ArşivGenel

BİLİYORMUYDUNUZ? HUMBARACI AHMET PAŞA BİR FRANSIZ KONTUYDU.

HUMBARACI AHMET PAŞA’NIN  BİR FRANSIZ KONTUOLDUĞUNU BİLİYORMUYDUNUZ?

Fransa’nın Limousin bölgesi, Coussac kenti yakınlarındaki tarihi Şato’da 14 Temmuz 1675 te doğan ve 23 Mart 1747 de İstanbul’da ölen Fransız ordusunun önemli subaylarından Asilzade ‘Claude-Alexandre Comte de Bonneval’ Kral XIV. Louis ailesinden bir kadını eleştirdiği gerekçesiyle ordudan uzaklaştırıldıktan sonra Avusturya’ya sığınarak Fransa ordularına karşı savaştı. Bosna’da iken Müslüman olan sonrada Sultan 1. Mahmut döneminde, Sadrazam Topal Osman Paşa tarafından Selanikte bir süre görevlendirildikten sonra İstanbul’a çağrılan Fransız Kontu Bonneval, Humbaracı sınıfının başına getirildikten sonra ‘Humbaracı Ahmet Paşa’ adını aldı. Humbara, kılıç ve tüfeğe karşı etkili bir silah olarak kullanılan, el bombasına benzeyen demir veya tunçtan dökülmüş o dönemin küçük el yapımı toplarıydı. Bunları kullanan askerlere ‘Humbaracı’ komutanlarına ise ‘Humbaracı başı’ deniyordu.

Ahmed Paşa 1730 da Anadolu Beylerbeyi  oldu. Ardından, Tebriz ve Revan Seraskerliği’nden sonra Sadrazamlığa yükseldi. Humbaracı Ocağı’na eğitimli asker yetiştirmek için 1734 yılında Üsküdar’da o zaman adı ‘Hendeshane’ olan ‘Mühendislik okulu’nu açtı. Burada yetişen askerler Ahmed Paşa sayesinde Humbara yapımı ve atışı ile birlikte batı usulü askeri eğitim ve terbiye aldı. Humbaracı ocağında yetişen bu askerler 1736-1739 yıllarında Rusya ve Avusturya’ya karşı yapılan savaşlarda büyük başarılar elde etti.

Bir Fransız Kontu olan Humbaracı Ahmed Paşa’nın orta Fransa’daki Şato’su çok iyi korunuyor. Chateau de Bonneval’in içinde Paşa’nın doğduğu oda, kendisi ve ailesinin tabloları, yatağı, İstanbul hatıratlarının bulunduğu el yazılı defterler, Osmanlı ordusuna yaptırdığı silahların minyatürleri ve kütüphanesi ile bir çok özel eşyası bulunuyor.

ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

 

Muammer ELVEREN-HÜRRİYET – Kader ELVEREN ATLAS TARİH

Bir Fransız Kontu olan Humbaracı Ahmed Paşa’nın orta Fransa’da ailesi tarafından koruma altına alınarak turistlerin ziyaretine açılan malikanesi ‘Bonneval Şatosu – Chateau de Bonneval’in içinde Paşa’nın doğduğu oda, kendisi ve ailesinin tabloları, yatağı, İstanbul hatıratlarının bulunduğu el yazılı defterler, Osmanlı ordusuna yaptırdığı silahların minyatürleri ve kütüphanesi ile bir çok özel eşyası bulunuyor. Bonneval Şato’sunda Humbaracı Ahmed Paşa’nın torunlarının torunlarından (Markiz) La Marquise de Bonneval Marie Antoinette ve oğlu (Marki)  Le Marquis Géraud de Bonneval ile ailesi ikamet ediyor. Ziyaretçileri Markiz anne ve oğlu Géraud ağırlıyor ve Şato’yu gezdirirken Osmanlı İmparatorluğu ve Ahmed  Paşa’nın maceralı yaşamını anlatıyor. Fransa’nın Limousin bölgesi, Coussac kenti yakınlarındaki tarihi Şato’da 14 Temmuz 1675 te doğan ve 23 Mart 1747 de İstanbul’da ölen Fransız ordusunun önemli subaylarından Asilzade ‘Claude-Alexandre Comte de Bonneval’ Kral XIV. Louis ailesinden bir kadını eleştirdiği gerekçesiyle ordudan uzaklaştırılıp sonra Avusturya’ya sığınarak Fransa ordularına karşı savaştı.

Sultan 1. Mahmut döneminde, Sadrazam Topal Osman Paşa tarafından Bosna’da iken Müslüman olan sonrada Selanik’te bir süre görevlendirildikten sonra İstanbul’a çağrılan Fransız Kontu, Humbaracı sınıfının başına getirildikten sonra ‘Humbaracı Ahmet Paşa’ adını aldı. Humbara el bombasına benzeyen demir veya tunçtan dökülmüş o dönemin küçük el toplarıydı ve kılıç ile tüfeğe karşı etkili bir silah olarak kullanılıyordu. Bunları kullanan askerlere ‘Humbaracı’ komutanlarına ise ‘Humbaracı başı’ deniyordu.

Ahmed  Paşa 1730 da Anadolu Beylerbeyi oldu ardından, Tebriz ve Revan Seraskerliği’nden sonra Sadrazamlığa yükseldi. Humbaracı Ocağı’na eğitimli asker yetiştirmek için 1734 yılında Üsküdar’da o zaman adı ‘Hendeshane’ olan Mühendislik okulunun açılmasını sağladı. Burada yetişen askerler Ahmed Paşa sayesinde Humbara yapımı ve atışı ile birlikte batı usulü askeri eğitim ve terbiye aldı. Humbaracı ocağında yetişen bu askerler 1736-1739 yıllarında Rusya ve Avusturya ile yapılan savaşlarda büyük başarılar elde etti.

Osmanlı Tarihinden, Hayat’ının son 17 yılını Osmanlı Ordusunda yaptığı ıslahat hizmetlerinden tanıdığımız Humbaracı Ahmed Paşa, tam üç kez hayatını kökünden değiştirme cesaretini gösterdi. Yaşadığı yıllarda bile, Avrupa Kraliyet Ailelerinde maceraları, cesareti, dik kafalılığı ve İmparatorlara kafa tutması dillerden düşmedi. Humbaracı Ahmed Paşa, başına buyruk tavırlarıyla kimilerine düş kurdururken, bazen de ağır eleştirilere neden oldu. Tarihten ve bıraktığı yazılardan anlıyoruz ki Humbaracı Paşa ne ailesine ne de görev yaptığı devletlere ihanet etmedi ve doğru bildiğini yaptı.

Şato ile ilgili bilgiyi bir sohbetimiz sırasında 2006 yılında Paris Başkosolosu olan emekli Büyükelçi Aydın Sezgin söylemiş bende araştırıp Şatonun adresini bulduktan sonra gidip ailesinden kalanlarla  “Chateau  Le Pacha de Bonneval”i ziyaret etmek için yola koyuldum. 

Paris’ten Limousin bölgesi  Haute-Vienne departmanında Saint-Yrieix-Perche kentinden Coussac-Bonneval kasabasına ulaştım. Ondan sonrası  ‘Avenue du Bonneval Pacha’ yani Bonneval Paşa caddesinden Şato’ya doğru yola koyulunca karşıma bizim Osmanlı Ordusu’nda 18. yüz yılda ateşli silahlarda ıslahat yapan Humbaracı Ahmed Paşa’nın Şatosu çıktı.  Şato’ya girince beni La Marquise de Bonneval Marie Antoinette, Oğlu Le Marquis Géraud de Bonneval, Gelini La Marquise de Bonneval Marta, oğlu Le comte de Bonneval Philippe-Armand  ve kızları Mademoiselle de Bonneval Béatrice karşıladı. Son üç kuşak Bonneval Ailesi halen Şatoda ikamet ediyorlar. Ailelerinin tarihi ile iç içe yaşamaktan memnun olan, nesilden nesil’e aktarılan hikâyeleri paylaşmaktan memnun aileyi görünce hemen Ahmed Paşayı sordum ve Onun inanılmaz hikayelerini Markiz ve oğlu Marki de Bonneval’in ağzından dinledim.

Madam La Markiz Marie-Antoinette de Bonneval, O’nun karakterinden ve çocukluğundan başlayıp, gençliğinde kardeşi Marc-Antoine ile annelerinin yatağının üstünde, bilinmeyen bir sebepten düello ettiklerini, neticesinde birkaç geceyi Paris’te bir hapishanede gözaltında tutulduğunu anlattı. Bu Ahmed Paşa’nın karakterini özetleyen olay yaşamı boyunca başına gelenlerin açıklaması gibiydi. Aslında gözaltında tutulmada, o zaman zor durumda kalan Asillerin, çocuklarını doğru yola çekmek için ve korkutma amaçlı başvurdukları bir yoldu. Bonneval’in annesi ’de bu yola başvurmuş, hatta Kumandanına bizzat mektup yazıp ordudan kaytardığı zamanlar affetmemesini istemişti. Zira Kont de Bonneval Ahmed Paşa hayatı boyunca anlaşmazlığa düştüğü İmparator ve Kralları dahi düelloya çağırmaktan geri kalmamıştı.

Bonneval Ailesinin Şatosu tam bir Ortaçağ Şatosu. Kare biçiminde yapılmış yapıda dört ana yön işaretlenmiş ve dört kule yapılmış. Ana Kule (donjon) doğuda. Giriş kapısı da doğudan etrafı içi su dolu hendekten geçmek üzere yapılan bir köprüden Şatoya giriliyor. Ortaçağ Şatolarının genelde girişinde hep bir köprüsü olur. Ama Markiz iki köprünün olduğunu söyledi. Anladığıma göre bu bir “üstünlük ve ileri görüşlülük “ belirtisiymiş .Madam La Markiz Şato’nun ilk planlarını ve maketini gösterdikten sonra Şato üzerinde yapılan tadilatları anlattı.

 

15.yy da Rönesans’la yapılan değişiklikler, dışarıya açılan pencereler ve bir Rönesans avlusu. 1900 yılında da Şato’da modernizasyon için değişiklikler yapılmış. Şato’nun ilk sahipleri ise Bonneval Şövalyeleriymiş. Madam La Markiz Şato’nun Şapel ’inin tuğlalardan birinin üstünde 930 tarihi gösterirken inşaatta ilk önce ibadet yerinin belirlendiği sonra inşasının devam ettiğini anlattı. Alçak bir kemerle ayrılmış olan Şapelde tahtadan yapılmış İki Ana Melek Mikail ve Cebrail heykeli bulunuyor.

Avrupa’daki bütün Şatolarda bir kral odası vardır. Çoğuna Kral’ın hiç yolu düşmemiştir Ama “ya bir gün gelirse” diye hazır tutulurdu.  Madam La Markiz beni Kral Odasına götürünce 1568 yılında 4.’cü Henri’nin, din savaşlarının üçüncüsü olan ‘Roche – l’Abeille’ savaşına gitmeden önce, bir gece Şatodaki yatak odasında konakladığını ve yanına Bonneval Şövalyelerini alıp savaşı kazandığını söyledi. Anısına yatağın yanındaki sütunlara Kralın Adının baş harfi olan “H” harfinin işlendiğini ve Kral’ın orada konaklamasının kendileri için büyük onur olduğunu belirtti.Yatağın örtüsüne Fransa’nın Kraliyet simgesi olan “Lys” çiçek motifleri işlenmiş ve iki yanında asılı olan duvar halısında da Fransa’nın ve 4.cü Henri’nin vatanı Navarro bölgesinin Armaları işlenmiş. Şato’nun tamamında odalar ve salonlarda  16. Louis mobilyaları hakim. Ama koridor ve yemek odası duvarlarında Ortaçağ’da kullanılan duvar halıları asılı. 1400 yılında, Rönesans’ta konulan iç kapılar Alman Rönesans stili Ceviz ağacından yapılmış. Yemek odasında ki mermerden yapılmış soba ise 18.yy. Shuman  imzasını taşıyor.

Şato’da en sonunda Humbaracı Ahmed Paşa’nın odasına geliyoruz. Madam La Markiz ziyaretimizin tadını çıkarmak ister gibi, bu odayı en sona saklıyor. Paşanın odasında çeşitli seyahatlerinden hatıralar, yolladığı mektuplar, ressamlara yaptırılmış yağlıboya tabloları var. Humbaracı Ahmed Paşa’nın uzun yıllar ailesinden uzakta olması, onun ailesiyle ilişkisini koparmamış. Ailenin en büyük Çocuğu ve Aile Reisi olarak onları sürekli yaptıklarından haberdar etmiş. İstanbul’a geldikten sonra bile muntazam bir şekilde kardeşine mektuplar yazıp ne yaptığını anlatmış. Le Marki Geraud de Bonneval Paşanın kendi el yazısı ile yolladığı bir mektup ve hatıra defterinden iki sayfayı gösterirken resmini çektim. Okuyup tercümesini yaptığımızda Pera’da muhteşem manzaralı bir evde olduğunu, evinden Boğazı ve Sarayı gördüğünü ve İstanbul’daki yaşamını şiirsel bir biçimde ifade ettiğini anlıyoruz. 

 

 

 

Humbaracı Ahmed Paşa’nın hayatımıza girmesi ise, 1.Mahmud’un tahta geçmesi ile başlıyor , İstanbul’da ki ufak isyanlar ve Taht’taki karışıklıklar Sadrazam “Topal” Lakaplı Osman Paşa çareyi Orduda ve yeniçeride yenilenme de görür. Kendisinden iş bekleyen Fransız Kont de Bonneval’ı İstanbul’a getirtir. Ahmed Paşa kendinden bekleneni hakkıyla yapar. Önce uzman olduğu dalda, ateşli silahlarda zamanın gerisinde kalmış Osmanlı Ordusuna yardım eder. Anne La Markiz de Bonneval O’nun tasarladığı bazı silahların maketlerini ve silah koleksiyonunu gösterdi. Ordu da Humbaracı denen sınıfı tasnif edip Üsküdar “Topbaşı’nda”  Mühendishane’yi kurdurup, geometri dersleri veriyor. Osmanlı top atma sanatında önceleri ilerdeydi. Ama bu kaleleri ele geçirmek içindi. Daha sonraları Ateşli silahları etkisiz hale getirmek için geliştirilen topları takip edemedi. Humbara “Hum-i Pare” yani Kumbara (El bombalarına benzer küçük toplar) Avrupalılar bu konuda ilerleyip, savaşlarda büyük başarılar elde etmişlerdi. Humbaracı Ahmed Paşa Osmanlıya bunu öğretti. Sonucunda Ruslara karşı yapılan savaşlarda önemli zaferler kazanıldı.

Kont de Bonneval’in hayatı bu Şatoda 14 Şubat 1675 yılında başladı. 9 yaşında askeri okula yollanıp Kraliyet için yetiştirildi. Onun için “Bir asker bile değil General olmak için doğdu denildi. 1688’de daha 13 yaşında iken patlayan savaşa çağrıldı. Dük De Vandôme’un emrinde birçok önemli cephelerde savaştı. İspanya ve Fransa’nın ayrılma savaşlarında ( Les guerres de Secessions) önemli rol oynadı.  Ama bu savaşlardaki masraflarını İmparatora yolladığında, O günkü Maliye Bakanı Chamillart tarafından çok fazla diye geri çevrildi. Bunu hakaret kabul eden Kont, Kral 14. Louis’nin icraatları ve sayısız metreslerine  imada bulununca rütbeleri söküldü. Ama savaşta aldığı yaralar onu sanık sandalyesine gitmekten kurtardı. Kendi hatıratlarında rütbelerinin sökülmesine kızarak şunları yazıyor. “ O kadar çok savaşa katıldım ki, vücudumda on bir yara izi taşıyorum. Bütün savaşlarda Fransa’ya sadakatimle ve bütün gücümle çarpıştım  (Özellikle karın boşluğundaki, üzeri madeni bir plakayla kapalı yaradan bahsediyor.) Kralların ve Prenslerin saygısını ve dostluklarını kazandım. Şimdi beni yargılayacaklar mı? diye soruyor.

Bundan sonra Kont de Bonneval, Fransa için yaptığı deniz ve kara savaşlarındaki başarılarıyla anılıp, ünleniyor.  Ama yine de tutuklanmaktan çekindiği için Dük DeVandôme’dan izin isteyip Paris’ten uzaklaşıyor. Fransa ordusundayken İtalya ve Alplerdeki savaşlarda Avusturya İmparatoru Prens Eugene’le tanışıp yakın dost olduğundan, 1706’da onun ordusuna geçerek yine General olarak , bu sefer Fransa’ya karşı Avusturya adına savaşlara katılıyor.. Avusturya‘nın Türklerle yaptığı 1716 yılındaki Petrovaradin Savaşında bizzat savaşıyor. Damat Ali Paşa’nın kafasından vurulup şehit edilmesiyle yeniçerilerin geri çekilmesi istendiğinden Osmanlı’nın kaybettiği savaşta, zafer ona mal ediliyor. Bu onun hayatının birinci önemli değişimidir. Çünkü Fransa’ya döndüğünde öldürüleceğini biliyor.

Barış zamanlarında çeşitli Avrupa kentlerinde vakit geçiriyor.  Bu anı kollayan, Annesi Paşa’yı Paris’e çağırıp , Kraliyet Ailesinden, 26 çocuklu Dük de Biron’un kızı olan Judithe de Biron’la evlendiriyor. 7 Mayıs 1717 tarihinde yapılan bu evlilik merasiminden 10 gün sonra , Humbaracı Ahmed Paşa Venedik’e hareket ediyor. Hakkında yazılan hatıratlardaki dedikodularda “Karısını neredeyse bakire terk etti” ibaresini görüyoruz Sonradan  Judith De Bonneval’in anıları yayınlandığında, birlikte geçen 10 gün de ona gerçekten aşık olduğunu, hep onun için endişelendiğini, mektuplarında ona nasıl olduğunu bahsetmesini istediğini görüyoruz. Ama Humbaracı Ahmed Paşa, Kraliyet Ailesiyle ilişkileri sağlam tutmak adına yapılan bu evliliğe pek önem vermemiş ve Judith de Biron’un mektuplarına da cevap da yazmamış.  Paşa’nın daha sonra hayatında hiç evlenmediğini ve kayıtlı bir çocuğu da olmadığı belirtiliyor. Ama tarih kitaplarından Venedik’te yaşarken bir Manevi Oğlu olduğunu öğreniyoruz. Bu oğlunun onun davetiyle İstanbul’a geldiğini ve” Süleyman Paşa” adıyla Humbaracı Ahmed Paşa’yla birlikte Islahat hareketlerinde katıldığı anlatılıyor. Ama Avusturya İmparatoru Prens Eugene’le yine Aile‘sinin adı geçtiği için ve akrabası olan Hanımları korumak adına İspanya Kraliyet Ailesinde çıkan bir dedikodudan dolayı ters düşüyor. Söz konusu olayda Le Marki de Prie’yi düelloya davet ediyor. Yaşının ilerlemesiyle daha cesaretli konuşan Kont de Bonneval Prens Eugene’e biraz da muhalefet yapıyor. Prens’le arası iyice soğuyunca çareyi yine gitmekte buluyor. Bu olay onun ikinci defa hayatını tamamen değiştirmesine sebep oluyor.1724 yılında Brüksel’e giderek orada da General olarak çalışır. Ama bir gün tutuklanıp Marki De Prie’nin şikayetiyle, Anvers Hapishanesine kapatılır. Ancak iki sene sonra serbest bırakılır.

 

Humbaracı Ahmed Paşa , Fransız ve Avusturya ordularından, Aile adını korumak için disiplinsizlik suçuyla ayrıldığında, eğer Avrupa’da kalırsa öldürüleceğini anladı. 1726 yılının Ocak ayında Venedik’e geçerek oradan da Dalmaçya kıyılarına indi, Osmanlı’nın hâkim olduğu Bosna’ya (1729) gidip, İstanbul’a haber yolladı. Mektubunda Avrupa’dan kaçış sebeplerini anlatıp mesleğini icra etmek istediğini anlattı. Paşa’nın asıl isteği Avusturya’ya yakın, Eflak Boğdan da görev yapıp Avusturya Prensi Eugene’den intikam almaktı. Hatıralarından o sıralar mali durumunun da kötü olduğunu anlatmak için şöyle diyor.” Eğer Yahudi’ler bile beni 50.000 adamlarını yönetmek için çağırsalar, Kudüs’ü kuşatmaya hazırdım.” Önce kendisine fazla önem verilmeyen ve İstanbul’a yaklaştırılmayan Paşa’ya Selanik’te bir görev verildi ve bir süre orda bekletildi. Humbaracı Ahmet Paşa zeki bir adamdı ve bu bekletilmenin Hıristiyan olmasından dolayı olduğunu anlayıp, şahitler huzurunda din değiştirdiğini İstanbul’a bildirdi. Nihayet 1731 yılında Paşa’ya, Humbaracıları Avrupa da olduğu gibi yetiştirme görevi verildi. Fransa’dan 3 subay arkadaşı da ona katıldı ve 300 kişilik Humbaracı alayını kurdu. Fakat bu okul Yeniçerilerin hoşnutsuzluğu yüzünden 1736 yılında kapatıldı. Daha sonra Paşa’ya İran’la yapılan savaşlarda görev verilip Tebriz’e yollandı.

Torunu Marki Geraud de Bonneval’in  gösterdiği sayfada yazılanlara göre anlıyoruz ki yaşlandığında Boğaz’ı gören güzel bir evde rahat yaşıyor. Ama Kardeşi Marc-Antoıne Bonneval’e yazdığı son mektuplarda,  hasta olduğunu, gut hastalığından ayaklarının ağrıdığını ve artık Şatosu’na dönmek istediğini yazıyor. Ondan resmi olarak Fransa tarafından affını sağlamasını rica ediyor. Ne yazık ki bu son mektuptan birkaç ay sonra Humbaracı Ahmed Paşa 23 Mart 1747’de İstanbul’da ölüyor. Mezarı şimdi Galata Mevlevihane’sinin Dervişler mezarlığında bulunuyor.

Humbaracı Ahmed Paşa’yla bu maceralı hayatında yolları kesişenler içinde, ondan etkilenip kendi hatıralarında bahsedenler de var. Mesela Voltaire geçliğinde karşılaştığı Kont de Bonneval için ”O na her şeyi yönetmeyi bırakabilirdiniz. Çok sevimli bir adamdı” diyor. Yazar Saint-Simon “Evin karakterli çocuğu, çok yetenekli, iyi konuşuyor, beyni bilgiyle dolu, ama çok para harcayan, biraz da sefahati seven yanı var” diyor.

Paşa’yı 1741 yılında İstanbul’da vazifesi sırasında ziyaret edenler de var. Bunlardan Şövalye Beaufremont “Onu görmek ve sevmek etrafındaki insanlar için aynı şeydi. 25 yaşındaymış gibi etrafına neşe saçıyordu” diye not ediyor. Bir başka Ziyaretçi İtalya’dan Casanova oluyor. Paşa’ya Kardinal Acquaviva’dan mektup iletmek için gittiği Pera’daki evindeki izlenimlerini şöyle yazmış.” Giriş katında, Paşa’nın Fransız Stili döşenmiş Odasına alındım. Karşımda iri yarı yaşlıca bir bey vardı. Fransız kostümleri giymişti. Bir kaç nezaket konuşmasından sonra kendisine Kardinal’in mektubunu verdim. Sonra ayağa kalkıp beni Kütüphanesine davet etti. Bahçeden geçerek İçi tel dolaplarla ve perdelerle dolu bir odaya girdik. Bu dolaplarda kitap olduğunu düşünüyordum. Cebinden bir anahtar çekerek dolaplardan birini açtı. İçinde kitap sayfaları görmeyi umarken, özenle dizilmiş en iyi şarap şişelerini gördüm. İçten bir kahkaha atan Paşa, bana Kütüphanem ve Haremim var. Ama bu yaşımda Haremdeki Hanımlar ömrümü kısaltabilir. İyi bir şarapsa beni korur ve neşeli yapar “ dedi. Gerçekten de Paşa’nın sadece çalışırken ve merasimlerde Osmanlı kıyafeti giydiğini, bunun dışında  evinde Avrupalı giysileriyle dolaştığını öğreniyoruz.

Kont de Bonneval’in Şatosundan ayrılırken Markiz Marie-Antoinette de Bonneval Ailesinin özellikle Türkiye’den geleceklere, her zaman kapılarının açık olduğunu söylediler.

 

 

MuammerELVEREN

İstanbul Üniversitesi Yüksek Gazetecilik mezunu olan Muammer Elveren, 12 Şubat 1948 yılında Mardin’de doğdu. Evli ve bir kız babası olan Elveren, 1974’te Haldun Simavi‘nin kurduğu GÜNAYDIN GAZETESİ’ne girdi.

1977’de GÜNAYDIN GAZETESİ BRÜKSEL BÜROSU’nu kurmakla görevlendirildi ve BRÜKSEL BÜRO ŞEFİ oldu. 1989’da Brüksel temsilciliğinin yanında, Mihail Gorbaçov’un liderliğindeki Komünizm’in merkezi kabul edilen SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ-SSCB’nin başkenti MOSKOVA temsilciliği görevini de üstlendi.

1991 yılında HÜRRİYET GAZETESİ’ne girdikten sonra hem Brüksel hem Moskova görevini birlikte yürüttü. Bu dönemde başta AZERBAYCAN olmak üzere Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri ile BULGARİSTAN ve ROMANYA’da Komünizmin çöküşüyle ilgili olayları yerinde izledi.

Elveren, 1991’de Azeri ve Ermeni çatışmalarının en yoğun olduğu dönemde tüm tehlikelere rağmen DAĞLIK KARABAĞ’a girip röportaj yapmayı başaran ilk gazeteci oldu. Bu başarısıyla YILIN GAZETECİSİ seçildi ve SEDAT SİMAVİ GAZETECİLİK ÖDÜLÜ’ne layık görüldü. Aynı yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin SERİ RÖPORTAJ ÖDÜLÜ’nü de kazandı.

1992’de Fransa’ya atanarak HÜRRİYET GAZETESİ PARİS TEMSİLCİSİ oldu. 1998’de ise, Devlet Bakanı EYÜP AŞIK’ın Fransa’da tutuklanan yeraltı dünyasının tanınmış isimlerinden ALAATTİN ÇAKICI ile yaptığı konuşmayı içeren kaseti elde ederek gündeme damga vurdu. “ÇAKICI’YA KAÇ DİYEN ANAP’LI BAKAN” başlıklı bu haberle ikinci kez SEDAT SİMAVİ GAZETECİLİK ÖDÜLÜ’nü aldı. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi tarafından da YILIN GAZETECİSİ ÖDÜLÜ’nü kazandı.

1999’da Nokta dergisinin düzenlediği DORUKTAKİLER 98 yarışmasında YILIN GAZETECİSİ unvanını aldı. Kasım 2023’te ise TÜRKİYE GAZETECİLER CEMİYETİ BURHAN FELEK BASIN HİZMET ÖDÜLÜ’ne layık görüldü.

Fransızca ve Arapça bilen Elveren, 1977’den itibaren uluslararası alanda çalıştı. AVRUPA BİRLİĞİ, NATO, AVRUPA KONSEYİ, AVRUPA PARLAMENTOSU, UNESCO ve OECD gibi kurumlarla ilgili yazılar kaleme aldı. Ayrıca SARAYBOSNA ve KOSOVA’da görev yaptı.

1995’te gazeteciliğin yanı sıra KANAL-D’de televizyon haberciliğine başladı ve bu görevini 2008 sonuna kadar sürdürdü. 2010 yılına kadar HÜRRİYET GAZETESİ PARİS TEMSİLCİLİĞİ görevini yürüttü.

ARAP BAHARI sürecinde TUNUS ve MISIR’da görev yaptı. Mısır’da HÜSNÜ MÜBAREK dönemini, TAHRİR DEVRİMİ’ni ve MUHAMMED MURSİ dönemini takip etti. MÜSLÜMAN KARDEŞLER’in RABİA MEYDANI ayaklanmalarını ve askeri darbe sürecindeki olayları izledi. Daha sonra, darbeyi gerçekleştiren ABDÜLFETTAH EL SİSİ’nin seçimlerinde KAHİRE’de bulundu. Ayrıca MİNYE kentine girerek röportaj yaptı.

UKRAYNA’da ayaklanmalar başlayınca KIRIM’a geçti. Rus ordusunun işgali sırasında SİMFEROPOL, BAHÇESARAY, YALTA ve özellikle yasaklı SİVASTOPOL’e girdi. Burada GOOGLE GÖZLÜĞÜ kullanarak Türk basınında ilk kez bir çatışma bölgesinde görüntü aldı.

Elveren, HÜRRİYET GAZETESİ’ndeki görevini 31 Aralık 2018’de emekliye ayrılarak noktaladı. Halen muammerelveren.com adresinde yazılarını yayımlamaktadır.

Elveren, FİJ, AGJPB, AJPE, APE, APP ve TGC üyesidir. Ayrıca FİJ KARTI, BELÇİKA BASIN KARTI, FRANSA BASIN KARTI ve SÜREKLİ SARI BASIN KARTI sahibidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir