ÜÇ MAYMUN FİLMİNİN ÖDÜLLÜ SANATÇISI HATİCE ASLAN, KUZGUN DİZİSİNDE

 

KUZGUN DİZİSİNİN BAŞARLI OYUNCUSU, ÜÇ MAYMUN FİLMİNİN ÖDÜLLÜ SANATÇISI HATİCE ASLAN
Çok İyi bir arkadaş ve dost olan, Tiyatro, Televizyon dizileri ve film sanatçısı Hatice Aslan Star TV’de beğenilen Kuzgun dizinde oynuyor. Hatice Aslan Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği Üç Maymun filmindeki başarısıyla ,Yeşilçam Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, SİYAD Türk Sineması Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Ödülü ve River Run Uluslararası Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu Ödülü ve Vücut filmiyle de Altın Koza Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu Ödülüne layık görüldü. Ferhunde Hanımlar ve En Son Babalar Duyar dizilerindeki rolleriyle de tanınan Aslan ‘Lale Devri , Bir Deli Rüzgar, Adı Zehra, İçimdeki Fırtına, Düğün Şarkıcısı, Bugünün Saraylısı, Mayıs Kraliçesi ve en son Kuzgun dizisinde rol aldı. Fotoğraflar Cannes film Festivalinden…

3 Maymun ‘un başrol oyuncusu Hatice Aslan

Ben kimseden rol çalmadım

47 yaşındayım, sanat yaşamımda hep sade bir çizgide gittim, 23 yıl Devlet tiyatrosunda oynadım, bir sürü ödüller aldım, böyle bir şeyi bana nasıl yakıştırırlar, gerçekten çok üzücü ve bu tür dedikodular Altın Palmiye adayı ödüle doğru giden bir filmi baltalamaktan başka bir şey değildir.

Aslan “Eteğim çok uzun olduğundan hareket etme kabiliyetim çok azdı. Topuklu ayakkabı ve uzun kuyruklu bir kıyafetle hızlı yürüyenlere eşlik etmek mümkün mü? Süratli yürümeye kalksam etek ayağıma dolanabilir düşebilirdim, daha mi iyi olurdu. Biz burada ülkemizi temsil ediyoruz bu tür dedikodulara kulak tıkamamız lazım” dedi.

Öyle bir problem olsa ekip arkadaşlarım gelip bana söylerdi. Kırmızı halinin ortasında fotoğraf çekimi bittikten sonra merdivenlere doğru giderken fotoğrafçılar arkamdan  Hatice… Hatice… Hatice diye bağırmaya başladılar, bu televizyon kayıtlarında da var, kırmızı halıdan geçen sanatçıların yaptığı gibi dönüp poz verdikten sonra arkadaşlarıma yetiştim ve birlikte

Hatice Aslan  62 Sivas doğumlusunuz?

Devlet Demir Yolları çocuğuyum ben, babam DDY memurdu emekli olduktan sonra Malatya’ya Kuluncak kazası Darılı köyüne geri döndü simdi orada yaşıyor. Ankara devlet konservatuvarı, çok çalışkandım, Cüneyt Gökçer beni çok severdi, hatta manevi kızı derlerdi, Ankara küçük sahnede sınava girdiğimde Cüneyt Gökçer “Bu kız bir şey olacak göreceksiniz” demişti.    Cüneyt Bey ilk yıl beni bir üst sınıfa atlama teklifinde bulundu ben kabul etmedim. Müdür yardımcımız Çağlar Türkler geldi nasıl kabul etmezsiniz derslerden korkuyorsanız yardımcı oluruz diye çıkıştı. Bir üstümüz çok daha afacan bir sınıftı, bu nedenle kabul etmedim. Bu yürek isi her zaman olduğu gibi içimdeki sese kulak verdim. Girdiğim dönem şartlar bu kadar iyi değildi. Tiyatroyu ancak turneler Sivas’a geldiğinde görüyorduk. Okulu bitirdikten bu yana 23 yıldır Ankara Devlet tiyatrosundayım. Bilfiil çalıştım ve hiçbir zaman Bankamatik memuru olmadım.

İlk oyununu hatırlıyor musun, hangi eseri oynadın?

İlk oyun Nezihe Araz’ın ‘Bozkır güzellemesi’ Kenan Isı sahneye koymuştu. O oyunla çok turneler yaptık. Sivas’a gittiğimizde çok enteresandır… Küçükken babam DDY memuru olduğu için bize meydandaki Atölye sinemasına girmemiz için kart dağıtırlardı, ablamla sinemaya giderdik ve bana o film seyrettiğim sinema salonunda “Gülizar” rolüyle  “Bozkır güzellemesi ” oyununu oynamak nasip oldu. Çok duygulandım, kökenim Malatya olduğu halde orada büyüdüğüm ilk, ortaokul ve Liseyi bitirdiğim yer olduğu için Sivaslıyım diyorum.

Ondan sonra sanat yaşamı nasıl gelişti, uzun yıllar süren televizyon dizileri ne zaman geldi?

Televizyon mezun olmamla beraber geldi mezun olduktan sonra TRT’de is yapmaya başladım, tiyatro ile beraber hep dizi oldu. Hatta “Ferhunde hanim ve kızları” 7 yıl süren 1200 bölümlük, Ankara yasamım o diziyle geçti zaten. Ayni dönem tiyatro da da “Aziz name 95 ” diye bir oyun oynadık o da yurt içi yurt dışı 5 yıl kapalı gişe devam etti. 2002 de “En son babalar duyar” dizisin de oynamağa başladım o da 5 yıl sürdü. Sinemaya da ilk kez Nuri bilge Ceylan’ın teklifiyle “3 Maymun” da oynadım. 47 yaşındayım ve 22 yaşında Mimar Sinan üniversitesinde okuyan bir oğlum var.

Peki, Sivas’a Malatya’ya geri dönüp ta oralardan dünya sineması kalbinin attığı “Uluslararası Cannes Film Festivaline gelmek, yüzlerce fotoğrafçı ve kameranın önünde kırmızı halılı merdivenlerden çıkmak nasıl bir duygu?

Bizi sizden önce aldılar, salonda sizin kırmızı halıdan geçişinizi filmin oynayacağı dev sinema ekranından verdiler. Nuri bilge ve eşi dışında hepinizin heyecanı yüzünüzden okunuyordu.Kırmızı halılı merdivenlerden geçmek çok güzel çok büyük keyif, bende diğer arkadaşlarım gibi ülkemizi en iyi şekilde temsil etmeye çalıştım, zira basta ülkemiz için filmimizle buradayız. Öncelikli olarak hep bunları düşünerek yola çıktım filmin seçildiğini öğrendikten sonra kıyafetim için büyük bir arayış içine girdim tek tek bütün dükkânları bütün modacıları dolaştım. Sonunda Özlem Süer’in benim tarzıma, romantik tarafım olduğu için kıyafette kumaşa önem veren bir insanim. Özlem Süer’in tarzı bana uygun olduğu için seçtim. Takıları da Dilara Karabay’dan beğendim. Zaten dört koldan herkes yârdim etti, bir yandan Kanal-D ‘de yayınlanacak “Düğün Sarkıcısı” dizisinin çekimlerine gidiyorum, pazar günü yayına girecek. Bütün ekip lütfen düğün sarkıcısını unut sen git en iyi şekilde filminin galasında bulun derken yapımcım maddi manevi ne gerekirse söyle gerekeni yaparız güvencesi verdi, inanılmaz bir destek verdiler. İnanın kuaförüm bile her türlü malzemeyi temin etti.

Merdivenlerden çıkış, fotoğrafçıların sizi durdurup çekmek içim ısrarlı bağırışları, ardından ekip olarak dünyanın en önemli filmlerinin oynadığı Festival Sarayının dev sinema salonuna girdiniz, neler hissetiniz?

Filmi ilk defa orada seyretmenin de heyecan vardı, acaba nasıl oynadım, hangi sahneler montajlandı, hangileri atıldı. Onu merak ediyordum çünkü daha renk ayarları yapılmadan sadece sesle ilgili bir düzeltme için minik bir sahnesini görme imkânım olmuştu, tüm arkadaşlarım ayni durumdaydı ve hiçbirimiz filmi görmemiştik. Böyle dev bir ekranda insanın kendini seyretmesi tek kelime ile muhteşem, film çekileli yaklaşık bir yıl olmuş o sahnelere geri dönüyorsunuz. Filmi aslında seyretmiyor sanki içinde yaşıyorsunuz müthiş bir duygu. Oynadığım Hacer rolü çok zor bir karakterdi.

Tiyatro sahnesi ya da televizyon dizisinin setinden çok farklı bir atmosferde film çekiliyor, Hacer rolünde hiç zorlandım?

Aslında 23 yılın verdiği bir oyunculuk tecrübesi var. Evet, sinema benim için çok yeni ama cepte malzemelerimiz var, hocalarımızın ceplerimize doldurduğu malzemeler var. Sırası geldiğinde onlardan yararlanıyoruz. Nuri Bilge Ceylan’la çalışma çok rafine bir çalışmadır gerçekten ne istediğini iyi biliyor ve oyuncuya çok geniş bir alan bırakıyor, atmosferi, hazırlıyor, yani yüzde 80 oyuncuyla ilgilenen bir yönetmen, oyuncuya da sadece oynamak kalıyor.

Yavuz Bingöl ile filmdeki ismi şoför Eyüp ile zor sahneler var, erotik olmayan sanatsal bir çıplaklığın oynandığı bir sahne var. Orada zorlandınız mı?

Yavuz “O sahneyi okuduğum zaman hep bu sahne nasıl çekilecek diye bayağı düşündüm, inanılmaz gerildim ” diyor. Fakat benim tiyatro geçmişim olduğu için Tiyatro’da o tarz sahneler var ama ne olursa olsun Yavuz’un karsısında çıplak bir kadın var. Ama tiyatro eğitiminde öğrendiğimiz, çıplak olsak bile üzerimizde bir kıyafet vardır, oradaki da Hacer’in kıyafetidir. Zor sahneydi, çekilirken pek anlamadım ama filmi seyrederken aaa Yavuz bayağı üstüme çıkıp çullanmış, inanın nasıl olmuş o sahne, demek ki role o kadar kaptırmışız ki kendimizi böyle ilginç bir sahne çıkmış.

Peki, birde intihar teşebbüsünde bulunma sahnesi var, film Yedikule tren yolunun kenarındaki eski bir evde çekilmiş, devrilecekmiş gibi duran bir evin terası duvarına çıkıp televizyon direğine tutunarak durmak son derece tehlikeli değil mi o sahneyi anlatır mısın?

Evet, bir kaç kez tekrar ettiğimiz bir sahneydi ve gerçekten ev yıkılacakmış gibi duran çok eski bir ev. Zaten filmde intihar sahnesini seyrederken beni kimse bir daha o duvara çıkartamaz dedim. Çünkü çekimde üç gece çıktım, güvenlik önlemleri alınmıştı ama yine de ürkütücü, insan kendini bir an için boşlukta hissediyor. O evle ilgili ilginç bir olay yaşadık. Çekimler sürerken bir yetkili geldi ve “biz bu evi yıkacağız, çünkü eski ve güvenli değil altondan metro geçiyor, her an başınıza yıkılabilir” dedi. Birden panik yaşamaya başladık, çünkü film bitmemiş ve o ev bize lazım mecburen acele acele evle ilgili birçok sahne öne alındı, bütün program ters yüz oldu, çekimler hızlandı, neyse ki film bitti ama gelin görün ki ev hala yıkılmadı.

Televizyon dizileri ve tiyatro sahnesi ile film çekimi arasında sanatçı açısından büyük fark var mı?

Sinema tiyatrodan da diziden de farklı, burada ben 2,5 ay Hacer’in müziği olan Yıldız Tilbe’nin şarkısını sürekli dinledim ayni zamanda çok zor kilo alan biri olduğum halde Hacer karakterine uymak için kilo almaya çalıştım. İster istemez içinde yaşıyorsunuz ve sinemada öyle o ceketi üzerinizden çıkartıp yola devam edemezsiniz. Bakin filmin çekimi sırasında çok ilginç bir olay oldu.

Son mesajını alayım

Dileğim, sevginin ve hoşgörünün çok ama olabildiğince çok yayılmasını isterim, o kadar çok yoğun olsun ki kötülükler o potada erisin isterim.

 

HATİCE ASLAN VE SAADET IŞIL AKSOY YENİDEN CANNES?DA

Muammer ELVEREN-CANNES

22 Mayıs 2009 Cuma

Saadet Işıl Aksoy ve Hatice Aslan’ın rol aldığı “Eastern Plays”, Cannes Film Festivali’nin? Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde gösterildi. Saadet Işıl Aksoy ve Hatice Aslan’ın rol aldığı Eastern Plays, Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde gösterildi. İkili, kendilerini kırmızı halıda görmeyi bekleyenlerin niye hayal kırıklığına uğradığını ise Kelebek’e anlattı.

Filmimiz yarışmadı

Geçen yıl “3 Maymun” ana yarışma dalında Altın Palmiye adayı olduğu ve gösterimi festival sarayında yapıldığı için kırmızı halıdan geçilmişti. Bu yıl ise durum çok farklıydı. Çünkü “Eastern Plays”,yarışmaya paralel gösterildi. Yani oyuncular herhangi bir ödül için yarışmadı. Dolayısıyla kırmızı halıda yürümemiz söz konusu değildi. Ama bu Türkiye’de polemik konusu olmuş.

Yine de gururluyuz

Kırmızı halılı merdivenler, ana yarışma dalında Altın Palmiye ödülüne aday filmlerin yönetmen ve oyuncuları ile özel davetlilerin festival sarayına girerken geçtikleri yerdir. Oysa bizim filmimiz festival sarayı dışında bir salonda gösterildi. Yani orada kırmızı halı falan yoktu. Yine de festivalde bulunmak çok güzel bir duygu. Oyuncu olarak ülkemizi temsil etmek bize gurur verdi.

Türk aileyi dövenler gerçekten ırkçıydı

Saadet Işıl Aksoy, Hatice Aslan ve Kerem Atabeyoğlu’nun bir Türk ailesini canlandırdığı Bulgar yapımı “Eastern Plays-Doğu Oyunları” filmi, 62. Cannes Film Festivali’nin “Yönetmenlerin 15 Günü” bölümünde gösterildi.

Muammer Elveren,  Aksoy ve Aslan ile Cannes’da hem filmi hem de ikinci kez katılma fırsatı buldukları festivali konuştu.

Hatice Hanım, geçtiğimiz yıl da “3 Maymun” filmiyle Cannes Film Festivali’ne gelmiştiniz. Buraya ikinci kez gelmek size neler hissettirdi?

Hatice Aslan: Tabii bir Türk sanatçı olarak festivalde olmak çok güzel bir duygu. Her ne kadar film Bulgar yapımı olsa da oyuncular olarak ülkemizi temsil etmek bana da Saadet’e gurur veriyor.

Saadet Hanım, siz de “Yumurta” filminin ardından ikinci kez buradasınız.

Saadet Işıl Aksoy: Evet, Cannes’da olmak bir Türk oyuncusu olarak gurur verici. Başka bir ülkenin filmiyle bile olsa, ülkemizin adını duyurmak güzel.

Bulgar yönetmen Kamen Kalev, sizinle çalışmaya nasıl karar verdi?

Saadet Işıl Aksoy: Kamen Kalev’le Saraybosna Film Festivali’nde sohbet etme imkanımız oldu. “Eastern Plays”in konusunu anlattı ve benden filmdeki Türk kızı oynamamı istedi. Türkiye’ye döndüğümde filmin senaryosunu e-mail’le gönderdi. Hikâyenin bu kadar güzel ve çarpıcı olduğunu görünce teklifi kabul ettim. Daha sonra filmin Türkiye ayağının cast direktörü Harika Uygur, Hatice ve Kerem Atabeyoğlu ile konuştu, onlar da kabul ettiler.

Hatice Aslan: Benimle cast şirketi irtibata geçti. O zaman daha “3 Maymun”un çekimleri yapılmamıştı. Teklifi kabul ettim. Kalev’le çekimler sırasında çok rahat çalıştık. Bir aile gibiydik. Ancak bizi en çok üzen şey, film bittikten bir süre sonra başrolde oynayan yönetmenin çocukluk arkadaşı Christo Christov’un kurtulmak için mücadele verdiği uyuşturucudan yaşamını yitirmesi oldu. Christo çekimler boyunca tedavi görüyordu ve çok da mutluydu.

Siz de ilk kez burada izlediniz. Neler hissetiniz, nasıl buldunuz filmi?

Hatice Aslan: Film, konusu itibarıyla zaten sürükleyici. Yönetmenin de ırkçılıkla ilgili olayları çok iyi gözlemleyerek aktarması, filme farklı bir özellik katmış.

Saadet Işıl Aksoy: Yönetmen, filmi çok insani bir yaklaşımla çekti. Kendisi Bulgar olduğu halde ülkesindeki ırkçıların Türk aileye saldırmalarını ve babayı öldüresiye döverek hastanelik etmelerini hiç çekinmeden en sert şekliyle gösterdi. Filmde Neonazi tehdidine dikkat çekiyor ve buna karşı siyasetçilerin duyarsızlığına gönderme yapıyor.

Bulgar ırkçıların Türk aileye saldırdığı sahne çekilirken zorlandınız mı?

Saadet Işıl Aksoy: Evet, gerçekten çok zor sahnelerdi. Christo’nun gerçek bağımlı olması gibi, ırkçı rolünü oynayanlar da oyuncu değil, gerçek bir ırkçı grubuydu. Çekimlerde onlarla iletişim kurmakta zorlandık.

Hatice Aslan: Filmin en zor sahnesiydi ama o sahnede bile yönetmen insani yaklaşımlara, hoşgörüye dikkat çekti. Saldırıyı yapan Neonazi grubun içinde, bizi kurtarmaya çalışan Christo’nun kardeşi de var mesela. Orada bir ailenin iki çocuğu arasındaki tezatları gösteriyor. Biri bize saldırırken, diğeri feci şekilde dayak yediği halde bizi kurtardıktan sonra ambulans çağırıp hastaneye gitmemizi sağlıyor. Filmin insani değerler konusunda önemli mesajları var.

Saadet Işıl Aksoy: Film hoşgörüsüzlük ve iletişimsizliği hoşgörü ve iletişimle iç içe anlatıyor. Bulgar ırkçıların saldırısına rağmen Türk ailenin kızı, onları kurtaran ve hastaneye devamlı gidip gelen Christo’ya aşık olabiliyor. 

Son olarak Cannes’dan Türkiye’ye mesajınız?

Hatice Aslan: Türkiye’yi temsil ettiğimiz için gururluyuz. Birçok ülke sinemasının buluşma yeri olan böyle festivallere katılmak, çok önemli. – Saadet Işıl Aksoy: Filmin tanıtımı için sahneye çıktığımızda Türk oyuncular olarak tanıtılmamız gurur vericiydi. Tabii bu tür festivaller iş ilişkilerinin kurulduğu yerler olmaları açısından da önemli. Türk sineması son yıllarda birçok yabancı festivalde kendini gösterdi. Buna katkı sağladıysak, ne mutlu bize.

YANLIŞ ANLAŞILMA OLMASIN, KIRMIZI HALIDA YÜRÜMEDİK

Hatice Aslan: Bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istiyoruz. Geçen yıl “3 Maymun” ana yarışma dalında Altın Palmiye adayı olduğu ve gösterimi festival sarayında yapıldığı için kırmızı halıdan geçmiştik. Bu yıl ise durum çok farklıydı. Çünkü “Eastern Plays”, yarışmaya paralel gösterildi. Böyle olunca da oyuncular herhangi bir ödül için yarışmadı. Bu yüzden kırmızı halıda yürümemiz söz konusu değildi. Ama bu Türkiye’de polemik konusu olmuş.

Saadet Işıl Aksoy: Kırmızı halılı merdivenler, ana yarışma dalında Altın Palmiye ödülüne aday filmlerin yönetmen ve oyuncuları ile özel davetlilerin festival sarayına girerken geçtikleri yerdir. Oysa bizim filmimiz festival sarayı dışında bir salonda gösterildi. Yani orada kırmızı halı falan yoktu.

BAŞROL OYUNCUSU UYUŞTURUCUDAN ÖLDÜ

Bulgar yönetmen Kamen Kalev’in yönettiği “Eastern Plays-Doğu Oyunları”, yönetmenin ilk filmi olması nedeniyle Cannes Film Festivali’nde “Altın Kamera” ödülüne aday gösterildi. Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da ırkçıların saldırısına uğrayan üç kişilik Türk ailesini kurtaran uyuşturucu bağımlısı İtso’nun dramını anlatan filmde, başrolü asıl mesleği heykeltıraşlık olan Christo Christov üstlendi. Ancak gerçek yaşamında da uyuşturucu bağımlısı olan ve tedavi gören Christov, filmin çekimleri tamamlandıktan bir süre sonra uyuşturucu yüzünden hayatını kaybetti.

Christov’un ölümü, filmin Cannes Film Festivali’ndeki gösteriminin ardından yazılı olarak perdeye yansıdı. Yönetmen Kamen Kalev ve aralarında Saadet Işıl Aksoy ile Hatice Aslan’ın da bulunduğu film ekibi gösterimin ardından dakikalarca ayakta alkışlanırken, bazı izleyicilerin ağladığı görüldü.

Muammer Elveren/Cannes/Hürriyet

 

 

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir