SIRADIŞI BİR DOĞUM GÜNÜ HİKAYESİ, SOVYETLER BİRLİĞİNDE 28 YIL ÖNCE BUGÜN

12 Şubat… Bu gün benim doğum günüm.  Rus gizli Servisi KGB ve Kızıl Ordu’ya rağmen 70 yıllık Komünizm döneminde dünyadan hiçbir gazetecinin sokulmadığı ve o günlerde 3 Türk gazetecisi meslaktaşımın girmek isterken casusluktan tutuklanıp 75 gün cezaevinde kalmalarına neden olan DOĞU BLOKU ile NATO sınırı olan NAHCİVAN’a 12 Şubat 1990 günü nasıl girebildim?

İşte doğum günümde Nahcivan’a giriş maceram…OKUYALIM… Muammer ELVEREN

97-NAHCIVAN_001Nahcivan’a gittiğim Sovyet Havayolları Aeroflot‘un CCCP-87257 kuyruk numaralı 28 kişilik YAK-40 tipi uçağı adeta bir dolmuş gibiydi ortada ve ayakta gidenlerle 34 kişiyle havalandı.

. . .

Bugün benim doğum günüm. Bu yazımla “Gazetecilik tarihine not düşmek için” sizi  Sovyetler Birliği dönemine, Gorbaçov’lu yıllara götüreceğim. Savaş, çatışma, tehlike… Gazetecilik aşkına hiçbir şeyi gözümün görmediği kanımın deli aktığı günler… Bugün gibi doğum günüm olan 12 Şubat 1990 gününe… İşte o günde her zaman olduğu gibi evden, ailemden uzakta yine haber ve röportaj peşindeydim.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği- SSCB’de Moskova Temsilcisi olduğum 1989-1991 de Günaydın adına, 1991-1993 Hürriyet Gazetesi adına verilen basın kartlarım 

. . .

Hürriyet Gazetesine başlamadan bir yıl kadar önceydi. Tirajı o dönemlerde bir milyonun üzerinde olan Haldun Simavi’nin kurduğu ve artık  ‘Efsane Günaydın’ olarak anılan gazetenin ‘Brüksel ve Moskova temsilciliği’ni birlikte yürütüyordum.  Brüksel’den Moskova’ya oradan da Komünist yönetim yasakladığı için 70 yıldır gazeteci sokulmamış Nahcivan’a geçebilmek için Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye geçmeye karar vermiştim. O dönemde iletişim araçları kısıtlı olduğu için uluslararası telefon etmek çok zor hatta bazen imkânsızdı. Bunu düşünerek yola çıkmadan önce eşime üyesi olduğum ‘Uluslararası Gazeteciler Federasyonu-FİJ’ ile ‘Sınır Tanımayan Gazeteciler Birliği’nin ‘Tehlikedeki gazeteciler’ için kullandığı ‘S.O.S Presse’ kartındaki telefon numaralarını verip ‘Benden 15 gün haber almazsan buraya ve gazeteye telefon et’ deyip evden ayrıldım. Eşimin arkamdan yaşlı gözlerle nasıl baktığını halen unutamıyorum…

Amerika  Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği’nin dünyayı iki bloktan ibaret gördüğü ‘Soğuk savaş’ yıllarıydı. Türkiye ile ‘Özerk Nahcivan Cumhuriyeti’ hududu ‘Demirperde ülkesi ’ olarak anılan Rusya’nın liderliğini yaptığı ‘Doğu Bloku’ ülkelerinin üye olduğu ‘Varşova Paktı’ ile ‘NATO’ arasındaki son sınırdı.  Azerbaycan o yıllarda  ‘Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin şimdi her biri birer bağımsız devlet olan 15 Cumhuriyeti’nden biriydi. Rahmetli Ebulfez Elçibey  ve arkadaşları Sovyet gizli servisi KGB ve Kızıl Ordu’ya rağmen “Bağımsızlık” mücadelesini gizlice kurdukları “Azerbaycan Halk Cephesi” ile yeraltı faaliyetleri sürdürerek yapıyorlardı.

Azerbaycan Halk Cephesi lideri Ebulfez Elçibey (o yıllarda soyadı Aliyev‘di sonra  arkadaşlarına bağımsızlık mücadelesinde önderlik yaptığı için halk ona ‘Elçibey’ ünvanını taktı  ve ondan sonra hep Ebulfez Elçibey olarak anılmaya başlandı.

. . .

Azerbaycan’a bağlı ‘Özerk Cumhuriyet’ olan Nahcivan’da ise Devlet Başkanı Sakine Abbas Aliyeva hükümeti Moskova’nın baskılarına rağmen 20 Ocak 1990 günü  “Bağımsızlık Kararı” almıştı. Bu karar üzerine halk galeyana gelerek ‘Türkiye ile birleşmek için’ sokağa dökülmüş, bir grup İran’la aradaki sınır tellerini kesip direklerini ateşe verdikten sonra İran tarafına geçmişti. Onların önünü kesen İranlı heyet  ‘Azerbaycan bir olsun, Hamaney rehber olsun, size silah yardımı yapalım’ deyince Nahcivanlılar. ‘Hayır, biz önce Türküz, sonra Müslümanız. Yolumuz, Atatürk yolu, rehberimiz Atatürk’tür. Sadece Türklüğümüz, bağımsızlığımız uğrunda savaşırız’ cevabını vermişlerdi.  Sovyetlerin son sınırı kabul edilen Nahcivan ile İran arasındaki Sınır tellerinin  kesilerek hududun ortadan kaldırıldığını duyan Moskova rahatsız olmuş ve olayları bastırmak için Kızıl Ordu’yu alarma geçirmişti.

İşte İran sınırının delindiği yer: Nahcivan’da tek taraflı  Bağımsızlık ilanından sonra İran hudut tellerinin kesildiği yerde Nahcivan Müdaffa Komitesi lideri Arif Rahimov‘la

.  .  .

İşte o çalkantılı günlerde girilmesi son derece tehlikeli ve yasak olduğu halde Nahcivan’a girip neler olup bittiğini, gerçekten Türkiye ile birleşme kararı alıp almadıklarını birinci ağızdan öğrenmeye ve orada röportaj yapmaya karar vermiştim. Sovyetler Birliğine akredite yabancı basının Moskova’dan başka bir Cumhuriyet’e hatta başka kente gitmesi bile izne tabiydi.  Moskova temsilcisi olarak çalışma ve oturma müsaadem olduğu için Sovyet Basın merkezinden Azerbaycan’a gitme izni alarak yola koyuldum.

KUIELV-VE-EBULFEZLE-EVDEAzerbaycan Halk Cephesi lideri Ebulfez Elçibey (solda), yardımcısı Bican İbrahimoğlu (Bağımsızlık sonrası Nahcivan Başbakanı oldu ) ben ve en sağda Petrol Rafinerileri yöneticisi Rasul Kuliev ile Cephenin Nerimanov mahallesinde gizli toplantılarını yaptıkları evde

.  .  .

12 Şubat 1990 günüydü. Bakü’de yerleştiğim İnturist Otelinden Moskova’ada Kremlin’e toplantılar için gelen ‘Azerbaycan Halk temsilcileri’nden çok yakın dostluk kurduğum bir kaçına  telefon ederek Ebulfez Elçibey’le görüşme isteğimi ilettim. Otelde beklememi  söylediler. Öğleden sonra Halk Cephesinden geldiklerini belirten iki kişi beni alıp Ebulfez Elçibey‘in olduğu ‘Halk Cephesi Merkezi’ne götürdü. Sıcak karşılama, fotoğraf ve röportaj faslından sonra Elçibey, Halk cephesinden  Bican İbrahimoğlu (Bağımsızlık sonrası Nahcivan Başbakanı oldu ) ve Petrol Rafinerileri yöneticisi Rasul Kuliev ile beni arabasına alarak, Nerimanov mahallesinde gizli toplantılarını yaptıkları eve götürdü. Birlikte yemek yedikten sonra bana nasıl yardımcı olacaklarını sorunca ‘Çok zor olduğunu bildiğim halde Nahcivan’a gitmek istiyorum’ dedim. Bunun neredeyse imkânsız olduğunu belirten Elçibey karayolundan gitmek için Ermenistan topraklarından geçmek gerektiğini ona da Kızıl Ordu sınır birliklerinin kesinlikle müsaade etmeyeceklerini belirterek  ‘Bu nedenle yabancılara yasak olduğu için sadece Sovyet vatandaşlarının gidebildiği Nahçıvan’a hava yoluyla gitmenin yollarını aramamız gerekir’ dedi.

Elçibey, beni otele gönderirken “merak etme arkadaşlar ilgilenecek sen otelde bizden haber bekle” diyerek gönlümü aldı. Gece saat 21.00 de otele Elçibey‘in adamlarından biri geldi. Bana “Sizi göndermenin yollarını arıyorlar ama öğrendiğimize göre Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği bir Türk gazeteci için Nahcivan’a giriş izni almış ve yarın sabah 07.40 uçağıyla göndereceklermiş. Elçibey sizin bu işi belki Moskova’dan daha kolay halledebileceğinizi söyledi” diyerek ayrıldı. Başımdan kaynar sular dökülmüştü. Moskova’da o kadar tanıdığım olduğu ve Moskova Büyükelçisi ile Brüksel’den ailece tanıştığım halde izin alınamayınca kaçak yollarla Nahcivan’a nasıl girerim diye uğraşırken, Türkiye’den gelen bir gazeteciye nasıl izin alınmıştı? Şaşırıp kalmıştım.

Büyükelçi Volkan Vural ile önce Brüksel ardından Moskova daha sonra da Madrid Büyükelçilik görevleri sırasında görüştük.

.  .  .

Gece saat 22.00 ye geliyordu otel telefonundan Moskova Büyükelçimiz Volkan Vural‘ı aradım. Brüksel’den dostluğumuza güvenerek “Sayın Büyükelçim, bir gazeteciye Nahcivan’a giriş izni almışsınız sizinle o kadar hukukumuz olduğu halde başka bir gazeteciye ayrıcalık yapıldığına üzüldüm, bende size Nahcivan’a gitmek istediğimi bildirmiş, uğraştığınızı ve imkânsız olduğunu söylemiştiniz. Sizden ricam mutlaka benimde gitmemi sağlamamız. Ben Bakü’deyim ve aynı uçakla gitmeme yardımcı olmanızı rica ediyorum” dedim. Volkan bey “Sevgili Muammer, izni elçiliğimiz almadı, Hürriyet’in Ankara Temsilcisi Ertuğrul Özkök Türkiye’de Sovyet Büyükelçiliğinden işini hallederek gelmiş, benimde sonradan haberim oldu. Bu saatte ne yapılabilir bilemiyorum ama araştırıp seni birazdan arayacağım” diyerek telefonu kapattı.

Nahcivan Havalimanında Başbakan Yardımcısı Oruçali Mehmedov (Ortada Kalpaklı),“Ülkemize hoş geldiniz. 70 yıldır ilk defa ülkemize Sovyetler dışından gazeteci ayak basıyor. Türk olmanız bizi ayrıca gururlandırdı sizi Devlet töreniyle karşılama talimatı verildi” diyerek bizi karşıladı. 

.  .  .

Otel odasında dört dönüyor kimleri devreye sokarım diye düşünürken Büyükelçi Vural aradı ve gece olduğu için Moskova’da basın sorumlularından kimseye ulaşamadığını ancak yarın gitmem için elinden geleni yapmaya çalışacağını söyledi. Tabii iş yarına kaldıktan sonra haberi atlayacağımı bildiğimden telefon defterimde Ankara, Brüksel, Moskova ve Bakü’den bütün tanıdığım üst düzey yetkilileri sırayla aramağa başladım. Büyükelçi Volkan Vural‘ı da gece 02.00’ye  kadar en az beş kez aradığımı onunda büyük bir sabırla beni dinlediğini ve o saatten sonra bir şey yapmanın imkânsız olduğunu tekrar ettiğini hiç unutmuyorum. Uyku tutmuyordu, Hürriyet rakibimizdi ve Ankara temsilcisi Ertuğrul Özkök’ün gideceğini öğrenmiştim. Son derece kısıtlı iletişim imkânlarıyla otelin  ankesörlü telefoundan herkesi arayarak aynı uçağa binebilmek için çırpındım durdum.

Saat 02.15 e gelmişti, oda telefonu çalınca heyecanla açtım. Telefonun öbür ucunda gece bir kaç kez aradığım ve Azerbaycan’da bir nevi Petrol Bakanı görevi yapan Rasul Kuliyev vardı. KGB’nin Azerbaycan yerel biriminde bir Azeri arkadaşıyla konuştuğunu ve sabah uçağıyla beni Nahcivan’a göndermek için bir yol aradıklarını söyleyip “Sen her ihtimale karşı eşyalarını hazırla büyük ihtimalle sabah 05.00 gibi gelip seni alırım, üzülme seni o uçağa bindirmek için elimizden geleni yapacağız” dedi.  Duyduklarıma inanamıyordum, Kuliev telefonu kapattığında gece boyu yaşadığım stresten olsa gerek gözlerimden yaşlar aktığını ve kendi kendime ‘doğum günün kutlu olsun’ diye mırıldanarak koltuğa yığıldığımı hatırlıyorum.

Nahcivan uçağında Özkök önümdeki koltuğa oturdu

.  .  .

Şaşkındım ve hala inanamıyordum, öğleden sonra Elçibey‘le görüşmemizde Rasul Kuliev ve ‘Halk Cephesi’nin diğer yetkilileriyle aynı masada oturup bağımsızlık mücadelesi konusunda uzun uzun sohbet etmiştik. Telefonda gideceğim konusunda kesin konuşmamasına rağmen hemen eşyalarımı hazırlamağa başladım. Otel resepsiyonuna beni saat bdeşte uyandırmasını söyledim. Uyku falan düşündüğüm yok, ses kayıt cihazını çantaya koydum ve fotoğraf makinalarının pillerini şarja taktım. Saatler bir türlü geçmek bilmiyordu, saat 04.00 e doğru geldiğinde içim geçmiş koltukta uyuyakalmıştım. Telefonun ziliyle fırladım saat tam 05.00 ‘ti, telefonda Kuliev hemen aşağı in bekliyoruz’ diyerek kapattıktan sonra pencereden aşağı bakınca yanında biriyle, Sovyet döneminin efsane makam arabalarından siyah Çayka ile Otelin kapısında beklediğini gördüm.

Nahcivan uçağında minibüs gibi ayakta seyaht edenler vardı

.  .  . 

Aşağı indiğimde Rasul Kuliev bana sarılıp  ‘Çok uğraştık ama Nahçivan’a gidiyorsun merak etme’ dedikten sonra arabaya bindik. Bakü Havalimanına vardığımızda Kuliev‘le gelen ve yolda ağzından tek kelime çıkmayan adam pasaportumu istedi. Bir süre sonra bizi yolcuların geçmediği bir kapıdan VIP salonunun önüne götürdü ve ‘Eşyalarını al içerde bekle diğer Türk gazetecisi de orada. Ne sorarsa sorsun nasıl geldiğinle ilgili hiçbir şey söyleme sadece Nahcivan’a gitmek için Moskova’dan izin aldım aldım de o kadar. Nahcivan Devlet Başkanı’na haber verildi, uçak iner inmez seni meydanda uçağın kapısından alacaklar, hayırlı yolculuklar” dedi. İnat etmiş ve başarmıştım, vedalaşmak için Rasul Kuliev’e sarıldığımda gözyaşlarını tutamamıştı “Seni gönderemeseydim kahrolurdum, Allah yardımcın olsun merak etme uçak kalkıncaya kadar burada bekleyeceğiz” diyerek beni uğurladı.

VIP Salonuna girdiğimde Ertuğrul Özkök’ten başka kimsenin olmadığını gördüm. Beni gördüğünde gözlerine inanamadı. Sapsarı kesildiğini hatırlıyorum… Adeta donmuştu. Ben ‘Üstat Merhaba’ deyince ‘hayırdır sen nereye’ kelimeleri ağzından dökülüverdi. Onu meslektaşı olarak en iyi ben anlayabilirdim, Nahcivan’a yalnız gitme uğraşıları, özel haber hayalleri yıkılmıştı. Ben bu seyahati onun gideceğini daha doğrusu kimsenin gidemeyeceğini düşünerek planlamıştım. Yine ben davrandım ve “Nahcivan’a gidiyorum, sende oraya gidiyorsun, merak etme artık aynı gemideyiz birbirimizi atlatmamız söz konusu değil, Sovyetler Birliği’nin 70 yıllık tarihinde dünyada Nahcivan’a ayak basacak ilk gazeteciler olarak tarihe geçeceğiz. Türkiye’ye birlikte döneceğiz ve yazılarımızı telefonlaşarak aynı gün başlatacağız” dediğim halde biraz rahatladı ama sıkıntısını üzerinden atamadı.

 

Nahcivan’ın Edebiyat Müzesinde Ertuğrul Özkök’le “70 yıldır buaragelen ilk Türkler olarak şeref defterine hislerimizi yazdırıp imzalattılar.

. . . 

Uçak hazırdı, bekleme salonundan çıkıp apronda yürüyerek Sovyet Havayolları Aeroflot‘un 28 kişilik YAK-40 tipi uçağına bindik. Uçak dolmuş gibiydi ortada ve ayakta gidenlerle 34 kişiyle havalandı. Yerler numarasızdı Özkök önümdeki koltuğa oturdu, rahatlamıştı. Nahcivan havalimanına indiğimizde bizi şaşırtan bir sürprizle karşılaştık. Uçağın kapısına kırmızı halı serilmiş Nahcivan Özerk Cuımhuriyeti hükümetinin Bakanları dizilmiş bizi bekliyordu. Uçaktan inip teker teker Bakanlarla tokalaştıktan sonra bizi doğru Devlet Başkanlığı binasına götürdüler.

Nahcivan’da  kaldığımız  Devlet Konukevi

.  .  .

Devlet Başkanı Sakine Abbas Aliyeva bizi çok sıcak karşılayıp “Bağımsızlık Kararı”nı anlatırken tarihi kararın bir de fotokopisini verdi. Kararda, daha önce bazı kaynaklar tarafından öne sürüldüğünün tersine “Türkiye’ye bağlanma” diye bir hüküm yer almıyordu.

sırayla bize röportaj verdikten sonra onunla birlikte birbirimizin fotoğrafını çekerek vedalaştık.  Oradan bizi ‘Devlet Konukevi’ne götürdüler. Geniş bir bahçe içinde kocaman konuk evinde ikimiz kalacaktık .Tarihinde ‘Nahcivan’a ayak basan ilk gazeteciler olarak şeref defterini’ yazıp imzaladık. Orada kaldığımız süre içinde yaşanan ilginç olayları “Atatürkçü Nahcivan” röportajında  6 günlük yazı dizisinde detaylarıyla anlattım.

Nahcivan Devlet Başaknı Aliye Sakinova ile 

.  .  .

Döndükten sonra 18 Şubat günü bizim Nahcivan’a girdiğimizden habersiz oraya kaçak girmeye çalışan Milliyet’ten Rafet Ballı, Mücahit Büber ve benim gittiğimden habersiz Günaydın’dan arkadaşım İrfan Sapmaz KGB ajanları tarafından Nahcivan uçağına bindikten sonra tutuklandılar. Bakü’de gizli Servis’in berbat hapishanesinde casusluk iddiasıyla sorgulanan meslektaşlarımız Türkiye’nin girişimleriyle tam 75 gün sonra serbest kalabildiler.  Bizim Röportajlar onlar tutuklandıktan 6 gün sonra Özkök’le birbirimize söz verdiğimiz gibi 24 Şubat 1990 da Günaydın ve Hürriyet’te aynı gün yayınlanmaya başladı.

aliye-sakinova

Ertuğrul Özkök‘ü tanıyanlar bilir, Gazetecilik yapana hakkını teslim edenlerdir. Bana da ‘Helal olsun’ diyerek ‘Senin bu yaptığını her zaman bir gazetecilik başarısı olarak anlatacağım’ dedi.  Gerçekten bir süre sonra Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olduktan sonra bu olayı birkaç kez Yazı işleri toplantısında anlattığını duydum. Bende 1991’in Mayıs ayında Günaydın’dan Hürriyet’e geçtiğimde birkaç kez arkadaşlarla birlikte otururken bu olayı ‘Örnek gazetecilik inadı ve başarısı’ olarak anlattığına şahit oldum.

 

     

Nahcivan Özerk Cumhuriteyi Bağımsızlık bildirisi

Paylaş:

2 thoughts on “SIRADIŞI BİR DOĞUM GÜNÜ HİKAYESİ, SOVYETLER BİRLİĞİNDE 28 YIL ÖNCE BUGÜN

MuammerELVEREN için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir