UNUTAMADIĞIM SARAYBOSNA

 

YOĞUN ÇATIŞMA VE KATLİAMLARIN OLDUĞU SARAYBOSNA…
Bugün sizi on bini aşkın sivilin katledildiği Saraybosna’da, 5 Mart 1994 gününe götüreceğim. Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nde 1990’lı yıllara girildiğinde ‘Özerk Cumhuriyetler’ birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan etmeye başladı. Bunlardan biri olan Bosna-Hersek’te 1 Mart 1992 den 14 Aralık 1995 tarihine kadar süren iç savaşta Sırplar yönetimde söz sahibi olan Müslümanlara karşı büyük bir katliam hareketi başlattı. Katledilen yaklaşık 100 bin kişinin yüzde 83’ü, yarısı sivil olmak üzere Müslüman Boşnaklardan oluştu. Saraybosna ise bütün dünyanın gözü önünde tam 44 ay boyunca ağır silahlı Sırp çeteleri tarafından abluka altına alınarak 10 binden fazla sivilin öldürüldüğü büyük bir katliama sahne oldu. Sırp Komitacı ve Milislerin saldırılarıyla Bosna’da kan gövdeyi götürürken Sırbistan ordusu bu gözü dönmüş katillere silah, milis ve mühimmat desteği veriyordu. 

SARAYBOSNA’YA GİDER MİSİN?
O günlerde Hürriyet Paris Bürosunda Fransa’nın Birleşmiş Milletler çerçevesinde Saraybosna’ya asker göndermesi haberini yazarken, Genel Yayın Yönetmenimiz Ertuğrul Özkök arayarak ‘Muammer, Saraybosna’ya gider misin? Faruk Zabçı bir süredir orada, şartlar çok zor biraz yorulmuş Londra’ya dönmek istiyor, yani nöbeti sen devralacaksın’ dedi. Daha önce Azerbaycan’da ‘Dağlık Karabağ savaşı, Moskova’da Gorbaçov’a karşı yapılan darbeyi, Romanya’da Çavuşesku’ya karşı ayaklanmayı ve Bulgaristan’da Jivkov dönemindeki olayları’ da ben izlemiştim. Tereddüt etmeden ‘Tamamdır’ diyerek hazırlıklara başladım. Karayoluyla gitmek imkânsız olduğu için önce Birleşmiş Milletlerin Zagreb’teki karargâhını aradım. Çünkü Saraybosna Sırpların kuşatması altındaydı ve Havalimanı sivil uçuşlara kapalı olduğundan oraya sadece askeri malzeme götüren BM askeri nakliye uçakları uçabiliyordu. Paris’ten ilk uçakla Zagreb’teki ‘BM Operasyon Merkezi’ne gidip bölgede çalışabilmek için akredite olduktan sonra BM basın kartımı aldım. Bana Saraybosna’ya gidebilmem için İtalya’nın sahil kenti Ancona yakınlarındaki Askeri Havalimanından gidecek bir nakliye uçağı beklemem gerektiğini söylediler. Zagreb’ten Ancona’ya kara yoluyla ulaştıktan sonra ‘Askeri Üs’te beklemeye başladım. 

SARABOSNA’YA GİTMENİN TEK YOLU ASKERİ UÇAK
Saraybosna’da yoğun çatışmalar ve Sırp çetecilerin kanlı saldırıları sürerken bölgeye girmenin tek yolu BM’ye askeri uçaklarını tahsis eden ülkelerin erzak ve mühimmat taşıyan bu nakliye uçaklarıydı. BM’den akredite olan gazeteciler uçaklara çelik yelek, miğfer ve en az eşya bulundurma şartıyla binilebiliyordu. Bir iki uçak kalktı ama tıklım tıklım erzak, silah ve askeri mühimmat dolu olduğu için beni almadılar. Öğleden sonra gelen bir Kanada C-47 Nakliye uçağının Albay pilotuyla Fransızca sohbet edince ikna olup beni götürebileceğini ancak uçakta koltuk olmadığı için uçaktaki askeri araçlarla silahların arasında bezden şezlong şeklinde bir yere oturabileceğimi söyledi. Uçağın içi hangar gibiydi, bir askeri kamyon ve 2 jeep’in etrafında istif edilmiş silah ve mühimmat sandıklarının arasında bir boşluk bulup oturdum. 

OTELİN DIŞ CEPHESİ DELİK DEŞİK
Uçak, bombalardan binası harabeye dönmüş Saraybosna Havalimanına indiğinde hava kararmak üzereydi. Şehir merkezine gitmek için Sırp bölgesinden geçmek gerekiyordu ve keskin nişancılar nedeniyle son derece tehlikeliydi. Hava limanını korumakla görevli BM askerleriyle sohbet edip fotoğraf çektirirken benden önce gelen iki gazeteciyle bizi BM Zırhlı aracıyla Saraybosna merkezinde tüm dünya basının kaldığı tek yer olan Holiday İnn oteline bıraktılar. Sırpların mevzilendiği tepelerin tam karşısında bulunan Otelin dış cephesi roketatar ve başka silahlarla yapılan atışlarla delik deşik olmuştu. Saraybosna’yı adeta cehenneme çeviren çatışmalar sırasında Sırp ordusundan destek alan Çeteciler kent merkezini farklı saatlerde ateşe tutarken yüzlerce sivil hayatını kaybediyordu.

KURŞUNLAR ODAMIN PENCERESİNİ YERLE BİR ETTİ
Faruk Zabçı beni otelin kapısında bekliyordu, sarılıp kucaklaştıktan sonra kalacağım odayı gösterdi. Saraybosnalı Müdür Türk olduğumuz için torpil yaparak ikinci katta bir oda vermişti çünkü tepelerden açılan ateş sonucu dördüncü kattan sonraki odaların bir kısmı isabet alıyordu. Buna rağmen odamın penceresi 3.cü gece açılan ateş sonucu yerle bir olmuştu. Bende diğer gazeteciler gibi yatağı banyoya yerleştirerek yattığım için o gece yara almadan kurtulmuştum. Sabah Birleşmiş Milletlerden gelen askerler odamın kırılan camlarını, üzerinde BM’nin Fransızca kısaltılmışı ONU yazılı naylonlarla kapattı. Uluslararası Medyanın savaş muhabirleriyle birlikte kaldığımız tek otel olan Holiday İnn Saraybosna’da Sırp çeteci ve keskin nişancıların (Sniper)sürekli ateş açtığı ve hedef seçtiği binalardan biriydi. 

KULAKLARI SAĞIR EDEN PATLAMA
Faruk büyük bir heyecanla bana oteli gezdirirken hangi kat ve odaların Sırp çetecilerin hedefine açık olduğunu anlatıyor bir yandan da karşıdaki tepelerden belirsiz saatlerde ateş açıldığını söylüyordu. Otelin 5.ci katında isabet almış bir odayı göstermek istediğini belirterek beni Asansöre götürdü. Kata vardığımızda Asansörün kapısı açılır açılmaz kulakları sağır eden bir patlama sesi ile yere kapaklandık. Vücudumuzun yarısı asansörün içinde yarısı kapının dışında kalmıştı. Kafamızı kaldırdığımızda karşıdaki merdivenlerden yüzü ve elleri kanlar içinde olan bir genç kızın inmeye çalıştığını görünce yerden kalkıp onu hemen asansöre aldık. O arada yukarıdan iki genç kız daha asansöre yetişti. 

SARAYBOSNA’YA HOŞ GELDİN
Meğer biz tam asansörden çıkarken karşıdan bir roketatar atılmış ve Otelin 6.cı katına isabet etmişti. Yaralanan kız otelin Telefon görevlisiydi oda misafir gelen ve sonradan asansöre binen iki kız arkadaşına oteli gezdiriyormuş. Bu şok edici olay bana adeta ‘Saraybosna’ya Hoş Geldin’ olmuştu. Faruk akşam gelen Zırhlı Araç’la Havalimanın yolunu tutarken ben otelin lobisinde zorlu geçeceği ilk günden belli olan Saraybosna’da yapacağım çalışmaları planlamaya koyuldum. Savaş döneminde son derece tehlikeli günler geçirdiğim ve farklı tarihlerde iki kez görev yaptığım Saraybosna’da gerçekleştirdiğim ‘Yeşil Bereliler’ röportajı ise savaş sonrası Lahey Adalet Divanı belgelerine girdi.

 

 

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir