuruluşlarda akredite gazeteci. Elveren, evli ve bir çocuklu.

ÖDÜL GETİREN DAĞLIK KARABAĞ RÖPORTAJI

Sovyetler Birliği döneminde akredite olduğum Moskova’da 15 Cumhuriyet’ten Kremlin’e gelen Halk Temsilcilerinden Dağlık Karabağ’ın Azeri Lideri Vakıf Caferov ile dost olmuştum. O yıllarda Dağlık Karabağ Azerbaycan’ın Otonom bölgesiydi. Kızıl Ordu’nun yardımıyla Ermeni çeteciler yoğun saldırılarla köyleri yakıp yıkıyor, genç yaşlı demeden önlerine gelenleri öldürüyordu. Dağlık Karabağ’a giriş çıkışlar yasaktı. Liderler bile Kızıl ordunun eskortu eşliğinde bölgeye girebiliyordu. Tüm tehlikelerine rağmen askeri bir helikopterle Karabağ’a ulaştım. Vakıf Caferov’la buluştum çatışmaların sürdüğü tüm köy ve beldelere zırhlı askeri Panzerle gittim. Dağların arasından geçtiğimiz yollar ateş altında olduğu için Panzerden her çıkışımda çift şarjörlü bir Kalaşnikofu “Çatışma çıkarsa bulunsun” diyerek elime tutuşturuyorlardı. Haaa bu Kızıl orduya ait panzere nasıl bine bildin diye sorarsanız, o yıllarda Kızıl ordunun Dağlık Karabağ’daki bazı komutanları giriş çıkışların kendi kontrollerinde olduğu bölgelerde Panzer ve Tankları hem Azerilere hem de Ermenilere para karşılığı yani rüşvet alarak veriyordu ve bu uluslararası basında da ayyuka çıkmıştı. Dağlık Karabağ’dan döndükten sonra Hürriyet’te yayınlanan Röportaj Gazeteciler Cemiyeti Ödülü ve Sedat Simavi Ödülü’ne layık görüldü. Sedat Simavi Ödülünü aldığım gece Dağlık Karabağ lideri dostum Vakıf Caferov ile Azerbaycan temsilcilerinin olduğu Helikopteri Ermeni çetecilerin düşürdüğünü ve içindekilerin tümünün yaşamını yitirdiklerini öğrenince şok oluştum.

. . .

EKİM 2019 da DURUM

Dağlık Karabağ’da bu kez ‘nokta-ünlem’ krizi: Moskova yine devrede

Ermeni işgali altındaki Azerbaycan  toprağı olan Dağlık Karabağ konusunda bitmeyen siyasi gerginlik son günlerde yeniden alevlendi. Taraflar birbirlerini ateşkesi ihlal etmekle suçladı. İki ülke liderlerinden sert açıklamalar geldi. Moskova’nın Erivan’a yaptığı uyarıya ise Ermenistan Dışişleri tepki gösterdi. 
Kommersant gazetesinin haberine göre, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın “Karabağ Ermenistan’dır, nokta” şeklindeki açıklamasına, “Karabağ Azerbaycan’dır, ünlem” şeklinde yanıt verdi.
Ermenistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Anna Nagdalyan, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan son çatışmalarda bir Ermeni askerinin hayatını kaybettiğini, üç Ermeni askerinin yaralandığını duyurdu. Nagdalyan, Bakü’ye “provokasyonlardan kaçınma” uyarısı yaptı. 
Azerbaycan Savunma Bakanlığı ise, 4-5 Ekim tarihleri arasında Ermenistan ordusunun 24 saat içinde 20 kez ateşkes ihlali yaptığını, bundan birkaç gün önce ise çatışma bölgsinde bir Azerbaycan askerinin öldürüldüğünü açıkladı. 
İki ülke arasındaki kriz, Ermenistan Başbakanı Nikola Paşinyan’ın Dağlık Karabağ’ın Hankendi kentine 5 Ağustosta yaptığı ziyaretin ardından başladı. Paşinyan’ın “Karabağ Ermenistan’dır, nokta” açıklaması, Azerbaycan’ın sert tepkisine neden oldu.
Paşinyan, New York’ta 74’üncü BM Genel Kurulundaki konuşmasında da Azerbaycan’ı Dağlık Karadağ krizinin çözümüne yönelik adım atmamakla suçladı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Paşinyan’a yönelik eleştirisine ise Ermenistan Dışişleri, “Arabulucular tek taraflı değerlendirmelerden kaçınmalı” şeklinde tepki gösterdi.
Dağlık Karabağ sorunu 
Dağlık Karabağ, hukuken Azerbaycan sınırları içerisinde yer alıyor ancak fiilen Ermenistan tarafından işgal altında bulunuyor. 
Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasının ardından Güney Kafkasya cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmasıyla bölgede iki bağımsız devlet arasında kanlı bir savaş başladı.
Ermenistan bu süreçte Dağlık Karabağ ve çevresi dahil olmak üzere Azerbaycan topraklarının yüzde 20’lik bölümünü işgal etti. Rusya ara buluculuğuyla 1994’te ateşkes ilan edilmiş olsa da gerginlik bugüne kadar sürdü. 
Bazı dönemlerde ateşkesin bozulduğu ve yerel çatışmaların yaşandığı bölge, Kafkasya’nın kriz sahalarından birisi haline geldi. 
Öte yandan, eş başkanlığını Rusya, Fransa ve ABD’nin yürüttüğü AGİT Minsk Grubu da birçok girişimde bulunmasına rağmen Dağlık Karabağsorununun çözümüne yönelik somut neticeler elde edemedi.
7.10.2019

.  .  .

Muammer ELVEREN

 

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir